Lem'alar - page 162

daha aklım başıma gelmedi. Fakat, lillâhilhamd, üstadı-
mın kat’î ihbarıyla, ona ihtar edilmiş ki, o musibetin her
dakikası bir gün ibadet hükmünde olduğunu rahmet-i İlâ-
hiyeden ümitvar olabiliriz. Çünkü, o hata bir garaza bi-
naen değildi. sırf ahiretimi düşünmek noktasında o arzu
geldi.
BEŞİNCİSİ
Hakkı efendidir. Şimdi burada olmadığı için Hulûsî’ye
vekâlet ettiğim gibi, ona da vekâleten derim ki:
Hakkı efendi talebelik vazifesini hakkıyla ifa ederken,
ahlâksız bir kaymakam geldi. Hem üstadına, hem de
kendine zarar gelmemek için, yazdıklarını sakladı. Mu-
vakkaten hizmet-i nuriyeyi terk etti. Birden, bir şefkat to-
kadı manasında bin lirayı vermeye mükellef olacak bir da-
va başına açıldı. Bir sene o tehdit altında kaldı. tâ geldi,
burada görüştük, avdetinde hizmet-i kur’âniyeye talebe-
lik vazifesine girdi. Şefkat tokadının hükmü kalktı, tebrie
etti.
sonra kur’ân’ı yeni bir tarzda
(HaşİYe)
yazmak hususun-
da talebelere bir vazife açıldı. Hakkı efendiye de hisse ve-
rildi. elhak, o hissesine sahip çıktı. Bir cüz’ü güzel yazdı.
Fakat derd-i maişet zaruretiyle kendini mecbur bilip, gizli
dava vekâletine teşebbüs etti. Birden bir şefkat tokadı da-
ha yedi. kalemi tutan parmağı muvakkaten kırıldı. “Bu
parmakla hem dava vekâleti yapmak, hem kur’ân’ı yaz-
mak olmayacak” diye, lisan-ı mana ile ihtar
HaşİYe:
tevafuk mu'cizesini gösterir bir surette demektir.
ahiret:
dünya hayatından sonra
başlayıp ebediyen devam edecek
olan ikinci hayat.
arzu:
istek, heves.
avdet:
geri gelme, dönme.
binaen:
-den dolayı.
cüz:
parça, kısım.
dava vekâleti:
avukatlık.
dava:
duruşma, celse.
derd-i maişet:
geçim sıkıntısı.
elhak:
doğru, gerçek.
garaz:
kötü niyet ve kin.
haşiye:
dipnot.
hisse:
pay.
hizmet-i Kur’âniye:
Kur’ân’ın hiz-
meti.
hizmet-i Nuriye:
Nur hizmeti; Ri-
sale-i Nur’lar ile iman ve Kur’ân’a
hizmet ve Risale-i Nur için çalışıp
çabalama.
husus:
mevzu, konu.
hükmüne:
değerine.
hüküm:
karar.
ibadet:
Allah’ın emrettiklerini ye-
rine getirme.
ifa:
yerine getirme.
ihbar:
haber verme, bildirme.
ihtar:
hatırlatma, bir konuda ha-
tırlatma yapma, dikkatini çekme,
tembih, uyarma.
kat’î:
kesin.
lillâhilhamd:
Allah’a hamd olsun
ki...
lisan-ı mana:
mana dili, mana li-
sanı.
mana:
anlam.
o
nuncu
l
em
a
| 162 | Lem’aLar
mecbur:
zorunda kalmış.
mu’cize:
peygamberlere has
olan olağanüstü harikulâde
hâller.
musibet:
felâket, belâ.
muvakkaten:
geçici olarak.
mükellef:
bir şeyi ödemeye
mecbur olan.
rahmet-i İlâhiye:
Allah’ın son-
suz rahmeti.
sırf:
sadece.
suret:
biçim.
talebe:
öğrenci.
tarz:
biçim, suret.
tebrie:
borçtan kurtarma, be-
raat ettirme.
terk:
bırakma, vazgeçme.
teşebbüs:
harekete geçme, gi-
rişme.
tevafuk:
uygun gelme, rast-
lantı.
ümitvar:
ümitli oluş.
vazife:
görev.
vekâlet:
vekillik.
vekâleten:
vekâlet yoluyla.
zaruret:
yoksulluk, şiddetli ih-
tiyaç.
1...,152,153,154,155,156,157,158,159,160,161 163,164,165,166,167,168,169,170,171,172,...1406
Powered by FlippingBook