Lem'alar - page 267

OnAltıncıLem’a
(2)
/
? p
ór
ª n
ë
p
H
o
íp
q
Ñ°n
ù o
j s
’p
G m
Ar
?n
T r
øp
e r
¿p
Gn
h
(1)
@ /
¬p
ªr
°SÉp
H
(3)
o
¬o
JÉn
c
n
ôn
Hn
h$G o
án
ªr
Mn
Qn
h r
º o
µ
r
«n
?n
Y o
? n
Ó°s
ùdn
G
A
ZİZ
, Sıddık Kardeşlerim Hoca Sabri, Hafız Ali,
Mes’ut, Mustafa’lar, Hüsrev, Re’fet, Bekir Bey, Rüştü,
Lütfi’ler, Hafız Ahmed, Şeyh Mustafa ve Saire,
sizlere, meraklı ve medar-ı sual olmuş dört küçük me-
seleyi malûmat kabîlinden muhtasar bir surette beyan et-
mekliğe, kalbimde bir hatıra hissettim.
BİrİNCİSİ
kardeşlerimizden Çaprazzade Abdullah efendi gibi ba-
zı adamlar, ehl-i keşiften rivayeten, bu geçen ramazanda
ehl-i sünnet ve Cemaat için bir fereç, bir fütuhat olaca-
ğını haber verdikleri hâlde, zuhur etmedi. Böyle ehl-i ve-
lâyet ve keşif neden hilâf-ı vaki haber veriyorlar? Benden
sordular. Ben de, birden, sünuhat kabîlinden olarak ver-
diğim cevabın muhtasarı şudur:
Hadis-i şerifte varit olmuştur ki: “
Bazen belâ nazil olu-
yor; gelirken karşısına sadaka çıkar, geri çevirir.
(4)
Şu ha-
disin sırrı gösteriyor ki, mukadderat, bazı şeraitle vukua
Lem’aLar | 267 |
o
n
a
lTıncı
l
em
a
hissetme:
algılama.
kabîl:
tür, gibi.
malûmat:
bir konu hakkındaki bil-
giler, haberler.
medar-ı sual:
soru sebebi.
merak:
çok şiddetli arzu.
mesele:
önemli konu.
muhtasar:
kısaltılmış, kısa, özet.
mukadderat:
Allah tarafından
ezelde takdir olunmuş şeyler, ile-
ride meydana gelecek hâller ve
olaylar.
nazil:
nüzul eden, inen.
rivayeten:
rivayet yoluyla, nakil
yoluyla.
sadaka:
Allah rızası için ihtiyaç sa-
hibi fakirlere yapılan yardım.
sair:
diğer, öteki.
sıddık:
çok doğru, dürüst, hakkı
ve hakikati tereddütsüz kabulle-
nen.
sır:
gizli hakikat.
suret:
biçim, tarz.
sünuhat:
hatıra gelen, içe doğan
şeyler.
şerait:
şartlar.
tenzih:
Allah’ı şanına uygun olma-
yan şeylerden, her türlü eksik ve
noksandan uzak ve yüce tutma.
tesbih:
Allah’ı bütün kusur ve nok-
san sıfatlardan uzak tutma, Allah’ı
şanına uygun ifadelerle anma, Al-
lah’a söz, iş, davranış ve kalble iç-
ten ibadet etme.
varit:
gelen, ulaşan.
vuku:
meydana gelme.
zuhur:
meydana çıkma.
aziz:
muhterem, değerli.
beyan:
açıklama, izah etme.
ehl-i keşif:
keşif ehli; bazı sır-
ları, bilinmeyen hakikatleri, Ce-
nab-ı Hakkın lütuf ve ihsanı ile
bilen velîler.
ehl-i Sünnet ve Cemaat:
Hz.
Peygamberin sünnetinden ve
yolundan ayrılmayanlar.
ehl-i velâyet:
velî olanlar;
erenler, Allah’ın dostluğunu
kazananlar.
fereç:
tasa ve sıkıntıdan kur-
tulma, kederden darlıktan
sonra gelen sevinç, zafer.
fütuhat:
zaferler, fetihler.
hadis:
Hz. Muhammed’e (asm)
ait söz, emir, fiiller.
hadis-i şerif:
Peygamberimiz-
den aktarılan sözlerin genel
adı.
hatıra:
anı.
hilâf-ı vaki:
gerçeğe zıt, vuku
bulana aykırı.
1.
Allah’ın adıyla.
2.
Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin. (İsra Suresi: 44.)
3.
Allah’ın selâmı ve rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
4.
Hâkim, Müstedrek, 1:492.
]
OnAltıncıLem’a, Ispar-
ta’da 1934’te Türkçe
olarak telif edilmiştir.
1...,257,258,259,260,261,262,263,264,265,266 268,269,270,271,272,273,274,275,276,277,...1406
Powered by FlippingBook