Lem'alar - page 289

ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîm’in emrine mutî
olan o sultanına itaat et, kurtul.
İKİNCİ NOta
Hakikattar bir rüyada gördüm ki, insanlara diyordum:
“Ey insan! Kur’ân’ın desatirindendir ki, Cenab-ı Hak-
kın masivasından hiçbir şeyi, ona taabbüt edecek bir de-
recede kendinden büyük zannetme. Hem, sen kendini
hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma.
Çünkü mahlûkat ma’budiyetten uzaklık noktasında mü-
savi oldukları gibi, mahlûkıyet nispetinde de birdirler.”
üÇüNCü NOta
ey gafil said! Bil ki, galat-ı his nev’inden, gayet mu-
vakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun. etrafına ve
dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gör-
düğünden, fânî nefsini de o nazarla sabit telâkki ettiğin-
den, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun.
güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yal-
nız ondan korkuyorsun.
Aklını başına al. sen ve hususî dünyan, daimî zeval ve
fenâ darbesine maruzsunuz. senin bu galat-ı hissin ve
mağlatan şu misale benzer ki: Bir adam, elinde olan âyi-
nesini bir hane veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tut-
sa, misalî bir hane, bir şehir, bir bahçe, o âyinede görü-
nür. edna bir hareket ve küçük bir tagayyür âyinenin ba-
şına gelse, o hayalî hane ve şehir ve bahçede hercümerç
ve karışıklık düşer. Hariçteki hakikî hane, şehir ve
Lem’aLar | 289 |
o
n
Y
edinci
l
em
a
mutî:
itaat eden, boyun eğen.
muvakkat:
geçici.
müsavi:
birbirine denk, aynı sevi-
yede olan
müstemir:
yerleşmiş devamlı.
nazar:
bakış.
nefis:
kötü vasıfları kendisinde
toplayan, hayırlı işlerden alıkoyan
güç.
nevi:
çeşit, tür.
nispet:
ölçü.
nota:
işaret.
sultan:
hükümdar, mutlak iktidar
sahibi olan.
taabbüt:
ibadet etme, kulluk et-
me.
tagayyür:
değişme, başkalaşma.
tekebbür:
kibirlenme, kendini bü-
yük sayma.
telâkki:
kabul etme.
zan:
sanma.
zeval:
zail olma, sona erme, yok
olma.
âyine:
ayna.
Cenab-ı Hak:
Allah.
daimî:
sürekli, devamlı.
desatir:
düsturlar, kaideler.
edna:
pek aşağı, bayağı.
fânî:
ölümlü, geçici.
Fâtır-ı Hakîm:
her şeyi bir
maksada uygun ve hikmetle
benzersiz bir şekilde yaratan
Allah (cc).
fenâ:
yok olma, son bulma,
ölümlülük.
gafil:
gaflette bulunan, dikkat-
siz, ihtiyatsız.
galat-ı his:
his yanılması, yan-
lış duygu.
gayet:
son derece.
güya:
sanki.
hakikattar:
gerçekçi.
hakikî:
gerçek.
hane:
ev, mesken.
hariç:
bir şeyin dışı, dışarısı.
hercümerç:
darmadağın, kar-
makarışık.
hususî:
özel.
itaat:
boyun eğme, uyma.
kıyamet:
dünyanın sonu.
lâtife:
kalbe bağlı hassas bir
duygu.
lâyemut:
devamlı, ölmez.
ma’budiyet:
ma’bud oluş, iba-
det edilmeye lâyık olma.
mağlâta:
yanıltmak için yan-
lışı doğru gösterme.
mahlûkat:
Allah tarafından
yaratılanlar.
mahlûkıyet:
Allah tarafından
halk edilmiş, yaratılmış olmak.
maruz:
bir şeyin karşısında ve
tesiri altında bulunan, uğrama.
masiva:
Allah’tan başka bü-
tün varlıklar.
misal:
örnek.
misalî:
misale ait, numuneye
ait.
1...,279,280,281,282,283,284,285,286,287,288 290,291,292,293,294,295,296,297,298,299,...1406
Powered by FlippingBook