Lem'alar - page 456

İKİNCİ HİKmet
kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli mü-
nasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihti-
yacından ileri gelmiyor. evet, bir kadın, kocasına yalnız
hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir.
Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.
Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayat-
tır; elbette, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının naza-
rından gayri, başkasının nazarını kendi mehasinine celp
etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım
gelir. Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen,
onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız
hayvanî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhab-
bet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat
noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle
alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanın-
da değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî
hürmet ve muhabbeti taşıyor. elbette ona mukabil, o da
kendi mehasinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini
ona hasretmesi, mukteza-i insaniyettir. Yoksa pek az ka-
zanır, fakat pek çok kaybeder.
Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine mü-
nasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diya-
net noktasındadır.
Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp tak-
lit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için
mütedeyyin olur.
alâka:
ilgi, bağlılık.
alâkadar:
ilgili, bağlılık gösteren.
binaen:
dayanarak, -den dolayı.
celp etmek:
çekmek, getirmek.
ciddî:
gerçek, içten, samimî.
Y
irmi
d
ördÜncÜ
l
em
a
| 456 | Lem’aLar
diyanet:
dini emirlere bağlılık,
dindarlık.
dünyevî:
dünya hayatı ile il-
gili.
ebedî:
sonsuz, sürekli, daimî.
esas:
asıl, temel.
gayet:
son derece, çok.
gayr:
başka.
hasretme:
yalnız bir şeye özel
tutma, bir şeyin bütününü bi-
rine ayırmak, vermek.
hayat-ı dünyeviye:
dünyaya
ait olan hayat.
hayat-ı ebediye:
sonsuz ha-
yat, ahiret hayatı.
hayvanî:
hayvanca.
hikmet:
İlâhî gaye, fayda, ilim.
hürmet:
riayet, saygı.
küfüv:
denk, uygun.
lâzım:
gerekli, lüzumlu.
mahsus:
bir şeye veya kişiye
has olan, özel.
mehasin:
güzellik.
mukabil:
karşılık.
mukteza-i insaniyet:
insanlı-
ğın gereği.
muvakkat:
geçici.
mühim:
önemli.
mü’min:
iman eden, inanan.
münasebet:
ilgi, alâka, yakın-
lık.
münasip:
uygun.
münhasır:
bir şeye veya kim-
seye, ait, sınırlı.
mütedeyyin:
dinin emirlerini
eksiksiz yerine getiren, dindar.
nazar:
bakış, dikkat.
refika:
kadın eş, zevce.
refika-i hayat:
hayat arkadaşı,
eş.
sırr-ı iman:
iman sırrı, iman
hakikati, gerçeği.
şer’an:
şeriat bakımından, dini
hükümlere göre.
tahsis:
has kılma, özel tutma.
1...,446,447,448,449,450,451,452,453,454,455 457,458,459,460,461,462,463,464,465,466,...1406
Powered by FlippingBook