Lem'alar - page 460

kadından tecennüp etmeye mecbur olduğundan, nefsine
mağlûp ise fuhşiyata da meyleder.
Şehirliler, köylülere, bedevîlere bakıp tesettürü kaldı-
ramaz. Çünkü köylerde, bedevîlerde, derd-i maişet meş-
galesiyle ve bedenen çalışmak ve yorulmak münasebe-
tiyle, hem şehirlilere nispeten nazar-ı dikkati az celp
eden, masume işçi ve bir derece kaba kadınların kısmen
açık olmaları, hevesat-ı nefsaniyeyi tehyice medar olma-
dığı gibi, serseri ve işsiz adamlar az bulunduğundan, şe-
hirdeki mefasidin onda biri onlarda bulunmaz. öyle ise
onlara kıyas edilmez.
='
(1)
o
¬n
fÉn
ër
Ño
°S /
¬p
ªr
°SÉp
H
EHL-iiMaNaHirETHEMŞirELEriMOLaN
KadINLarTaiFESiiLEBirMuHaVErEdir
Bazı vilâyetlerde taife-i nisâdan samimî ve hararetli bir
surette nurlara karşı alâkalarını gördüğüm ve haddimden
pek ziyade, onların nurlara ait derslerime itimatlarını bil-
diğim sıralarda, mübarek Isparta’ya ve manevî
Medresetüzzehra’ya üçüncü defa geldiğim zaman işittim
ki, o mübarek ahiret hemşirelerim olan taife-i nisâ, ben-
den bir ders bekliyorlarmış. güya vaaz suretinde camiler-
de onlara bir dersim olacak. Hâlbuki, ben dört beş vecihle
hastayım. Ve hem perişan, hatta konuşmaya ve
ahiret:
dünya hayatından sonra
başlayıp ebediyen devam edecek
olan ikinci hayat.
alâka:
ilgi, bağ.
bedevî:
göçebe, çölde yaşayan.
celp etmek:
çekmek, kendi tara-
fına çekmek.
derd-i maişet:
geçim sıkıntısı.
ehl-i iman:
inananlar, iman sahip-
leri.
fuhşiyat:
fuhuşlar, çok çirkin, helâl
olmayan işler.
güya:
sanki.
hâlbuki:
oysa ki.
hararet:
coşkunluk, heyecanlılık.
hevesat-ı nefsaniye:
nefse ait is-
tekler, nefsin gelip geçici olan çir-
kin arzu ve istekleri.
itimat:
güvenme.
kısmen:
kısmî olarak, bir kısım.
kıyas:
karşılaştırma.
mağlûp:
yenilmiş, yenilen kimse.
manevî:
manaya ait, maddî olma-
yan.
masume:
masum, suçsuz ve gü-
nahsız olan.
medar olmak:
dayanak olmak,
sebep, vesile olmak.
medresetüzzehra:
Bediüzza-
man’ın Doğuda (Van) yapılmasını
idarecilere teklif ettiği, fen
ilimleriyle din ilimlerinin bir-
likte okutulmasını düşündüğü
üniversite.
mefasit:
fesatlıklar, bozguncu-
luklar.
meşgale:
iş, uğraş, meşguliyet.
meyletmek:
bir tarafa doğru
eğilme, yönelme.
muhavere:
konuşma.
mübarek:
hayırlı, mutlu, kutlu.
münasebetiyle:
dolayısıyla,
sebebiyle.
nazar-ı dikkat:
dikkatli
bakma, dikkatli bakış.
nefis:
kötü vasıfları kendisinde
toplayan, hayırlı işlerden alı-
koyan güç.
nispeten:
nispetle, kıyaslaya-
rak.
suret:
biçim, tarz.
taife:
takım.
taife-i nisâ:
kadınlar toplu-
luğu.
tecennüp etme:
çekinme, sa-
kınma.
tehyiç:
heyecana getirme.
tenzih etmek:
Allah’ın bütün
kusurlardan uzak olduğuna
inanmak.
tesettür:
örtünme.
vaaz:
dini meseleleri konuşup
hitap etme.
vecih:
yön, cihet.
vilâyet:
il.
ziyade:
çok, fazla.
1.
Allah’ın adıyla. Onu her türlü kusur ve noksandan tenzih ederiz.
Y
irmi
d
ördÜncÜ
l
em
a
| 460 | Lem’aLar
1...,450,451,452,453,454,455,456,457,458,459 461,462,463,464,465,466,467,468,469,470,...1406
Powered by FlippingBook