Lem'alar - page 487

hafifleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için ga-
yet elîm ve acı olan müfarakatı tahfif eder, bazen de sev-
dirir.
ONALTINCIDEVA
ey sıkıntıdan şekva eden hasta! Hastalık, hayat-ı içti-
maiye-i insaniyede en mühim ve gayet güzel olan hürmet
ve merhameti telkin eder. Çünkü insanı vahşete ve mer-
hametsizliğe sevk eden istiğnadan kurtarıyor. Çünkü,
(1)
»'
ær
¨n
àr
°SG o
?'
G n
Q r
¿n
G @ »'
¨r
£n
«n
d n
¿Én
°ùr
fp
’r
G s
¿p
G
sırrıyla, sıhhat ve afiyet-
ten gelen istiğnada bulunan bir nefs-i emmare, şayan-ı
hürmet çok uhuvvetlere karşı hürmeti hissetmez. Ve şa-
yan-ı merhamet ve şefkat olan musibetzedelere ve hasta-
lıklılara merhameti duymaz. ne vakit hasta olsa, o hasta-
lıkta aczini ve fakrını anlar, lâyık-ı hürmet olan ihvanları-
na ihtiram eder. ziyaretine gelen veya ona yardım eden
mü’min kardeşlerine karşı hürmeti hisseder. Ve rikkat-i
cinsiyeden gelen şefkat-i insaniye ve en mühim bir has-
let-i İslâmiye olan, musibetzedelere karşı merhameti his-
sedip, onları nefsine kıyas ederek, onlara tam manasıyla
acır, şefkat eder, elinden gelse muavenet eder, hiç olmaz-
sa dua eder, hiç olmazsa şer’an sünnet olan keyfini sor-
mak için ziyaretine gider, sevap kazanır.
ONYEDİNCİDEVA
ey hastalık vasıtasıyla hayrat yapamamaktan şekva
eden hasta! Şükret. Hayratın en halisinin kapısını sana
açan, hastalıktır.
Hastalık mütemadiyen hastaya ve lillâh
Lem’aLar | 487 |
Y
irmi
B
eşinci
l
em
a
musibetzede:
belâya, kazaya uğ-
rayan, sıkıntıya düşmüş kimse.
musibetzede:
musibet görmüş,
belâya, kazaya uğrayan.
müfarakat:
ayrılma, ayrılık.
mühim:
önemli.
mü’min:
iman eden, inanan.
mütemadiyen:
sürekli olarak, de-
vamlı.
nefis (nefis):
insanın kendisi, şa-
hıs.
nefs-i emmare:
insana kötü ve
günah olan işlerin yapılmasını em-
reden nefis.
rikkat-i cinsiye:
insanın kendi cin-
sinden olana ince duygular hisset-
mesi, sevmesi, acıması.
sevap:
Allah tarafından verilen
mükâfat.
sevk eden:
yöneltmek.
sıhhat:
hasta olmama hâli, sağlık,
esenlik.
sır:
gizli hakikat, bir şeyin dikkat,
tecrübe, yetenek, ve sezgi yardı-
mıyla anlaşılabilen en ince ve en
gizli yanı.
sünnet:
farz ibadetler dışında, Hz.
Muhammed’in (asm) yapmayı
âdet edindiği ibadetler.
şayan-ı hürmet:
saygı değer, hür-
mete lâyık.
şayan-ı merhamet:
sevgi ve acı-
maya, şefkate değer.
şefkat:
içten ve karşılıksız merha-
met, sevgi.
şefkat-i insaniye:
insana ait şef-
kat hissi.
şekva:
şikâyet, yakınma.
şer’an:
şeriata göre, dini açıdan.
şükür:
nimet ve iyiliğin sahibi olan
Allah’ı tanıma ve ona karşı minnet
duyma.
tahfif etme:
hafifletme.
telkin etmek:
fikir aşılamak, öğüt
vermek.
uhuvvet:
kardeşlik.
vahşet:
yalnızlık, ilkellik.
vakit:
zaman.
vasıta:
aracılık.
acz:
zayıflık, güçsüzlük.
afiyet:
sağlık, esenlik.
deva:
ilâç, çare.
dua:
Allah’a yalvarma, niyaz.
ehl-i dünya:
sadece dünyaya
bağlı, ahireti düşünmeyen ki-
şiler.
elîm:
çok dert ve keder veren,
acıklı.
fakr:
fakirlik, muhtaçlık.
gayet:
son derece, çok.
halis:
samimî, içten.
haslet-i İslâmiye:
İslâmî nite-
lik, İslâm dinince güzel olan
özellik.
hayat-ı içtimaiye-i insaniye:
insanın sosyal hayatı.
hayrat:
hayırlar, Allah rızası
için yapılan iyilikler.
hürmet:
riayet, saygı.
ihtiram:
hürmet etme, saygı
gösterme.
ihvan:
kardeşler.
istiğna:
ihtiyaç duymama, ka-
çınma.
keyif sormak:
birine hatır so-
rup sağlığı hakkında bilgi al-
mak, saygı göstermek.
kıyas etmek:
karşılaştırmak.
lâyık-ı hürmet:
hürmete lâyık,
saygı değer.
lillâh:
Allah için.
mana:
anlam.
merhamet:
acımak, şefkat
göstermek, korumak.
muavenet:
yardım.
1.
Şüphesiz ki insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşıverir. (Alâk Suresi: 6-7.)
1...,477,478,479,480,481,482,483,484,485,486 488,489,490,491,492,493,494,495,496,497,...1406
Powered by FlippingBook