Lem'alar - page 654

Hem, meselâ, suizan ve sû-i tevilde, bu dünyada mu-
accel bir ceza var. “Men dakka dukka” kaidesiyle, suizan
eden, suizanna maruz olur. Mü’min kardeşinin harekâtı-
nı sû-i tevil edenlerin harekâtı, yakın bir zamanda sû-i te-
vile uğrar, cezasını çeker.
Ve hakeza, bütün ahlâk-ı hasene ve seyyie bu mikya-
sa göre ölçülmeli. Ben rahmet-i İlâhiyeden ümit ederim
ki, risale-i nur’dan bu zamanda tezahür eden manevî
i’caz-ı kur’ânîyi zevk eden zatlar, bu manevî ezvakı his-
sederler; sû-i ahlâka müptelâ olmayacaklar, inşaallah.
İKİNCİ NüKte
W
m
¥r
Rp
Q r
øp
e r
ºo
¡r
æp
e o
ój/
Qo
G BÉ n
e @ p
¿ho
óo
Ñr
©n
«p
d s
’p
G n
¢ùr
fp
’r
Gn
h s
øp
÷r
G o
âr
?n
?n
N Én
en
h
(1)
o
Ú/
àn
Ÿr
G p
Is
ƒo
?r
dGho
P o
¥Gs
Rs
ôdG n
ƒo
g %G s
¿p
G @ p
¿ƒo
ªp
©r
£o
j r
¿n
G o
ój/
Qo
G BÉ n
en
h
Şu ayet-i kerîmenin zahir manası çok tefsirlerin beya-
nına göre yüksek ifade-i i’caz-ı kur’ânîyi göstermediğin-
den, çok zaman zihnime ilişiyordu. kur’ân’ın feyzinden
gelen gayet güzel ve yüksek manalarından üç vechini ic-
malen beyan edeceğiz.
BİRİNCİSİ:
Cenab-ı Hak, resulüne ait olabilecek ba-
zı hâlleri, resulünü tekrim ve teşrif noktasında bazen
kendine isnat eder. İşte, burada da, “resulüm sizden va-
zife-i risalet ve tebliğ-i ubudiyet hizmetine mukabil, sizden
bir ecir ve ücret ve mükâfat, bir it’am istemez” ma-
nasında, “Ben sizi ibadet için halk etmişim, Bana rızık
vermek ve it’am etmek için değil” mealindeki ayet,
ahlâk-ı hasene:
güzel ahlâk.
ahlâk-ı seyyie:
kötü ahlâk.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümlesi.
ayet-i kerîme:
Kur’ân’ın ayeti.
beyan:
anlatma, izah.
Cenab-ı Hak:
Allah.
ecir:
sevap.
ezvak:
zevkler, hazlar.
feyiz (feyiz):
bereket, verimlilik.
gayet:
son derece.
hakeza:
böylece, bunun gibi.
halk:
yaratma.
harekât:
hareketler.
ibadet:
Allah’a karşı kulluk vazi-
fesini yapma.
i’caz-ı Kur’ânî:
Kur’ân’ın mu’cize-
liği.
icmalen:
kısaca, özetle.
ifade-i i’caz-ı Kur’ânî:
Kur’ân’ın
mu’cizeliğinin ifadesi.
inşaallah:
Allah izin verirse.
isnat:
dayandırma.
it’am:
doyurma.
kaide:
kural, düstur.
mana:
anlam.
manevî:
manaya ait.
maruz:
bir şeyin karşısında ve te-
siri altında bulunan, uğrama.
meal:
mana, mefhum.
men dakka dukka:
“çalma kapıyı,
çalarlar kapını” anlamında Arabca
bir söz.
meselâ:
misal olarak.
mikyas:
ölçek.
muaccel:
acele olunmuş, peşin.
mukabil:
karşılık.
mükâfat:
ödül.
mü’min:
inanan.
müptelâ:
düşkün, bağımlı.
nükte:
ince söz ve mana.
rahmet-i İlâhiye:
Allah’ın son-
suz rahmeti.
resul:
Allah’ın elçisi, peygam-
ber.
rızık:
yiyecek, içecek şey.
sû-i ahlâk:
kötü ahlâk.
sû-i tevil:
kötü yorumlama.
suizan:
bir kimse hakkında
kötü düşünceye sahip olma.
tebliğ-i ubudiyet:
Allah’a kul-
luk vazifesinin anlatılması.
tefsir:
açıklama, izah.
tekrim:
hürmet, yüceltme.
teşrif:
şereflendirme.
tezahür:
zuhur etme, gö-
rünme.
vazife-i risalet:
peygamberlik
vazifesi.
vecih:
yön.
zahir:
açık.
zat:
kişi, şahıs.
zihin:
bilinç, dimağ.
1.
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Cinleri ve insanları ancak Bana iman ve ibadet etsinler diye yarattım. • Ben onlardan bir rı-
zık istemiyorum; Beni doyurmalarını da istemiyorum. • Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kud-
ret ve kuvvet sahibi olan Allah’tır. (Zariyat Suresi: 56-58.)
Y
irmi
S
ekizinci
l
em
a
| 654 | Lem’aLar
1...,644,645,646,647,648,649,650,651,652,653 655,656,657,658,659,660,661,662,663,664,...1406
Powered by FlippingBook