Lem'alar - page 715

BeŞİNCİ NOKta:
İnsan şu mevcudatta kendisine düşman ve ecnebi te-
vehhüm ettiği veya ölüler, yetimler gibi hayatsız, perişan
vehmettiği şeyleri, nur-i iman ahbap ve kardeş sıfâtıyla
gösterir ve hayattar tesbihhan (tesbih eden) şeklinde irae
eder.
Yani, gafletle bakan adam, âlemin mevcudatını düş-
man gibi muzır telâkki ederek tevahhuş eder. Ve eşyayı
ecnebiler gibi görür. Çünkü, dalâlet nazarında mazi ve is-
tikbal zamanlarındaki eşya arasında uhuvvet, kardeşlik ra-
bıtası ve bağlanış yoktur. Ancak eşya arasında küçük,
cüz’î bir alâka olur. Binaenaleyh, ehl-i dalâletin yekdiğe-
rine olan uhuvvetleri, binler senelik uzun bir zamanda bir
dakika kadardır.
Ve keza, iman nazarında bütün ecramı, hayattar ve bir-
birine ünsiyetli olduklarını görüyor. Ve her bir cirmin li-
san-ı hâliyle Hâlık’ına tesbihat yapmakta olduğunu gös-
teriyor. İşte, bu itibarla, bütün ecramın kendilerine göre
bir nevi hayat ve ruhları vardır. Binaenaleyh imanın şu
görüşüne nazaran o ecramda dehşet, vahşet yoktur, ün-
siyet ve muhabbet vardır.
dalâlet nazarı, matlûplarını tahsil etmekten âciz olan
insanların sahipsiz, hamîsiz olduklarını telâkki eder ve hü-
zün, keder, aczlerinden dolayı ağlayan yetimler gibi zan-
neder.
Lem’aLar | 715 |
Y
irmi
d
okuzuncu
l
em
a
öylece.
lisan-ı hâl:
hâl dili, bir şeyin du-
ruşu ve görünüşü ile bir mana
ifade etmesi.
matlûp:
istenilen, aranılan şey.
mazi:
geçmiş zaman.
mevcudat:
var olan her şey, ya-
ratılmış varlıklar.
muhabbet:
sevgi, sevme, dostluk.
muzır:
zararlı, zarara sokan.
nazar:
bakma, bakış.
nazaran:
göre, oranla, kıyasla, ba-
kımından.
nevi:
çeşit, tür.
nokta:
konu, işaret, derece, yön.
nur-i iman:
imandan gelen nur,
ışık.
rabıta:
bağ, ilgi.
ruh:
insandaki canlılığın ve dirili-
ğin, iradeyle ilgili ve irade dışı ha-
reketlerin ve idrak kabiliyetinin
kaynağı, nefis.
sıfât:
hâller, özellikler, nitelikler.
şekil:
biçim.
tahsil etmek:
elde etmek, kazan-
mak.
telâkki etmek:
anlamak, bir gö-
rüşe varmak.
tesbih:
Allah’ı bütün kusur ve nok-
san sıfatlardan uzak tutma, şanına
uygun ifadelerle anma.
tesbihat:
Cenab-ı Hakkın bütün
noksan sıfatlardan uzak ve bütün
kemal sıfatlara sahip olduğunu
ifade eden sözler.
tesbihhan:
tesbih eden, zikreden.
tevahhuş:
korkma, ürküntü
duyma, yabancılaşma.
tevehhüm:
vehimlenme, kurun-
tuya düşme.
uhuvvet:
kardeşlik.
ünsiyet:
alışkanlık, arkadaşlık,
cana yakınlık, dostluk.
ünsiyet:
alışkanlık, arkadaşlık,
cana yakınlık, dostluk.
vahşet:
yabanîlik, yalnızlık, vahşî-
lik.
vehim:
zan, şüphe, kuruntu.
yekdiğeri:
bir başkası.
yetim:
ana babası veya babası öl-
müş çocuk.
zannetmek:
sanmak.
âciz:
eli yetmez, gücü yetmez,
güçsüz.
acz:
zayıflık, güçsüzlük.
ahbap:
dostlar, sevilen dost-
lar.
alâka:
ilgi, ilişki, bağ.
âlem:
dünya, cihan.
binaenaleyh:
bundan dolayı,
bunun üzerine.
cirim:
vücut, ten, cüsse, hacim,
büyüklük.
cüz’î:
az, parçaya ait.
dalâlet:
iman ve İslâmiyetten
ayrılmak, azmak, doğru yol-
dan ayrılmak.
dehşet:
büyük korku hâli, ür-
küntü veren.
ecnebi:
yabancı, garip.
ecram:
gök cisimleri, cansız
varlıklar, kütleler.
ehl-i dalâlet:
dalâlet ehli; yol-
dan çıkanlar, azgın ve sapkın
kimseler.
eşya:
şeyler, bir çok amaçla
kullanılan, insan yapısı, taşına-
bilir, cansız varlıkların hepsi.
gaflet:
sorumsuzluk, ahirete,
Allah’ın emir ve yasaklarına
karşı duyarsızlık, dikkatsizlik.
Hâlık:
her şeyi yoktan var
eden, yaratıcı; Allah.
hamî:
himaye edici, himaye
eden, koruyucu.
hayat:
canlı olma hâli, dirilik,
canlılık.
hayattar:
canlı, yaşayan.
hüzün:
üzüntü, tasa.
iman:
inanma, inanç, itikat.
irae etme:
gösterme, göste-
rerek öğretme.
istikbal:
gelecek, gelecek za-
man.
keder:
tasa, kaygı, gam, acı,
üzüntü.
keza:
böylece; aynı şekilde,
1...,705,706,707,708,709,710,711,712,713,714 716,717,718,719,720,721,722,723,724,725,...1406
Powered by FlippingBook