Lem'alar - page 717

İman nazarı ise, canlı mahlûkata, ağlar yetimler gibi
değil, ancak mükellef memur, muvazzaf zakir ve tesbih-
han ibad sıfâtıyla bakar.
aLtıNCı NOKta:
nur-i iman, dünya ve ahiret âlemlerini çeşit çeşit ni-
metlere mazhar iki sofra ile tasvir eder ki, mü’min olan
kimse iman eliyle ve zahirî, bâtınî duygularıyla ve mane-
vî, ruhî olan letaifiyle o sofralardan istifade ediyor.
dalâlet nazarında ise, zevi’l-hayatın daire-i istifadesi kü-
çülür, maddî lezzetlere münhasırdır.
İman nazarında, semavat ve arzı ihata eden bir daire
kadar tevessü eder.
evet, bir mü’min, güneşi kendi hanesinin damında asıl-
mış bir lüks, kameri bir idare lâmbası addedebilir. Bu iti-
barla şems, kamer, kendisine bir nimet olur. Binaenaleyh
mü’min olan zatın daire-i istifadesi semavattan daha ge-
niş olur.
evet, kur’ân-ı Mu’cizülbeyan
(1)
n
ôn
ªn
?r
dGn
h¢n
ùr
ªs
°ûdG o
ºo
µ n
d n
ôs
î°n
Sn
h
(2)
p
ôr
ën
Ñr
dGn
h u
ôn
Ñr
dG ?p
a Én
e r
ºo
µ
n
d n
ôs
în
°Sn
h
ayetlerin belâgati ile, iman-
dan neş’et eden şu harika ihsanlara, in’amlara işaret edi-
yor.
Lem’aLar | 717 |
Y
irmi
d
okuzuncu
l
em
a
etme, yardım.
iman:
inanma, inanç, itikat.
in’am:
nimet verme, nimetlen-
dirme, ihsan etme, iyilik yapma.
istifade:
faydalanma, yararlanma.
işaret:
gösterme, bildirme.
kamer:
ay.
Kur’ân-ı mu’cizülbeyan:
açıkla-
malarıyla akılları benzerini yap-
maktan âciz bırakan Kur’ân.
letaif:
manevî duygular, güzel, hoş
ve ruhla ilgili hisler.
lezzet:
her hangi bir şey karşısında
duyulan zevk, haz, keyif.
lüks:
büyük lâmba.
maddî:
madde ile alâkalı, cismanî.
mahlûkat:
yaratıklar, Allah tara-
fından yaratılanlar.
mazhar:
zuhur yeri, ortaya çıkıp
görünme yeri.
muvazzaf:
kendisine görev veril-
miş, vazifeli.
mükellef memur:
görevli memur,
emirle hareket eden kimse.
mü’min:
iman eden, inanan.
münhasır:
ayrılmış, bir şeye veya
kimseye özel.
nazar:
bakma, bakış.
neş’et etme:
meydana gelme,
kaynaklanma.
nimet:
iyilik, lütuf, bağış.
nokta:
konu, derece, yön, işaret.
nur-i iman:
iman nuru, imandan
gelen ışık, aydınlık.
ruhî:
ruhla ilgili.
semavat:
semalar, gökler.
sıfât:
hâller, özellikler, nitelikler.
şems:
güneş.
tasvir etme:
anlatma, ifade etme,
şekillendirme.
tesbihhan:
tesbih eden.
tevessü:
genişleme, yayılma.
yetim:
ana babası veya babası öl-
müş çocuk.
zahirî:
görünen, görünürdeki, gö-
rünüşteki.
zakir:
zikreden, zikredici.
zat:
kişi, şahıs, fert.
zevi’l-hayat:
canlı, hayat sahibi.
addetmek:
saymak, kabul et-
mek.
ahiret:
dünya hayatından
sonra başlayıp ebediyen de-
vam edecek olan ikinci hayat.
âlem:
dünya, cihan.
arz:
yer, dünya.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cüm-
lesi.
bâtınî:
dahilî, görünmeyen iç,
gizli.
belâgat:
maksada ve duruma
uygun, iyi, güzel, pürüzsüz söz
söyleme.
binaenaleyh:
bundan dolayı.
daire:
sınır içi, manevî bir hük-
mün -işin- cari olduğu yer, etki
alanı.
daire-i istifade:
yararlanma
alanı.
dalâlet:
dinsizlik, iman ve İs-
lâmiyetten ayrılmak.
hane:
ev, mesken.
harika:
çok büyük bir hayran-
lık uyandıran, eksiksiz, tam,
kusursuz, mükemmel.
ibad:
kullar, ibadet edenler.
idare lâmbası:
küçük gaz lâm-
bası.
ihata etmek:
etrafını çevir-
mek, içine almak, kuşatmak.
ihsan:
iyilik etme, güzel dav-
ranma, bağışlama, ikram
1.
Güneşi ve ayı da sizin hizmetinize verdi. (İbrahim Suresi: 33.)
2.
Yer ve denizlerle onların içindekileri de sizin hizmetinize vermiştir. (Ayetlerden muktebes)
1...,707,708,709,710,711,712,713,714,715,716 718,719,720,721,722,723,724,725,726,727,...1406
Powered by FlippingBook