Sözler - page 12

Üniversite projesini iletmek amacıyla İstanbul’a dönen Bediüzzaman, Sultan Reşad’a, Rumeli seyahatinde Doğu
Vilâyetlerini temsilen, eşlik etti. Daha sonra, Balkan Savaşının başlamasıyla inşası durdurulan Kosova Üniversitesi
için ayrılan tahsisatın aktarılması ile birlikte Bediüzzaman’ın “Doğuda bir üniversite kurulması” teklifi, hükümetçe
kabul edildi. Üniversitenin temeli, 1913 yılında atıldıysa da, Birinci Dünya Savaşının başlaması bu projenin de
ertelenmesine sebep oldu.
Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte Doğu İllerimizin Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine, talebeleriyle
beraber Doğu Milis Teşkilâtını kurdu ve Van-Bitlis Cephesinde gönüllü alay komutanı olarak Ermenilere ve Ruslara
karşı savaştı. Bitlis savunması sırasında Ruslara esir düşünce, Van, Culfa, Tiflis üzerinden önce Kologrif, sonra
Kosturma’ya sevk edildi. Şubat 1917’de başlayan Rus İhtilâli sırasında firar ederek, Kosturma, Petersburg, Varşova,
Viyana, Sofya üzerinden 18 Haziran 1918’de İstanbul’a ulaştı.
Gelişi büyük bir ilgiyle karşılanan Bediüzzaman, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın teklifi üzerine, İstanbul’da kurulma
aşamasında olan Dârülhikmeti’l-İslâmiyeye üye tayin edildi. Şeyhülislâm Mûsa Kâzım Efendi’nin teklifi ile de, Sultan
Vahdeddin tarafından kendisine ilmiyede “Mahreç” payesi verildi. “Mahreç Mevleviyeti” olarak da anılan bu paye,
Osmanlı ülkesindeki bütün resmî ulemanın reisi olan “Başmüderris”ten sonraki ilmî rütbe anlamına geliyordu.
Çamlıca’da, Yusuf İzzettin Paşa Köşkü’nde kalan Bediüzzaman, Kur’ân’ın mu’cizeliğini çağın insanına göstermek
için yazdıklarını neşretmeye başladı.
İman rükünlerinin ispatına dair Nokta, çeşitli ayet ve hadisleri tefsir eden Sünuhat, Peygamber Efendimiz Hz.
Muhammed’in (
ASM
) peygamberliğini ispat eden Şuaat, Kur’ân’ın mu’cizeliğini anlatan Rumuz, sosyal konularda
Tulûat, tevhidin ispatı hakkında Katre, özlü sözleri içine alan Hakikat Çekirdekleri, ahlâk ve ubudiyet derslerini ihtiva
eden Habbe, Zerre ve Şemme adlı risalelerini yazdı ve yayınladı.
Bu sırada Birinci Dünya Şavaşı da bitmiş ve İngilizler payitahtı işgal etmekle kalmamış, Türkiye’de kendi
politikalarını destekleyecek bir kamuoyu da oluşturmaya başlamışlardı. Kamuoyunda ciddî kuvvet kazanan İngiliz
taraftarlığı, etkisini, Bediüzzaman’ın Hutuvat-ı Sitte adlı eserini İstanbul’un önemli yerlerinde dağıtmasıyla, kaybetti.
Anadolu’da başlayan İstiklâl Savaşının ve Kuva-i Milliyenin aleyhine, İngilizlerin etkisinde kalan bazı çevrelerin
baskısıyla çıkarılan Şeyhülislâm fetvasına karşı bir fetva yayınladı. Yazı ve makalelerinde İstiklâl Savaşını “cihad,”
Kuva-i Milliyecileri de “mücahit” ilân ederek istiklâl mücadelesini destekledi. Büyük Millet Meclisi Hükümeti de,
Bediüzzaman’ı yakından takip ettiğinden, ısrarla Ankara’ya davet etti.
7 Kasım 1922’de Ankara’ya gelen Bediüzzaman 9 Kasım 1922’de Büyük Millet Meclisinde düzenlenen resmî “hoş
geldin” merasimiyle karşılandı. Bir yandan meclis çalışmalarına katılıyor, bir yandan da milletvekilleriyle önemli
konuları tartışıyordu. Yeni kurulan devletin yapılanmasına katkıda bulunmak için hem M. Kemal’e mektup yazıyor
(23 Kasım 1922), hem de milletvekillerine on maddelik bir beyanname hazırlayarak dağıtıyordu (19 Ocak 1923). Bu
faaliyetleri bazı çevreleri oldukça rahatsız ettiğinden, Büyük Millet Meclisi başkanı Mustafa Kemal Paşa ile aralarında
ciddî bir tartışmaya yol açtı (25 Kasım 1922). Mustafa Kemal özür dileyip tartışmayı daha fazla uzatmasa da, bu olay
Bediüzzaman ve yeni rejimin kurucuları arasındaki görüş farklılıklarının ilk işareti oldu.
Ankara’da kaldığı sırada, tabiatçılığı ve inkârcılığı ortadan kaldırmayı hedef alan, Hubab ve Zeylü’z-Zeyil gibi
eserlerini yayınladı. Sultan Reşad döneminde karar verildiği hâlde, savaş yüzünden inşası sürdürülemeyen
Medresetüzzehra’nın yeniden kurulması için Bediüzzaman’ın TBMM’den isteği de 163 mebusun imzasıyla kabul
edilip kanun teklifi olarak sunulmuştur.
Bediüzzaman, bu çalışmaları sırasında, yeni rejimin önde gelenlerinin farklı bir yolda olduğunu ve onlarla birlikte
hareket etmenin mümkün olmadığını anladı. Kendisine Ankara’da kalma karşılığında sunulan, Büyük Millet Meclisi
Hükümetinin en yüksek dinî makamı olan Şark Umumî Vaizliği ve milletvekilliği imkânlarını reddederek 1923 yılı
Nisan’ının 17-21 günleri arasında Ankara’dan ayrılarak İstanbul’a sonra da Van’a gitti.
Bir süre sonra Erek Dağı’nda, talebeleriyle ders yapmaya başladı. Bu arada Ankara’ya karşı tepkiler artıyordu.
Mektup yazarak ayaklanmada kendisinden destek isteyen Şeyh Said’i plânından vazgeçirmeye çalıştı. Hamidiye
paşalarından Kör Hüseyin Paşa’yı Şeyh Said’e destek kararından vazgeçirtti. Yatıştırıcı bir rol oynamasına rağmen,
Şeyh Said Hâdisesi sonrası, Doğudaki diğer nüfuzlu kimseler gibi, o da Burdur’da zorunlu ikamete gönderildi.
1926 yılının Mayıs ayı ortalarında getirildiği Burdur’da Nurun İlk Kapısı adı ile kitaplaştırdığı iman hakikatlerini
anlatmaya başladı. Daha önce Arabca olarak yazdığı Şemme ve Şule risalelerinin ek parçalarını kaleme aldı. 1927
başlarında, yine hükümetin emriyle önce Isparta’ya sonra da ücra bir köy olan Barla’ya nakledildi.
Öldükten sonra dirilişi ispatlayan Haşir Risalesi, Kur’ân-ı Kerîm’i esas alan ve insanların imanlarını kurtarmalarına
vesile olan Sözler ve Mektubat tamamen, Lem’alar ise 26. Lem’aya kadar, Barla’da yazıldı.
Bu sırada Ankara’da, yeni yönetim dinden uzak dünyevî bir temel üzerine oturtulmaya çalışılıyordu. 1928 yılında
gerçekleşen harf inkılâbı ile, Arab harfleriyle kitap yayınlamak yasaklanınca, risaleler el yazısıyla yüz binlerce
yazılarak çoğaltılmaya başlandı.
Sekiz yıllık Barla hayatından sonra Bediüzzaman 1934 yılının yaz aylarında Isparta’nın merkezine getirildi. 20
Nisan 1935’de savcının talimatıyla evi aranan Said Nursî’nin kitaplarına el konuldu. Bediüzzaman’la birlikte Isparta
ve havalisinden 120 Nur Talebesi, tutuklanarak askerî araçlarla Eskişehir Hapishanesine gönderildi.
B
İYOGRAFİ
| 12 | SÖZLER
1...,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11 13,14,15,16,17,18,19,20,21,22,...1482
Powered by FlippingBook