"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zamanın Bedî’sine kulak veriniz

Yasir Özer
12 Eylül 2018, Çarşamba
Efendimiz’in (asm) hazır bulunduğu bir yerden cenaze geçer.

Efendimiz (asm) ayağa kalkar. Yanında bulunan ashabı hemen ‘ Ya Rasulallah Müslüman değil ki neden ayağa kalktınız?’ der. Efendimiz (asm), belki de şu sancısını çektiğimiz kutuplaşmanın devasını o an beyan eder: “İnsan da mı değil?”

Risale-i Nur mesleği âlem-i İslâmın ittihadını netice veriyor. Dünyanın 65’ten fazla diline çevrilmiş olan bu eseri okuyanlar, merkezi âlem-i İslâmın bayraktarı olan Türkiye olmak üzere her yerde hizmetlerini son sür’at devam ettiriyor ve bu daire içerisinde İsm-i Rahimin bir tecellisi mezkûr hadisin de bir numunesi olarak herkese sırf insan nazarıyla bakılıyor.

Erzurum’da üniversite okuduğum sıralarda, 16 yıldır Avustralya da yaşayan bir Hıristiyan ile konuşma şansımız olmuştu. Sohbet sohbeti açarken bir ara “Türkiye’den tanıdığınız bildiğiniz bir âlim var mı?” dedim. Örnek olarak bazı bilinen hocaları ehl-i tarikin önde gelenlerinden bir kaç tanesini söyledim. Saydığım isimleri tanıdığını söyledi. En son “Said Nursî” dedim. “Evet onları daha yakından tanıyorum. Derslerine çağırmışlardı. Tabi diğerleri gibi zannedip tedirgin olarak gittim. Hz. Eyüp meselesini okuyorlardı, arada da bana dönüp, ‘İncil’de bu mesele nasıl geçiyor?’ deyip anlattıklarımı hiçbir önyargı olmadan dinliyorlardı. Hakikaten saygılı insanlar” demişti.

Evet. Nur Talebeleri bir insanın sadece insan olmak itibariyle kıymete haiz olduğunu zira hiçbir şey olmasa, yüzlerce esmanın onlarda da tecelli ettiğini görüp ayrı bir kıymet veriyorlar. Kendini ve kâinatı okumakla bu san’atın san’atkârına varanlarına muhabbet duyuyorlar, hele bir de Risale-i Nur dairesine girmek suretiyle hakikat ilmiyle hem kendini hem başkalarını irşad vazifesini üzerine alanları tebrik ediyorlar, bu defineden kim istifade etmek isterse ondan memnun oluyorlar.

Öbür taraftan menhus bir ruh, insanların en hassas damarlarına dokundura dokundura herkesi, hücuma uğradığı sahada, ifrat derece de müdafaaya sevk ediyor. Sonra birlik ve beraberliğin ihtiyaç var diyerek, bu sefer dışarıda sun’î bir düşman oluşturup  “dünyayla savaştayız” algısını meydana getiriyorlar. Çünkü biliyorlar ki dışarıda bir düşman varken içerdeki muhalefet ihanet gibi görünüyor, bu suretle kamufle oluyorlar.

 Milletimiz geçmişte hakkı, adaleti, hukuku esas almak suretiyle, ittihad-ı İslâm’ı sağlamış, semeresini de üç kıt’aya hâkim olarak almış, kutuplaşma ve cepheleşmeye meydan vermemiştir. Öyle ki bu ittihad dilde bile mâkes bulmuş. En güzel örneği “hiçbir şey” terkibidir. O kadar garip ve o kadar güzel bir misal ki. Bu terkipte ki ‘HİÇ’ Farsça, ‘BİR’ Türkçe, ‘ŞEY’ ise Arapça...

Bu tabiri istimal edenler aslında farkında olmadan mazide vücut bulmuş olan ittihadın güzel bir numunesini göstermiş oluyorlar.

Şimdi elimizde bütün bütün hem ittihad hem ittifakı temin edecek Efendimizin (asm) Hadis-i Şerifine uygun bir tarzda, insanı önceleyen, Kur’ân’ın bu asra dersi olan Risale i Nur gibi bir hakikat varken, bu yola başvurmamak, her halde hamiyetperverlik olmasa gerek.

Şimdi ne garbın ulûmundan ne şarkın fünûnundan alınmış, insanların kalplerinde yer tutan, herbir cümlesi sağlam bir fikrî temele oturan, en ufak boşlukları olmayan bir mu’cize-i Kur’âniye varken, düşmanımız olan ihtilâfa karşı istimal etmemek hangi mazeret ile izah edilebilir?

Sahip olduğumuz bu hakikat Nur Talebelerinin değil bütün İslâm âleminin malıdır.

Zamanın, yolculuğun, fikrin, terakkiyatın sür’at kesbettiği bir çağdayız. Cephemizi kendisine bir dönsek, hep birlikte şahit olacağımız bir hakikate bu kadar yakınız. Kur’ân eczahanesinden asrın insanının her derdine deva olacak biçimde derlenmiş olan bu ilâç, içinde yaşadığımız asrın evlâdına kısa bir tarik olarak Cenâb-ı Hakk’ın ihsanı.

Şeyh Şâmil’in torunu merhum Said Şâmil Efendi’nin söylediği: “Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bir asır önce gelmiş olsaydı, Osmanlı İmparatorluğu’nun mukadderatı değişmiş olurdu.” cümlesinin üzerinden epey zaman geçti. Şartlar, hatta her şey değişti, fakat o cümle sıhhatini hâlâ muhafaza ediyor ve ortalık yerde duruyor, çok geç olmaması için şimdi aynı şeyi biz söylüyoruz...

“Daha geç olmadan Zamanın Bedî’sine kulak veriniz.”

 

Okunma Sayısı: 918
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı