18 Eylül 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Aile-Sağlık

‘Büyüyünce giysin’ demek çok yanlış

AKDENİZ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Feyyaz Akyıldız, çocukların ayak sağlığının gelişimi için rahat ayakkabının önemli olduğunu belirterek, ‘büyüyünce de giysin’ mantığı ile çocuklara büyük ayakkabı alınmaması uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Feyyaz Akyıldız, okul öncesi alış verişe çıkan ailelere ayakkabı alırken dikkat edilmesi gerekenler konusunda bilgiler verdi. Erişkinlerde de olduğu gibi çocuklarda da rahat ayakkabı kullanımının önemine vurgu yapan Akyıldız, ayakkabıda çok ağır malzemenin kullanılmaması, tabanının esnek olması gerektiğini kaydetti. Akyıldız, ‘’Ayakkabının tabanı çok sert, kazık gibi olmamalı. Yere basıldığı anda adım geçişleri sırasında parmaklarla beraber ayakkabı tabanının aynı esneklikte katlanabilirliğinin olması gerekir’’ dedi.

Ayakkabı topuğunun hafif dolgulu ve sert olması gerektiğini kaydeden Akyıldız, topuğun içe ya da dışa kayma diye ailelerin çok yakındığı deformasyona sebep olmaması gerektiğini söyledi. Özellikle düztabanlık sorunu olanlara orta yerindeki kubbesini destekleyen küçük bir pedi olan ayakkabı giymesini öneren Akyıldız, ‘’Bunlar rahat, sağlıklı ayakkabı diye tanımladığımız ayakkabılarda bulunması gerekenler’’ diye konuştu.

ORTOPEDİK

AYAKKABI DİYE

İSİMLENDİRME

DOĞRU DEĞİL

BAZI satıcıların ortopedik ayakkabı tanımlamasını kullandığını belirten Akyıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Bu doğru bir tanımlama değil. Ortopedik ayakkabılar var, ama çok özel hastalıklarda, spastik çocuklarda, özel ayak anomalileri olan, doğumsal felçleri olan çocuklarda kullandığımız ortopedik ayakkabılar var. Bunlarda her probleme yönelik özel tanımlamalar yapılıyor ve kişiye özel ayakkabı imalatı söz konusu. Onun dışında ortopedik ayakkabı diye bir isimlendirme doğru değil. Ancak ayak sağlığı adına uygun ayakkabı gibi isimlendirmeler yapılabilir,’’ Çocuklara ‘büyüyünce de giysin’ mantığıyla büyük ayakkabı alınmaması uyarısında da bulunan Prof. Dr. Feyyaz Akyıldız, ‘’Çocukların hızlı büyümesi nedeniyle aileler büyük ayakkabı almayı tercih ediyor, ama büyük ayakkabı alınması doğru değil. Eğer ayak ayakkabıya yeterince hakim olamıyor ve çok hareket ediyorsa bu sıkıntı doğuracaktır. Büyük ayakkabı, ayakkabı vurması, ayakta yaralar açılmasına kadar gidebilir’’ dedi. Küçük ayakkabının da ayağı rahatsız edeceğini belirten Akyıldız, ‘’Ayak ayakkabı içerisine oturmalı, hafif bollukları olabilir. Ayağın ayakkabının burnuna iyice dayandıktan sonra arkada yarım santim dolayında bir boşluk kalıyor olması idealdir, bunun üzerine çıkılmamalı’’ diye konuştu. Çocuklarda ayakkabı alma saatinin fark etmediğini kaydeden Akyıldız, ‘’Erişkinlere ayakkabıyı çok fazla ayakta kalmadan alınmasını öneriyoruz, ama çocuklarda ayak şişmesi gibi durum söz konusu olmadığı için istenilen zamanda ayakkabı alınabilir’’ dedi.

18.09.2010


Batı tarzı diyet obezite sebebi

Duke Üniversitesi Toplum ve Aile Hekimliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ronette Kolotkin, kilonun hayat üzerindeki etkilerinden biri olarak nitelendirdiği obezitenin, bir kültür hastalığı olduğunu ve ülkelerin Batı kültürüne yaklaştıkça, obez hasta sayısının artacağını belirtti.

Prof.Dr. Kolotkin, dünyanın, Batı diyetini benimsedikçe insanlık sağlığının negatif yönde ilerlediğini ifade etti. Obezliği beden kitle endeksinin yüzde otuzun üzerinde olması şeklinde tanımlayan Kolotkin, obezitenin faktörleri arasında genetik, çevresel ve ruhsal etkinin ön planda çıktığını bildirdi. Kolotkin, obezitenin çevresel sebeplerini şöyle anlattı:

‘’Eskiden yürürdük, otobüse binerdik, otobüse binmek için uzun mesafeler katederdik. Alış veriş yapmak için yürümek zorunda kalırdık ve alış veriş sırasında çantalarımızı taşırdık. İşimizde olsun iş sonrası sosyal hayatımızda olsun çok sakin bir hayat yaşıyoruz. Durağan bir yaşam tarzı geliştirdik. İhtiyacımız olan besinler, elimizin altında ve çok çabuk ulaşılabilir. Besinlerin çabuk ulaşılabilir olması obeziteyi ortaya çıkarır. Ayrıca besin satanlar daha fazla para kazanmak için sağlıksız yöntemlere başvuruyor. Besin reklâmlarının hepsine aldanmamalıyız. Bununla beraber çocuklar için oyun sahası yok, insanlar için yürüyecek spor yapılacak yerler yok. En büyük yanlışlardan bir tanesi, evde yapılmış yemeğin yenmediğini görüyoruz. Ayrıca, yalnızsan, korkmuşsan, yorgunsan, üzgünsen yemek ye gibi bir akım var.’’ Kolotkin, duygusal sebeplerin kişiyi obeziteye ittiğini, sıkıntıdan yemek yemenin alışkanlık haline getirilmenin sağlık açısından tehlikeli olduğunu belirtti.

OBEZİTE BİR KÜLTÜR HASTALIĞIDIR

Obezitenin temel sebeplerinin başında düzensiz beslenmeyi sebep gösteren Prof. Dr. Kolotkin, Batı kültüründe beslenme tarzının yanlış olduğunu ve fastfood tarzı beslenmenin obeziteye sebep olduğunu söyledi. Kolotkin, ‘’Obezite bir kültür hastalığıdır. Ülkeler Batı kültürüne yaklaştıkça obez hasta sayısı daha da artıyor. Dünya Batı diyetini benimsedikçe insanlık sağlığı negatif yönde ilerler. Türkiye’deki istatistiklere baktığımızda kadınların obez, erkeklerinse kilolu olduğunu gördüm. Özellikle kırsal kesimlerde bu istatistik geçerlidir. Fakat birçok Batı ülkesi tehlike altındadır’’ dedi.

Okul çocuklarına ev yemeklerinden paket yapın

Okullarin açılması ile birlikte çocukların beslenme alışkanlığında da bazı değişiklikler meydana geldi. Okul ve dershane eğitimi birleşince birçok öğrenci ana öğünlerden en az birini ve 2 ara öğününü okulda tüketmek durumunda kalıyor. Ortadoğu Hastanesi Diyetisyeni Gözde Çankaya annelerin, çocuklar için yanlarında taşıyabileceği sağlıklı ev yemekleri hazırlamasını öneriyor. Çok özel bir beslenme programına ihtiyaç olmadığını ifade eden Çankaya, evde pişen bütün yemeklerin çocuklar için de uygun olabileceğini dile getiriyor. Her gün kantinden fast-food gıdalar tüketen çocukların uzun dönemde başta şişmanlık, vitamin- mineral yetersizliği ve enfeksiyon gibi sorunlarla karşılaşabileceğini dile getiren Çankaya, çocukların günde 3 ana öğün 3 de ara öğün olmak üzere 6 öğün yeme alışkanlığını bu dönemde kazanacağının altını çizdi.

Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlığını kazanılması için ailelere de görev düştüğünü aktaran Çankaya, kahvaltı yapma alışkanlığı olmayan bir ailenin, çocuğundan kahvaltı yapmasını bekleyemeyeceğini dile getirdi. “Yeterli ve dengeli beslenme ancak besinlerde çeşitliliğin sağlanması ile mümkündür” diyen Çankaya, okul çocuklarında bunu sağlamanın zorluklarını hatırlattı. Çocukların birçoğunun besinler konusunda tutucu davrandığını hatırlatan Çankaya, çocukların alışkın olmadıkları besinleri yemekte zorlandıklarını ve çevrelerindeki kişilerin yemek alışkanlıklarını taklit ettiklerini söyledi.

18.09.2010


Parkinson belirtileri sindirim sisteminde de görüldü

Parkınson hastalığına yakalanan kişilerin beynindeki doku bozulmalarının aynısının sindirim sisteminde de görüldüğü belirlendi.

Fransa’nın Nantes şehrindeki Ulusal Sağlık ve Tıbbî Araştırma Enstitüsü’nden bilim adamlarının yaptığı araştırma, parkinson hastalarının beynindeki sinir hücrelerinde görülen anormalliklerin aynısının sindirim sistemindeki sinir hücrelerinde de tesbit edildiğini gösterdi. Doku bozulmalarının sinir sistemiyle sınırlı kalmadığını ortaya koyan, Amerikan “Plos One” dergisinin internet sitesinde yayımlanan araştırma, bu hastalığın tedavisine yeni bir umut ışığı oldu. Ancak hasta öldükten sonra beynindeki sinir hücrelerine “yakından bakmanın” mümkün olduğunu vurgulayan bilim adamları, 100 milyondan fazla sinir hücresinden oluşan bağırsak sinir sistemine hasta hayattayken bakılabileceğine dikkati çekti. 29’u parkinson hastası 39 kişinin kalın bağırsağından alınan parçaları inceleyen araştırmacılar, parkinsona yakalanan 29 kişiden 21’inin sindirim hücrelerinde merkezi sinir sisteminde görülen anormalliklere (doku bozulmalarına) rastladı. Araştırmanın sonuçları ilk kez, sindirim sisteminin “beyne açılan bir pencere” olduğunu da gösterdi. Bilim adamları, sonuçların daha büyük çapta bir araştırmayla doğrulanması halinde, parkinson hastalığının ciddiyetinin teşhisinde önemli bir adım atılabileceğini ve buna uygun bir tedavinin yapılabileceğini belirtti.

18.09.2010


Ninniler uyutmak için söylenmiyor

5000 yıllık Türk tarihinde Ninniler, Annenin eğitim aracı olduğu ortaya çıktı. 22 yıl boyunca Türk ninnilerini araştırıp kitap haline getiren Türk Dili ve Türk Kültürü araştırmacısı Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ordu’nun Ulubey ilçesinden Prof. Dr. Necati Demir, ninnilerin beşikte eğitim olduğunu söyledi.

Türk Ninnileri üzerine, 1987 yılında ilk olarak araştırmaya başlayan Demir, 22 yıl boyunca Türkiye’nin 81 ilini ilçe ilçe, köy köy gezerek bin 651 ninniyi günyüzüne çıkarttı. Bizzat bilenler ile oturup ninnileri kayıt altına alan Demir, ‘0-6 yaş çocuklara nesneler, renkler, takvim, kuşlar, sosyal hayat, sağlık, müzik, din ve hayatın bir çok noktası’ hakkında eğitim ve öğretim veriyor. Türk Ninnileri başlıklı 350 sayfalık kitapta, ninninin kaynağı olan şahıs ile köy, ilçe, il, ad-soyad ve işi olarak detaylı şekilde anlatılıyor. 22 yılda hazırlanan kitabı kimi ninni sahibi ömrü yetmediği için göremese de çocuklarına miras kaldı. Ninnilerin asıl görevinin çocukları uyutmak değil, eğitmek olduğunu vurgulayan Prof. Demir, ‘’Ninninin yaptığı işler arasında çocuğu uyutmak var, ama asıl yaptığı iş eğitimdir. Başaklardan kundağın/Bağ bahçe solun sağın/Yıldızlar oyuncağın/Ağlama güzel çocuk/Ağlama uyu bebek/Nenni nenni/ şeklindeki ninni dizeleri buna örnektir. Türk milleti ninnilerle kâinatı, çocuğunun beynine düzenli bir şekilde yerleştirmiştir. Çocuğun kucağına yıldızlar bile oyuncak olarak veriliyor ve bu çocuğun ufkunu geliştiriyor’’ ifadesini kullandı. Prof. Dr. Demir, ninnileri anlamak için metinlerin iyi tahlil edilmesi gerektiğini söyleyerek, ‘’Metinler iyi tahlil edildiğinde ninnilerin bebekleri ve çocukları uyutmanın çok ötesinde, onları eğitmek için söylendiği açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Daha doğrusu 0-6 yaş grubunun yani günümüz okul öncesi eğitiminin temellerinin binlerce yıl önce atıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.” diye konuştu. Ninnilerde çocuk doğar doğmaz anne ağzından çıkan erkek, kız gibi kavramların cinsiyetin oturmasını sağladığını söyleyen Prof. Demir, “Ninniler, Türk kültüründe kız çocuğu ile erkek çocuğu arasında bir ayrımın yapılmadığını, ikisinin de çok önemli olduğunu iki cinsiyete de aynı önemin verildiğini göstermektedir. Bunun yanında Türkler, kız çocuğuna kız, erkek çocuğuna da erkeklik görevini beşikte yüklemişlerdir. Örneğin kızlar için Kızım kızım inciyim/Güzellikte birinciyim/Adımı sorarsanız/Annemin kızıyım/babamın gözüyüm/Uyu yavrum uyu/Eee eee eee/.Erkekler için ise Ay böyle tek tek doğar/Gün böyle tek tek doğar/Eee bebeğim eee/Senin gibi oğlanlar/anadan tek tek doğar/Eee bebeğim eee. Bunun gibi yüzlerce ninni kitapta yer alıyor.”

18.09.2010


Grip aşısı yararlı

Bİlİm adamları, 60 yaşından büyükler, çocuklar, kalp ve akciğer hastaları ve geçen yıllarda sık gribe yakalananlar başta olmak üzere hemen herkesin, Eylül ayı sonuna kadar grip aşısı olabileceğini belirtiyor.

Selçuk Üniversitesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Baysal, grip aşısının kış aylarında gripten korunmak için faydalı olduğunu, 60 yaşından büyükler, kalp ve akciğer hastaları öncelikli olmak üzere hemen herkesin, Eylül ayı sonuna kadar grip aşısı olabileceğini söyledi.

18.09.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.