Lem'alar - page 475

“kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim.
Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki,
dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sab-
ra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı ra-
hîm inşaallah sana şifa verir.”
Hem derdim: “senin bir kısım emsalin, sıhhat belâsıy-
la gaflete düşüp, namazı terk edip, kabri düşünmeyip, Al-
lah’ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zahirî key-
fiyle hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki
de harap eder. sen hastalık gözüyle, her hâlde gideceğin
bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî men-
zilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. demek, se-
nin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat
bir hastalıktır.”
ALTINCIDEVA
ey elemden teşekki eden hasta! senden soruyorum:
geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safa
günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et. Her hâlde
ya “oh,” ya “Ah” diyeceksin. Yani, ya “elhamdülillâh,
şükür,” veyahut “Vâhasretâ, vâesefâ!” kalbin veya lisanın
diyecek.
dikkat et, sana “oh, elhamdülillâh, şükür” dediren, se-
nin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir
manevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder. Çünkü
elemin zevali lezzettir. o elemler, o musibetler, zevaliyle
ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse,
ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.
Lem’aLar | 475 |
Y
irmi
B
eşinci
l
em
a
leşme, sağlığına kavuşma.
şükür:
nimet ve iyiliklerin sahibi
olarak Allah’ı tanıma ve ona karşı
minnet duyma.
tahattur etmek:
hatırlamak.
takattur etme:
damlalar hâlinde
süzülme.
teşekki:
şikâyet etme, sızlanma.
uhrevî:
ahiretle ilgili, ahirete ait.
vâhasretâ vâesefâ:
eyvah, yazık,
hasret kaldım manasında.
vazife:
görev.
zahirî:
dış görünüşteki.
zeval:
sona erme, yok olma.
aleyhinde:
karşısında.
belâ:
musibet, sıkıntı.
deva:
ilâç, çare.
dua:
Allah’a yalvarma, niyaz.
elem:
dert, üzüntü, maddî ma-
nevî ıztırap.
elhamdülillâh:
Allah’a hamd
olsun.
emsal:
benzerler, yaşıtlar.
gaflet:
gafillik, sorumsuzluk,
Allah’tan uzaklaşıp nefsinin ar-
zularına dalmak.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
Hâlık-ı rahîm:
sonsuz merha-
met ve şefkat sahibi yaratıcı,
Allah.
harap etme:
yıkma, alt üst
etme.
hayat-ı dünyeviye:
dünyaya
ait olan hayat.
hayat-ı ebedîye:
ebedî ve
sonsuz hayat.
inşaallah:
Allah dilerse, Allah
izin verirse anlamında bir dua.
irsiyet:
soydan gelen, soya çe-
kim.
kabir:
mezar.
keyif:
neş’e.
lisan:
dil.
manevî:
manaya ait, maddî
olmayan.
menzil:
yer.
musibet:
felâket, belâ, sıkıntı.
ruh:
hayatın temeli ve sebebi
olan manevî varlık.
sabır:
başa gelen üzücü olay-
lara, katlanma, dayanma, Al-
lah’a güvenip sıkıntılara göğüs
germe.
safa:
sağlıklı, rahat ve huzurlu
olma.
sıhhat:
hasta olmama, sağlık,
esenlik.
şefkat hissetmek:
acımak.
şifa:
hastalıktan kurtulma, iyi-
1...,465,466,467,468,469,470,471,472,473,474 476,477,478,479,480,481,482,483,484,485,...1406
Powered by FlippingBook