15 Ekim 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Kültür-Sanat

 

Sonsuzluğa Doğmak – Haşir

Daha önce “Kıyamet Âlametlerinden Ye’cüc ve Me’cüc” isimli eseriyle okuyucuyla buluşturduğumuz yazarımız Ali Sarıkaya’nın bu günlerde “Sonsuzluğa Doğmak – Haşir” isimli kitabını yayınladık. Ahiretin delillerini ve ahiret hayatını bir çok ayrıntılarıyla anlatması yönüyle önemli bir eser. 132 sayfalık bu kitap, beş bölüme ayrılmış.

Birinci bölümde imanın şartları, ahirete iman, ölüm, kabir hayatı, kabir sualleri ve kıyamet konuları anlatılıyor. Kitabın bu bölümü okunduğunda, dünya hayatının bunaltıcılığı bir ölçüde de olsa geride kalırken, hayatın sadece bu dünyadan ibaret olmadığı düşüncesi insana farklı ufukları gösteriyor.

İkinci bölümde cismanî haşrin delilleri, haşrin mânâsı ve çevremizdeki haşir örnekleri anlatılıyor. Günümüzde insanlar delilsiz, ispatsız şeylere kolay kolay inanmıyor. Bu bakımdan kitapta haşrin delillerinin yer alması çok önemli.

Üçüncü bölüm haşir meydanındaki toplanmayı, cesetlerin dirilişini ve bunlarla ilgili konuları detaylarıyla açıklıyor. Bu bölümde ayrıca dirilmeyi inkârın sebepleri de anlatılıyor.

Kitabın dördüncü ve beşinci bölümlerinde cismanî diriliş, filozofların bu konuya bakışı, Cennet ve Cehennem konuları işleniyor.

Geçtiğimiz yüzyıl, Allah’ın ve ahiretin inkâr edildiği, maddeciliğin bütün katılığıyla insanlığa empoze edilmeye çalışıldığı bir zaman dilimiydi. O dönemin anlayışı çok gerilerde kaldı. Yirmi birinci yüzyıl, dinlerin yeniden revaç bulduğu, metafizik esintilerin bütün gücüyle hissedildiği, maneviyatın insanlığı sardığı, ahiret âleminin bütün haşmetiyle ufuklarda göründüğü bir dönem. Ahiretin dünya ufuklarında belirmesinden bahsediyoruz… Gerçekten öyle mi? Elbette… Bu gerçeği görmek isteyenlerin Kur’ân’ı, hadisleri, Risâle-i Nur Külliyatı’nı ve son olarak Ali Sarıkaya’nın “Sonsuzluğa Doğmak – Haşir” isimli eserini okumalarını öneriyoruz.

Kitaptaki şu satırlar son derece önemli:

“Dünyanın fâniliği, kararsızlığı, daimi ve kararlı mekânların olacağını gösterir. Çünkü geçici bir mekân, baki bir hayata mesken olamaz.

Allah’ın muazzam bir saltanatı varken, böyle dar menziller yapıp, gelenleri sürekli değiştirip, doldurup boşaltıp ve ondan sonrası için daimî ve kararlı mekânlar inşa etmemesi mümkün değildir. Bütün bu ahaliyi toplayacağı kararlı ve geniş mekânlar yapacaktır ve halkını orada toplayacaktır.”

Ahiret inancında yoksun bir dünyayı bir an için tahayyül edelim: Kötülüklerin cezasız kalacağı, iyiliklerin mükâfat almayacağı, zalimlerin gemi azıya alacağı, mazlûmların tamamen ümitlerini yitireceği kapkaranlık bir dünya…

Binlerce şükür ki, semavî dinlerin, özellikle İslâmiyetin nuruyla aydınlanan bir dünyada, ahiret rüzgârlarının tatlı esintileriyle yaşamaya devam ediyoruz. “Sonsuzluğa Doğmak” ve benzeri eserleri görünce anlıyoruz ki, önümüzdeki seneler insanlığın ahireti anladığı, ahirete yöneldiği, ahiret için çalıştığı, ahirete hazırlandığı dönemler olacak. Çanlar ahiret için çalacak, ezanlar haşir sabahı için okunacak…

Kitap serüvenimiz burada bitmiyor. Devamı gelecektir. Elimizde birbirinden çekici ve yararlı çalışmalar, dosyalar mevcut. Hazırlanmış bir plan çerçevesinde peşpeşe hepsini basıma hazırlayacağız. Sizin de yeni çalışmalarımızı heyecanla beklediğinizden eminiz. İmkânlarımız çerçevesinde sizlere ulaşmaya çalışacağız.

Bu arada sizlerden de teklif ve eleştirilerinizi, kitaplarımızı değerlendiren yazılarınızı beklediğimizi unutmayın, lütfen. Kitabî günler diliyoruz, hoşça kalın.

YENİ ASYA NEŞRİYAT

[email protected]

15.10.2010


 

Bugün, Türkçe özleşti mi?

GAZETECİ- yazar Ahmet Turan Alkan, Osmanlı Devleti’nin savaşlardaki galibiyetlerinden daha önemli olan konunun, Türkçe’yi bilim dili yapması 6 asır bu dille yönetilmesi olduğunu, bugün Osmanlıca’nın öğretilmesinde devlete büyük görev düştüğünü söyledi.

Denizli Belediyesi, Halk Eğitim Merkezi ve Elmas Kalem Derneği tarafından Kent Konseyi binasında düzenlenen Osmanlıca kursuna katılan 223 kişiye, EGS Kongre ve Kültür Merkezi’nde törenle sertifika verildi. Açılış konuşmasını yapan Elmas Kalem Derneği Başkan Yardımcısı Özkan Can, vatandaşlardan gelen talep üzerine böyle bir kurs açmayı, Millî Eğitim ve belediyeye teklif ettiklerini söyledi. İslâm Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Başkan Yardımcısı Kurt da Osmanlıca’nın İslâm kültürüne ışık tutan bir bakış açısı, paha biçilmez bir zenginlik olduğunu ifade ederek, “Günümüz Türkiye’sinde sokaklara baktığımız zaman, öz kimliğimize yabancı Avrupaî isimlerin dayatıldığını görüyoruz. Kişi, sevdiği şeye benzemek ister. Kültür emperyalizmiyle kültürel kodlarımız itibariyle yabancı kaldığımız, uyuşmadığımız bir meydan okumayla istemediğimiz halde karşı karşıya bırakılmaktayız” şeklinde konuştu.

Ahmet Turan Alkan da Türkiye’deki insanların kendi dilini müdafaa etmek hususunda, kendi vatanında pısırıklaştırılarak sindirildiğini anlattı. Gerçekten “Osmanlıca” diye bir dil olmadığını, bu ifadenin Türkiye’deki bazı bilim adamları tarafından uydurulduğunu söyleyen Alkan, bunun aslında Türkçe olduğunu vurguladı. Osmanlıca’yı sadece sivil toplum kuruluşlarının öğretmesinin yeterli olmadığını belirten Alkan, “Bu hizmeti, bir noktadan sonra devletin üstlenmesi lâzım. Bu bizim doğrudan kimliğimizle, varlığımızla ilgili.” dedi. Türkçe’nin 1920’li yıllarda en görkemli çağını yaşadığını, daha sonra üstünden tren geçtiğini ifade eden Alkan, şunları söyledi: “Türkçe, yarısı çiğnenmiş tavuk gibi kanat çırpmaktadır. Bu inkılâbı yapanlar demiş ki, ‘Türkçe’nin içine Arapça, Farsça girmiş, çeşitli dillerden kelimeler kurallar girmiş. Anlaşılmaz, halkın anlamadığı bir lisan olmuş. Biz Türkçe’yi özleştiriyoruz.’ Bugün Türkçe özleşti mi? Hayır. Türkçe, asıl referans kaynaklarını kaybettiği için İngilizceleşiyor. Küçümsemek için söylemiyorum, fakat bu dil fukaradır. Osmanlılar, 6 asır Türkçe’yi resmî lisan, devlet lisanı yaptılar. Bütün kayıtlarını Türkçe’yle tuttular. Diplomatik münasebetleri Türkçe’yle yönettiler. Ordu dili olarak Türkçe’yi kullandılar. Arşiv dili, edebiyat dili, bilim dili, medresenin dili oldu. Osmanlı’nın en çok öğündüğü zaferi, Türkçe’nin terkibine Arapça ve Farsça’yı katmış olmalarıdır.” Denizli / cihan

15.10.2010


 

Van’da ‘Bediüzzaman Sergisi’ açıldı

BEDİÜZZAMAN Said Nursî’nin 1926 ile 1960 yılları arasında Barla, Emirdağ ve Kastamonu yıllarını kapsayan sergi Van’da açıldı. Açılışa, Said Nursî’nin talebelerinden Mehmet Fırıncı ile Abdulkadir Badıllı da katıldı.

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı, Barla Platformu ve Van Nur Platformu’nun ortaklaşa düzenlediği sergide, Risâle-i Nur Külliyatının yazarı Bediüzzaman Said Nursî ile yakın talebelerinin hayatlarına ait önemli belge ve hatıralar yer alıyor.

Risâle-i Nur’un doğuş ve neşir yıllarının anlatıldığı ‘Bediüzzaman Sergisi’nin açılışında konuşan Barla Platformu Koordinatörü Said Yüce, bundan yaklaşık bir asır önce Bediüzzaman Said Nursî’nin Medresetü’z Zehra Üniversitesi projesinin temelini Van’da attığını söyledi.

Birinci Dünya Savaşı ve diğer başka sebeplerle projenin tamamlanmadığını anlatan Yüce, “Daha doğrusu proje değil, üniversite binası tamamlanamadı. Proje daha büyük ölçekte hayata geçti. Bediüzzaman’ın ideali bir üniversitenin duvarları arasına sığmayacak kadar büyük bir projeydi. Bugün dünyanın dört bir köşesinde, her yaştan ve her milleten kadınlı, erkekli milyonlarca insan Risâle-i Nur Külliyatının binlerce sayfasında kâinat kitabını okuyor.” dedi.

Bediüzzaman Said Nursî’nin talebelerinden Mehmet Fırıncı da 19. asırda İslâm medeniyeti projesinin Van’da çizildiğini belirtti. Fırıncı, bundan sonra İslâm dünyasının bu proje doğrultusunda gitmesi halinde saadete ulaşacağını kaydetti.

Said Nursî’nin talebelerinden Abdulkadir Badıllı ise 15 yıl boyunca Van’da kalan Bediüzzaman için bu dönemin büyük önem taşıdığını belirtti. Badıllı, “Bu süre zarfında iki kez İstanbul’a gitti. 1924 ile 1926 yılları arasında Erek Dağı’nda kaldığı zamanda Şeyh Said hadisesi çıkıyor. Bu hadiseden sonra bir çok âlim yurt dışına çıktı. Bazıları sürgüne gönderildi. Üstada, İran’a gitmesi için teklifte bulunanlar oldu. Ancak kendisi İran’a gitmek yerine Anadolu’da kalarak sıkıntılarla baş etmeyi tercih etti. İran’a gitseydi Risâle-i Nurlar olmazdı” şeklinde konuştu. Konuşmalardan sonra, serginin açılışını İl Müftüsü Nimetullah Arvas, Bediüzzaman Said Nursî’nin talebeleri Mehmet Fırıncı, Abdulkadir Badıllı, Barla Platformu Koordinatörü Said Yüce birlikte yaptı. Sergi, 1 hafta boyunca gezilebilecek.

15.10.2010


 

İSKM’DE sanat kursları

İSTANBUL Kültür Sanat Meclisi’nin (İKSM) Üsküdar Belediyesi işbirliği ile açtığı sanat kursları büyük ilgi görüyor.

Üsküdar’da Fatih Mahkemesi’nde verilecek olan kurslar, 23 Ekim 2010 tarihinde başlayacak ve Mayıs 2011 tarihinde sona erecek. Yeni sezonda İKSM’nin kültür sanat sohbetleri de başlıyor. Buna göre Yavuz Bülent Bâkiler, Ümit Meriç, Dursun Gürlek, Memduh Cumhur ve Mehmet Nuri Yardım’ın sohbetleri dönüşümlü olarak Fatih Mahkemesi’nde gerçekleştirilecek. Osmanlı Türkçesi, Yazı Atölyesi, Hat, Ebru, Tezhip ve Grafik Tasarım kurslarına kayıtlar başladı. Osmanlı Türkçesi kültür tarihçisi Dursun Gürlek, Yazı Atölyesi edebiyatçı yazar Mehmet Nuri Yardım, Grafik Tasarım Sanatı ise sanatçı Abdullah Kılıç tarafından verilecek. Hat kursu Hasan Çelebi Hoca nezaretinde, Ebru kursu ise Hikmet Barutçugil Hoca yönetiminde öğretilecek. Ön kayıt ve kurslarla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler, 0 (216) 492 73 79 numaralı telefonu arayabilecek. İletişim için elektronik posta adresi ise: [email protected]

15.10.2010


 

İskender Pala Pendik’teydi

ARAŞTIRMACI-Yazar İskender Pala, Pendik Mehmet Âkif Ersoy Sanat Merkezi’nde düzenlediği ‘Şiirin Has Bahçesinde’ adlı programda şiir severlerle buluştu.

Oldukça düşündürücü açıklamalarda bulunan Pala, “Sözü her yönüyle kullanan atalarımızın nesli olarak, şiirle ve sözle ilgilenmeyişimiz çok büyük bir çelişki” şeklinde konuştu. Günümüzde çokça deyinilen “Önce söz vardı.” ibaresindeki ‘söz’ kelimesinin yerinde aslında ‘kelâm’ kelimesi olduğunu belirten İskender Pala, sözün 5 katmanı olduğunu ve en üst katmanın ‘kelâm’ (yani Allah sözü) olduğunu kaydetti. Ardından ‘hadis’ (Peygamber sözü) ve sonrasında da ‘söz’ geldiğini ifade eden Pala, sözden aşağı olan ‘lâf’ (lâf-ı güzaf) ibaresinin çer-çöp anlamına geldiğini belirterek, “Bir insan sözün değerini düşürürse onu ‘lâf’a düşürür. Toplum nezdinde önemli bir mevkide olan insanın ‘lâf’ söyleme hakkı kesinlikle yoktur” dedi.

15.10.2010


 

Nevbahar sergisi Beyoğlu’nda

BEYOĞLU Belediyesi Sanat Galerisi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti faaliyetleri çerçevesinde “Çini Bahçesinde Nevbahar / MSGSÜ, Sitare Turan Bakır Atölyesi Öğrenci Çalışmaları” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.

Bugün açılan sergi 24 Ekim tarihine kadar gezilebilecek. Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti faaliyetleri çerçevesinde önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Çini Bahçesinde Nevbahar / MSGSÜ, Sitare Turan Bakır Atölyesi Öğrenci Çalışmaları” adlı sergi bugün sanatseverlerle buluşuyor. “Klâsik Türk Sanatları’nda 15 Sergi 15 Seminer Etkinliği” kapsamında düzenlenen sergide MSGSÜ Geleneksel Türk Sanatları Bölümü ve Eski Çini Onarımları Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Sitare Turan Bakır’ın öğrencilerine ait eserler sergilenecek. Prof. Dr. Bakır açılışta “Türk Çini ve Seramik Sanatında Tasarım Anlayışı” konulu bir de seminer verecek. 16. yüzyıl çini sanatının yarı stilize çiçeklerinin farklı konu, form ve fonksiyonlarla sanatseverlerin karşısına çıkacağı sergi 24 Ekim 2010 tarihine kadar açık kalacak.

İstanbul / Said Temur

15.10.2010

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Son Dakika Haberleri

Bütün haberler

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.