"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Bir makinenin çarkları gibiyiz”

Caner KUTLU
23 Ağustos 2018, Perşembe
Emek ve ittihad -19

“Devletler, milletler muharebesi; tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez.” (Mektubat)

Aynı dönemde, İsmail Hüsrev Tökin, Werner Sombart’ın fikir sisteminden alıntı yaptığı Kadro dergisindeki bir makalesinde şöyle diyordu: “İstihsal vasıtalarına sahip olanlarla olmayanlar arasındaki münasebetler, hukukî bir bağlılığa veya serbest bir anlaşmaya müstenit olabilir... Esarete müstenit bir cemiyette istihsal aletleri gibi insanlar da şahsî mülkiyet altında idi. Bir kısım insanlar cebren diğer bir kısım insanları mülk edinmişlerdi. Feodal cemiyette istihsal vasıtalarından toprak, şahsî mülkiyettir. Topraktan mahrum bulunanlar, derebeyine derebeylik hukuk rabıtaları ile yani cebren bağlanmışlardır. Binaenaleyh burada esaret doğrudan doğruya değil, toprak vasıtasıyladır. Muasır cemiyette istihsal vasıtaları yine muayyen zümrelerde temerküz etmiş olmakla beraber, fertler hürdür. Kimse kimseye bağlı değildir.” Buradan şu sonucu çıkarıyordu: “İktisadî sistemi, tabiatla münasebetin de muayyen bir teknik ve bu tekniğin muayyen bir inkişaf seviyesine tekabül eden bir nizamı ve bunların üzerinde yükselen bir zihniyeti olan tarihî ve içtimaî bir taazzuv olarak tarif edebiliriz.”

Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın giriş bölümünde söylediği ise, maddî hayatın üretim tarzının, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat süreçlerini şartlandırmasıydı. İktisadî temeldeki değişme, kocaman üst yapıyı büyük ya da az bir hızla altüst eder. Marx’a göre “İhtiva edebildiği bütün üretici güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz; yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri, bu ilişkilerin maddî varlık şartları, eski toplumun bağrında çiçek açmadan, asla gelip yerlerini almazlar.” Tökin’e göre de devrin ruhu, zihniyeti, ideolojisi, maddî maişetimizi istihsal etme faaliyetlerimizin bir fonksiyonudur. Sistem, insanla tabiat arasındaki münasebetlerin dialektik inkişafı neticesi değişir. O halde; yeni dönemde, meselâ mülkiyet salgını feodalizmle mi dönüşecek ya da paranın aşırı politizasyonu ile sert çatışmaların arasında mı kalacak; yoksa bilişimin akıl almaz gelişimi bir taraftan sun’î zekâ üretimleri ile emeğin yeniden tanımlanarak iktidarı elde edebileceği bir döneme mi gelecektir. Bediüzzaman’ın “Elbette nev’î beşer, âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise, ilmin eline geçecektir.” (Sözler) görüşünün bilim ve fennin teknoloji alanının ekonomik karşılıklarını ihtiva ediyor olması gerekir.

“Türkiye’de İktisadî Düşünce” adlı derlemede Eyüp Özveren’in öngörüsü: “Önümüzdeki on yıllarda, dünyada iktisada egemen olma mücadelesi, safkan Anglo-Amerikan ana akım iktisadı ile kıt’a Avrupası ve dünyanın çeşitli yerlerinde ona muhalif olarak gelişen heterodoks iktisad(lar) arasında geçecektir. Anglo-Amerikan iktisadının kozu, kurumlara iyice yerleşmiş olması ve yayılma yol ve araçlarını denetiminde tutmasıdır. Buna karşılık, gerçekliği izlemek ve açıklamaktaki yetersizliği, iktisadî krizlerle yüzüne vurulmakta ve büyük güven kaybına uğramaktadır. Kısacası, dünya ekonomisinin seyri, fırsatın kimin lehine gelişeceğini de belirleyecektir. Türkiye’de yerel bir canlılığın yaşatabilmesi bakımından ikinci seçeneğe yönelmek, orta ve uzun dönemde daha yararlı görünmektedir.”

Endüstri 4.0’ın başında seri üretimin yerini ölçek özelleştirmesi alıyor. Bu durumda müşterilerin istediği ürünü istediği tasarımla satın alıyor olması, hiçbir ekstra maliyet gerektirmiyor. Tasarım ekiplerinden, tedarik zincirlerinden, üretim hatlarından ve kalite kontrolünden veri toplayan Endüstri 4.0 ile ağa bağlı bir fabrika akıllı bir makineye dönüşmektedir. McKinsey’e göre akıllı fabrikaların ekonomik etkisi 2025 yılına kadar 2.3 trilyon dolara kadar ulaşabilir. Murat Hekim “Endüstri 4.0 Karanlık Fabrikalar” makalesinde Endüstri 4.0 arabalardan termostatlara ve tost makinesine kadar günlük nesnelerin internete bağlanacağı tüketim odaklı nesnelerin üretim tarafına eşdeğeri olarak tanımlıyor. Tamamen entegre üretim bu çerçevenin savunucularına göre Endüstri 4.0 insan emeğinin tanımını değiştirme potansiyeline sahiptir. “Makineler, insandan çok daha fazla verimlilikle üretken, tekrarlayan ve rutin görevleri yerine getirebildikleri için bu görevler giderek otomatikleştirilecektir.” Bu “tarih”in de beklentisidir. Bediüzzaman’ın “insan ecir de olmak istemez” dediği yerde bilindik “işçi ve ücretli” tanımı da değişecek; insanları işyerinin dışında bırakmak, onları daha az geliştirici, vasıflı işlere maruz bırakmak yerine; daha üretici, yetenekli görevler için imkân sağlayacaktır. Bediüzzaman’ın “bir makinanın çarkları gibiyiz” hükmü küresel bir gerçekliğe dönüşecek. Rekabetin yerini yardımlaşmanın alacağı bir zaman dilimine gireceğiz. Vergi ve ödeme sistemlerinin değişimi bankacılık operasyonlarını da etkisiz hale getirecek. Müfritane irtibat (internet) neredeyse hayatî bir gereklilik haline gelecek, günlük pratiklerin vazgeçilmez unsuru olacaktır. Ayrıca, akıllı fabrikanın geçmişteki ve gerçek zamanlı verilere dayalı gelecekteki sonuçları tahmin etmesi (ki en önemli sonucu belki de budur bilimin!) çalışma süresini, verimliliği ve kaliteyi arttırabilir ve güvenlik sorunlarını önleyebilir. Akıllı fabrikada üreticiler “dijital ikiz” gibi işlemleri yaparak bir işlemi dijital ortama aktarabilir. Otomasyon ve entegrasyonun öngörülen yeteneklerinin ötesine geçebilir. Buradan Bediüzzaman’ın “ecir olmak” sonrası temel öngörüsü; “serbestiyet ve malikiyet” dönemini işaret edecek şu sonuçlar çıkarılabilir: 1) İşletme maliyetlerini düşürmek. 2) Verimliliği arttırmak. 3) Yeni pazarlara açılma ve yeni ürün teklifleri geliştirme... Bütün bunları Bediüzzaman iki problem ve çözüm yolu ile bağlıyor: “Birinci Kelime: Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne İkinci Kelime: İstirahatım için zahmet çek, sen çalış ben yiyeyim. Merhametsiz nefisperest olan birinci kelime-i gaddaredir ki; âlem-i insanı zelzeleye getirip, kıyameti kopmak üzeredir. Şu kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki, o da zekâttır ve zekâtın mütemmili olan sadakattır ve onun mütemmimi olan karz-ı hasendir.” (Sünûhat)

 

Okunma Sayısı: 1667
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı