"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zulüm asıl etkisini mazlûmun ahlâkını bozarak yapıyor

Caner KUTLU
07 Eylül 2017, Perşembe
Emek ve ittihad -9-

Evet belki başka pek çok şeyde “millî ve yerli olmak” iddiası makul olabilir; ancak bankacılıkta bu mümkün değil... Küreselleşmenin içindeki sorunlar da, diğer taraftan, bankacılık sistemi üzerinden tartışılıyor. İlginçtir; buradaki ikilemleri de belki yine küreselleşmeyle kırmak mümkün. Evet dünyayı bir köye dönüştüren tarihin bu dönemeci bu imkânı da veriyor. Geçenlerde bir Yahudi aydını artık Avrupa’yı terk etme zamanının geldiğini söylüyordu; çünkü ona göre artık Avrupa bitti. Bu aslında “dünya bitti”yi ifade ediyor. Küreselleşmeyle birlikte Dünyanın her yanına bulaşan bir “sınıflar çatışması” ortasında kalmak demek Avrupa’da yaşamak... Filistin son durak olduğundan, ki bu “kurtuluş” da onlar (“ikinci Avrupa”nın kurucu ortakları olarak) için bir anlamda tarihin sonu, aynı zamanda sıkışma ve içine çökme sebebi olacak. Statik bir hale getirecektir. Yerlerinden ettikleri Müslümanlar ve dünyadaki fakirler yeni bir şeyler yapacaklar, kader bütün fırsatları bu kez onlara verecektir. Vermektedir.  

“Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde; hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiyâ-i Benî İsrâiliyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından, çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa, koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.” (Şuâlar)

Bediüzzaman dinin siyasî proje gibi sunulması noktasındaki çekinceleri Yahudiler üzerinde yürüyen bir tecrübede dikkat çekici kılıyor. Yahudiler’in yaşadıkları açmazı bulmak için “dinin milliyeti” ile “din milliyetçiliği” arasındaki farkı anlamak önemlidir. Bediüzzaman “milliyetimiz İslâmiyet’tir” ile İslâm içine başka millet ve kavim odaklı ilerleyişlerin mutlaklaştırılmasını (‘milliyet’in böylece tabiat ittihaz edilmesi) kesinlikle reddediyor. Diğer taraftan “İslâm milliyetçiliği” manasını da aynı şekilde reddediyor. Risalelerde “müsbet milliyet” tanımı yapılıyor (“müsbet hareket”in bir parçası olarak); ki bu Afganî’nin kullandığı anlam çerçevesinde. Çünkü “ümmet-i Muhammedî” tabiri bidayetten nihayete bütün Müslümanları kapsarken “millet” zamana ait “nüfûsu” (dünyadaki yüzde yirmi) daha çok ifade eder. Afgani’nin, vefatından hemen önce yazdığı: “Ey Allah’ım, sen biliyorsun ki, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in son sözü “ümmetî, ümmetî, ümmetî” idi, ben de “milletî, milletî diyorum.” şeklinde ifadesi vardı. (Bu arada şunu da söylemek lâzım: Bediüzzaman’ın kişilerin bazı görüş ve ifadelerini alıp kullanması o kişiyi bütünüyle kabul ettiği anlamına gelmez.  Yani Üstad kişilere mutlak bakmıyor; belli sınır ve prensiplere uyan alıntılar yapıyor. Cemaleddin Afgani de bunlardan ayrı değildir; bu aynı zamanda bir fikir namusudur). Bediüzzaman’ın fikri de böyledir; ancak “müsbet milliyetçilik” manası bunun dışındadır. Yani, onun “millet” kavramından modern kavramlar olarak Müslümancılık, İslâmcılık çıkarmak mümkün değildir. (Abdülhamid, Afganî’nin “millet” kavramını bu esneklikte kavrayamamış olabilir!) Hamiyet-i Milliye ki cehd gayret yani cihadı ifade eder; o da insaniyet olarak dünyaya ve tarihe bütünüyle bakmayı gerektirir. Bunun da gereği “sulh-u umumî”nin teminini ifade eder. Bunun da gerekleri Bediüzzaman’ın söylediği emek ve ittihad ilişkisini tamamlayan “şerait-i sulhiye”dir. 

Müslümanın gereği zulüm etmemek olduğu gibi zulme de uğramamaktır. Yoksa zulüm asıl etkisini mazlûmun ahlâkını bozarak yapıyor. Özellikle “cemiyet” veya “cemaatler” şeklindeki yapılarda modern dönem açmazlarından biri de budur. Hele Müslümanın bozulması, yağın bozulması gibi zehir oluyor, Sünnet-i Seniyye’nin edebinden çıkınca artık kontrol edilemiyor, anarşist oluyor. O sebeple zekâtın (bütün bileşenleriyle birlikte) başta ve öncelikle evrensel bir hak meselesi olduğu unutulmamalıdır. Zekâtın (bir doktrin olarak) bütün kurum ve türleriyle hakkın tevziinde geçerli olduğu unutulmamalıdır. “Hak yalnız benim” diyemezsin. Bu haksızlıktır. Her şeyin ve herkesin bir hesabı (zekâtı) vardır. Bütünü kaçırmamak lâzım (vahdet). Allah, senin keyfince nizamını değiştirmez: “Eğer her ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın nizam ve intizamı fesada gider.” (Mesnevî-i Nuriye) 

Nebevî tarih ışığı sonunda bozulmaları ve bozgunları tamir ve telâfi edecektir. (Yani İsrailoğullarından olan Peygamber Efendilerimizin (as) hürmetine yine Tevrat’ta anlatılan gibi bir süre verilmekten ibarettir). Demek, ihmal değil “imhal” söz konusu... ki, “meskenet” miskinlik, fakirlik zalimler için de kaçınılmaz olacaktır. Çünkü “suret başkalaşsa” zengin fakir, fakir zengin olabilir. Tarih dediğimiz de suretlerin tebdilinden ibarettir ki hakikat tekerrür etsin.

Tarihin yenilenen şimdiki yüzünde Batı ve medeniyeti bir boşluğa düştü. Yeni bir dalgaya açık hale geldi. Bu onlar için bir iflâs mı, imkân mı yakın dönem bunu gösterecek ve Bediüzzaman’ın söylediği gibi Avrupa’nın İslâm’a hamileliği son bulacak. Bir İslâm medeniyetini (devletini) doğuracak noktasına gelecek... (Eğer çabuk bir kıyamet kopmazsa!).

Mahçupyan’ın şu ifadeleri burada yerini buluyor: 

“Her halükârda bu seferki küreselleşme ‘post modern’ tanımını fazlasıyla hak etmiş oldu. Nedensellik ilişkisi kurmaya gerek olmasa da, küreselleşme ile modernliğin tıkanması süreçlerinin birbirini beslediğini söylemek mümkün. Diğer deyişle bugünün küreselleşmesi Batı modernliğini çevre üzerinde daha etkili kılmak bir yana, çevre tarafından daha fazla etkilenmeye açık hale getirdi. Bu da içe kapanmayı rasyonel bir cevap olarak siyasallaştırdı. Birçok ülkedeki ırkçı partilerin varlığı ve buldukları toplumsal destek bu ruh halinin ifadesi…”

Sadece Batı medeniyeti değil Dünya bir dönüşümü zorunlu görüyor. Çünkü yollar ve geçiş güzergâhları değişiyor. Tıpkı yeni “keşifler çağı” yaşanıyor gibi... Bu kez Müslümanlar ve Dünya’nın fakir ve mazlûm halkların ve topraklarının üzerinde... 

Okunma Sayısı: 5664
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı