"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Coğrafyacı gözüyle

Durmuş Ali İnci
29 Nisan 2018, Pazar 00:18
Dünyamız güneş sistemi içinde, hayat olan tek gezegen.

Hayatın şartları ilk yaratıldığı günden beri milyonlarca yıl boyunca oluşturulmuş. Demek ilk yaratılışta burada hayat sürmesi istenen insan, hayvan ve bitkilerin misafir olarak gönderilmesi istenmiştir. Dünya adeta doğacak bebeğe hazırlanan beşik ve kıyafetler gibi insan ile ona hizmetkâr diğer mahlûkatın yaşamasına uygun bir tarzda hazırlanmıştır. Şimdi bu hazırlikları tek tek değerlendirelim.

1- Şu anda dünyanın güneş etrafındaki dönüşünü yaptığı yörünge hayatın olabilmesi için gerekli şartların oluşmasına müsait tek yörünge.

2- Dünyamızın güneşin çekim alanı içinde milyarlarca yörüngede bugünkü yörüngesine oturabilmesi için kütle büyüklüğünün bugünkü kadar olması gerekiyor. Ayrıca güneş etrafındaki dönüş hızının bugünkü gibi saatte 108 000 km.( yaklaşık) olması lâzımdır.

3- Dünyanın bu yörüngede dengede durabilmesi için diğer gezegenlerin de bugünkü kütle büyük- lüğü ile mevcut yörüngelerinde ve bugünkü dönüş hızlarıyla güneş etrafında pervane olmaları lazımdır.

4- Bu intizamın sağlanması için güneş de kütlesiýle, kendi etrafında dönüşüyle gezegenleri dengede tutabilecek bir çekim kuvvetine sahib  olmalıdır.

Hayat şartlarının oluşmasında binler şartlardan birisi olan dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinin yerini  belirlemek için bu kadar ince hesapların yapılması lâzımdır. Bu- nun için nihayetsiz bir ilim gerekmektedir. Ayrıca bu dev küreleri uzayda sapan taşı gibi çevirecek nihayetsiz bir kuvveti,o küreleri emrine itaat ettirecek nihayetsiz bir iradesi olmak gerekiyor. Hem dünyaya gönderilecek misafirlerin (insan, hayvan ve bitkilerin) ihtiyaçlarının, fizyolojik yapılarının yaratılmadan önce bilinmesi lâzım.

İşte canlıların ihtiyaçlarını bilen ve kainat içinde arzı ona göre tanzim eden  bir Kadir-i zülcelâl, Rahman ve Rahim, her şeye gücü yeten, herşeyden haberdar nihayetsiz ilim sahibi bir Sultan-ı Zülcelâl ancak  bunları yaratıp tanzim edebilir.

5- Dünyaya ğönderilecek misafirler nefes alacaklar. Vücut ısısı ve gerekli enerji için yanmanın olması gerek. Vücutları ona göre tanzim edilip ihtiyaçlarının karşılanması lâzım. Dünyanın etrafına yaklaşık 560 km.yi bulan atmosfer dediğimiz hava tabakası ile sarıp,bileşiğinin de insan ve hayvanlar için oksijen ( ince hesapla 0/0 21), bitkiler için azot ve az miktarda karbondioksit gazlarından oluşması gerekiyor.

6- Dünya ilk yaratıldığında bütün elementlerin şiddetli sıcak ve hamur halinde eriyik olarak yaratılmıştır. Fakat gelecek misafirlerin yerleşebilmesi, iskânı için güneş etrafında döndürülen dünyamız ihtiyacınıza göre soğutuluyor, taşküre dediğimiz kalın ve sert bir tabaka oluşturuluyor.

Artık dünyanın gelecek misafirleri için, hayat şartlarına uygun güneş ve gezegenlerle dengelenmiş bir sistem kurulmuştur. Nefes almaları ve vücutlarına lâazım olan hayati maddeleri alabilecekleri, sürtünmeyi engelleyip rahat dolaşmayı sağlayacak bir fanus gibi atmosferle dünyamız sarılmıştır.

7- Dünyamız soğutulmuş, iskâna müsait taşküre oluşturulmuş. Fakat bu taştan, hele demir gibi sert olsa nasıl istifade edebilirdik? Hiç düşündünüz mü? Bizi buraya gönderen onu da halletmiş. İhtiyacımız kadar aşınması mümkün olmayan elementleri (demir, bakır, alümünyum vs.) dağlar içine depolayıp geri kalan bütün kayaçları silisyum ve kireç gibi su ile kolayca çözülüp parçalanarak toprak oluşmasına imkân veren elemetlerden oluşturmuştur.

8- Atmosferin yere temas eden yaklaşık 10 km.lik kısmında iklim hadiseleri oluşturularak yağışlar ve sıcaklık sebebiyle taşküre aşınıp akarsularda taşınan toprak çukur alanlarda oluşturulan denizlerin tabanına serilmiş. Şu basıncıyla sıkıştırılmış tabakalar oluşturulmuştur. Fakat dünya misafirlerinin istifadesi için oluşturulan toprak, denizlerin tabanında kalırken yeryüzü sert kayalarla kaplı kalmıştır. İstifademiz için yeni faaliyetler ve şekillenmeler olması lâzımdır. Elbette bizi buraya gönderen bu ihtiyaçlarımızı da halletmiştir.

Bu mesele Risale-i Nur Külliyatı’n da şöyle ifade edilmiştir.

“Evet arzın evvel-i hilkatine bakıyoruz ki: Mayi haline gelen bir madde-i seyyaleden taş ve taştan toprak halkedilmiş. Mayi kalsaydı, kabil-i sükna olmazdı. O mayi taş olduktan sonra, demir gibi sert olsa idi kabil-i istifade olmazdı. Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hacetlerini gören bir Sâni’-i Hakîm’in hikmetidir.

Tabaka-i turabiye, dağlar direği üzerine atılmış, tâ içindeki dâhilî inkılâblardan gelen zelzeleler, dağlarla teneffüs edip, zemini hareketinden ve vazifesinden şaşırtmasın. Hem denizin istilâsından toprağı kurtarsın. Hem zîhayatların levazımat-ı hayatiyesine birer hazine olsun. Hem havayı tarasın, gazat-ı muzırradan tasfiye etsin, tâ teneffüse kabil olsun. Hem suları biriktirip iddihar etsin. Hem zîhayata lâzım olan sair madenlere menşe’ ve medar olsun.”  (Risale-i Nur - Sözler, 674)

Bu güzel ve veciz izaha coğrafya ilmî dürbünüyle bakarsak jeolojik devirlerde henüz canlılar yaratılmadan meydana gelen hadiseler gayet hikmetli, hayat sahiplerinin ihtiyacına göre yapıldığını göstermektedir. Orojenik hareketler olarak isimlendirilen, denizlerin tabanındaki yumuşak tabakaların kıvrılıp yükselmesiyle oluşan sıradağlar birer direk gibi yükselirken toprağı da dağların tepelerine kadar kaldırmışlardır. Denizler ile karalar yer değiştirirken canlılar için lâzım olan toprak örtüsü bütün karaları kaplamıştır. Bu arada kıvrım esnasında birçok madenler, canlılara lâzım olan maddeler, bilhassa hayat kaynağı olan sular dağların karınlarında depolanmıştır. Artık karbonca zengin bir atmosfer, nemli bol yağışlı bir iklim, ham, elementlerle zengin topraklarla bitki hayatı için elverişli şartlar oluşturulmuştur. Dikkat edilirse her şey halife-i arz olarak isimlendirilen, dünya hazır olduktan sonra ahsen-i takvim suretinde yaratılacak olan insana göre tanzim edilmektedir.

Nihayet üçyüz binden fazla bitki türleri, bütün yeryüzünde aynı anda, aynı tarz ile yaratılmıştır. Henüz atmosfer karbonca zengin olduğu için hayvan ve insanın teneffüsüne müsait değildi. Hakim-i mutlak, Rahman-ür Rahim olan Allah karbonu bitkilere besin eylemiştir. Karbon devri olarak isimlendirilen bu dönemde bitkiler dev yüksekliklere ulaşmışlar, eğrelti otları bile metrelerce yükselmişler. Onların artıklarıyla toprak organik maddeler yönünden zenginleşmiş, hava ise onu kirleten karbon maddesinin bitkilerce besin olarak kullanılması sonucu temizlenmiş, hayvanların nefes alabileceği bir hale gelmişti. Artık bitkilerin karbonla beslenmesinin devamı için havadaki oksijeni alıp besinleri yakarak kendine enerji sağlarken, yanma sonucu oluşacak karbon dioksiti havaya verecek bir fabrika gerekiyordu.

Herşey insanoğlunun ihtiyacına göre tanzim ediliyordu.

Hikmet- i İlâhî bu manada mükemmel birer makine olan yüzbin civarında hayvan türüyle yeryüzünü şenlendirdi. Yüzbin hayvan milletleri binler ferdleri ile dev bitkiler arasında birden çoğalıp yeryüzüne dağıldılar. Yeryüzünde hava unsurunda, hayvanlar ve bitkiler arasında öyle bir denge oluşturulduki Allah’ın Adl isminin tecellisi ile insanın teneffüsüne müsait bir hale getirildi. Artık oksijen oranı o/o 21 olan zehirli karbondan arınmış gerisi azottan oluşan sabit bir hava oluşturulmuştur.

Hayvanların solunumu ile karbon dioksit ile kirlenen hava bilhassa dağların yamaçlarındaki bitkilerin yaprakları arasından rüzgârın tesiriyle yavaşça adeta taranarak yamaç boyunca yükselir, hava zehirli gaz olan karbondan temizlenirken, bitkiler de bu karbon ile beslenirler.

“İşte ey coğrafyacı efendi! Bu zemin kafası yüzbin ağız, herbirinde yüzbin lisan ile Allah’ı tanıttırsa ve sen Onu tanımazsan, başını tabiat bataklığına soksan, derece-i kabahatını düşün. Ne derece dehşetli bir cezaya seni müstehak eder, bil, ayıl ve başını bataklıktan çıkar.“ (Risale-i Nur - Sözler, 675)

Okunma Sayısı: 2469
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sabahattin Boyacı

    29.4.2018 18:26:44

    tebrikler hocam tefekküri bir yazı

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı