"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Suriye’yi unuttuk mu?

Faruk ÇAKIR
28 Kasım 2016, Pazartesi
Komşumuz Suriye’de tam olarak nelerin yaşandığı, kanayan yaranın ne hale geldiğini tam olarak bilemiyoruz. Bir ülke, dünyanın gözü önünde güç dengelerinin kavgası uğruna mahvoldu, bölündü, parçalara ayrıldı.

“Fırat Kalkanı Harekâtı” adı altında Türkiye de hadiseye bir yönüyle müdahil olmuş durumda. “Fırat Kalkanı Harekâtı” Türkiye tarafından eğitilmiş Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) grupları tarafından devam ettirilen operasyonun adı. İdarecilerin ifadelerine göre operasyonun amacı Türkiye tarafından tehlike olarak görülen unsurları temizlemek, sınır ve bölgedeki halkın güvenliği sağlamak ve kontrol altına almak. 

Peki bu yapılabildi mi? Türkiye’nin Suriye’ye girip girmemesi kamuoyunda çok tartışıldı. Ekseriyet, daha önce yaşanan Irak hadisesini hatırlatıp bu ‘bataklık’tan uzak durmak gerektiğini ifade etti. Buna rağmen idarecilerin tercihi müdahaleden yana oldu. 24 Ağustos 2016’da başlayan harekât esnasında 20’ye yakın şehit verildi. İlk günlerde yapılan açıklamaların yerini ihtiyatlı beyanlar aldı. 

Suriye’de yaşananlar idarecilerimizin gündeminden de çıkmış gibi. Halep gibi bazı şehirlerin ölüm döşeğinde olduğu ifade edilirken Türkiye’de sessizlik hakim.

Haberlere bakılırsa, Halep şehir merkezinde yaklaşık 300 bin kişiye hizmet veren onlarca fırından geriye sadece 3 tane kalmış. 300 bin kişi, orta büyüklükte bir şehir demek. Türkiye sınırına 40 kilometre uzaklıkta olan Halep’te yaşananlara yardım eli uzatmak durumundayız.

Şehir merkezinin batısını rejim, doğusunu muhalifler kontrol ediyor. Rejim kuşatmasında yaklaşık 300 bin sivilin bulunduğu doğu Halep’te İl Sağlık Müdürlüğü’nün verdiği bilgilere göre, halk 93 gündür temel insanî ihtiyaçlarını karşılayamıyor. 93 gün, yani 3 aydan fazla! Son günlerde şehrin doğusundaki bütün hastaneler ve sağlık merkezleri vurularak hizmet dışı bırakılmış. Eğitim de durmuş vaziyette.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban ki-Mun, geçen günlerde yaptığı açıklamada, 7 Temmuz’dan bu yana Halep’in doğusuna hiçbir BM konvoyunun giremediğini söylemiş. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura da, Alman Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği mülâkatta, “Hastaneler çok ağır şekilde hasar gördü. Bombardımanlar bugüne kadar olduğu gibi sürerse Noel’e kadar (25 Aralık) Doğu Halep diye bir yerin kalmamasından endişe duyuyorum” demiş. (AA, 25 Kasım 2016)

Ortada ciddî bir problem var. Görmeyerek, duymayarak bu problemler çözülebilir mi? Hamaset değil, akıl ile, diplomasi ile hareket edip bu yarayı tedavi etmek durumundayız. “Türkiye Suriye’yi unutmasın” derken siyasetçilerin meydanlarda konuşmasını kastetmiş olmuyoruz. Aksine meydanlarda değil, masalarda ve diplomasi diliyle konuşulsun. Savaşın sona ermesi için mümkün olan her adım atılsın. Suriye’de barışın sağlanması en yakın komşulardan biri olmamız bakımından bizim de menfaatimizedir. Savaş devam ettiği her gün masumların ölmesi, yaraların derinleşmesi ve problemlerin artması demektir.

Ne Suriye’yi, ne de dünyanın başka bir ucundaki haksızlığı unutmayalım. Tabiî ki meseleyi meydanlarda değil, masalarda çözmeye, kazanmaya gayret edelim. 

Milletin menfaati de buradadır, bilelim.

Okunma Sayısı: 1061
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı