"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsan ve hakları

Fatih Yokuş
13 Ocak 2019, Pazar
Hak arayışlarında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidilmesi, adalet denince burasının akla gelmesi İslâm dininin bir eksikliği değildir.

Sorgulanması gerekenler, vatandaşlarını buralara mecbur eden idarecilerdir.

Utanılması gerekenler; buralara baş vuran değil onları buralara muhtaç edenlerdir.

İslâm’ın temeli, değer verdiği, uyulmasını emrettiği prensiplerin başında insan hakları geldiğidir.

İnsan haklarının öneminin yitirilmesi bir ülke için sonun başlangıcı, Müslüman için de ahirette hesabı en çetin olacağıdır.

Peygamberimiz (asm) veda hutbesinde:

“İnsanlar!

“Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.”

Müslüman; bir çok günahının af edebilir ihtimaline karşılık, Allah’ın, kul hakkı söz konusu olduğunda kul af etmediği müddetçe af edilmeyeceğini iyi bilir.

“En güzel biçimde yaratılan”, “yeryüzünun halifesi olan”, “çamurdan süzülmüş bir hülâsadan (özden)“ yaratılan insan, insan olma hasebiyle saygıyı değerdir.

İslâmiyette “Allah katında en şerefliniz O’ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurat,13) âyeti ile de sınıfsal üstünlüğü red edilir.

Bir coğrafyada doğmak, ırka mensup olmak kişiye üstünlük hakkını vermez.

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”

İnsanları “kaş ve göz ile” alaya almanın dahi yasaklandığı, kınandığı ve Cehennem çukuruna girmeye vesile olacağını dinimiz bize söyler.

Peygamberimiz (asm) döneminde, kölelerin, yetimlerin, güçsüzlerin, kadınların ve fakirlerin İslâm dinini kabul etmeleri insana verilen değerin bir neticesidir.

Sıradan bir köle olan Bilâli Habeşi için servetinin büyük kısmını feda eden Hz. Ebubekir Sıddık ve Medine’de, Mekke’den gelen muhacirlere kapı açıp lokmalarını paylaşan ensarın davranışı İslâmın bir gereği idi.

“Ben Ebul Hakem Mekke’nin ileri gelen bir olarak; köle, yetim ve fakirlerle aynı seviyede olamam” diyen “Ebu Cehil (cehaleten babası) olması ve iman etmemesinin sebebi sınıfsal üstünlüğe sahip olmasıydı.

Allah Resûlü (asm) buyurdu: 

“Adil davrananlar, Allah katında, Rahmanın sağındaki Nurdan minberler üstündedirler. Onlar, hükümlerinde ve ailelerinde, başta bulundukları sürece âdil davrananlardır.” (Müslim)

İyiliği emretmek kötülükten men etmek Kur’ân’ın emri ve hayırlı ümmet olmanın düsturu olduğuna göre, kötülüğün en büyüğü olan insan haklarına tecavüz veya ihlâli İslâm’ın bir gereği veya neticesi olamaz.

Selâm ve duâ ile...

Okunma Sayısı: 735
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı