"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vazife ve sorumluluk şuuru

M. Ali KAYA
12 Ocak 2019, Cumartesi
“Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü kılar. Kazandıklarımız değil, birikimlerimiz bizi zengin yapar. Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar. Nasihatlerimiz değil, amel ettiklerimiz bizi insan yapar.”

General Garcia’ya mektup götüren çavuş Rowen’i hatırlarsınız. ABD Başkanı McKinley Küba’daki isyancıların lideri General Garcia’ya bir haber göndermek ister. Küba dağlarından birinde ve nerede olduğu ve hangi ormanda saklandığı bilinmeyen Garcia’ya haber ulaştırmak normal yollarla imkânsızdır. Ancak bir haberci ona mektupla ulaşabilir. 

Ama bunu kim nasıl yapacak? Başkanın çaresiz bakışları karşısında cevap bir subaydan gelir.  “Benim birliğimde Rowen adında bir çavuş var. Kimsenin nerede olduğunu bilemediği Garcia’ya ancak o mektup götürebilir.” 

Başkan inanmak istemez; ama yapılacak başka bir şey yoktur. Rowen çağrılır. Kendisine Garcia’ya gönderilmek üzere bir mektup uzatılır ve “Bunu Garcia’ya teslim edeceksin!” denilir. 

Rowen mektubu alır, deri kesesinin içine koyar, kesenin ağzını sıkıca kapatır ve üzerini kayışla bağlar. Önce Başkan’a selâm verir, sonra komutanlara, en sonunda komutanını selâmlar ve odadan çıkar.

Rowen yola çıktıktan dört gün sonra gece karanlığından yararlanarak üstü açık bir kayık ile Küba sahiline çıkar. Küba’nın balta girmemiş ormanlarına dalar. Ülkesinin düşmanı olan topraklardan bir uçtan diğer ucuna geçerek üç hafta içinde Garcia’ya mektubu teslim eder.

**

Rowen’in bu macerayı nasıl yaşadığının bir önemi yok. Önemli olan Rowen’in almış olduğu vazifeyi sorumluluk şuuru içinde hiç tereddüt etmeden ve hiçbir soru sormadan yerine getirmesidir. Rowen mektubu aldığı zaman “Garcia kim, nerede?” “Nasıl gidebilirim?” gibi sorular sormadı. Sadece mektubu aldı ve kuşağına koydu. Selâm verdi ve görevine başladı. 

**

Çevremize baktığımız zaman güçsüz, isteksiz, gönülsüz ve umursamaz kişilerle karşılaşıyoruz. Maiyetinizde çalışanlardan birini çağırıyorsunuz ve bir istekte bulunuyorsunuz: 

“Lütfen şöyle bir vazife var, yapabilir misin?” diyorsunuz. Yardımcınız size “Peki efendim!” deyip bu vazifeyi yapmaya hemen gidecek midir? Boş yere umutlanmayın. Donuk bir ifade ile yüzünüze bakacak ve size aşağıdaki sorulardan bir kaçını soracaktır.

“Bu vazife benim sorumluluk alanıma girmiyor.”

“Bir başkası yapsa olmaz mı?”

“Benim şöyle bir işim var. Onu bir başkasına havale etseniz!”

“Ben bunu nasıl yapacağım?”

“Daha kıdemli bir arkadaş yapsa olmaz mı?”

“Acelesi var mı? Daha sonra yapsam olmaz mı?”

“Neden bunu yapıyoruz, şunu yapsak olmaz mı?”

“Her zaman bu işler beni buluyor!”

**

Bizler “bahane” üretmeyi çok iyi beceririz.

Bir şeyi yapmak isteyenin mutlaka bir sebebi ve azmi; yapmak istemeyenin de bahanesi vardır. 

Gerçekten çok çalışkan bir milletiz. İşimiz olmadığı zaman iş bulmaya çalışırız. Bunun için çalmadığımız kapı kalmaz. İşimizi bulduktan sonra da o işi yapmamak için baheneler üreterek işten kaçmaya çalışırız.

Neden geri kaldığımızı anladık galiba!

Okunma Sayısı: 1062
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı