"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Biz düğünde kavga eder, cenazede ağlardık

20 Mayıs 2017, Cumartesi
Biz büyük milletizdir.

Düğünde kavga eder, cenazede barışırız. Düğünde oynar, cenazede ağlarız. Lise yıllarında değişik görüşlerden arkadaşlarımız vardı. Kimimiz sağcı, kimimiz solcuyduk. Kimimiz Hucu, kimimiz Nurcuyduk. Kimimiz şuncu, kimimiz buncuyduk. İşte biz tam da buyduk. İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yüzünden kavga eder, ağzımıza geleni söyler, sonra birbirimize çay söylerdik. Kavga etmesini de, barışmasını da bilirdik, ama küsmeyi, kin tutmasını bilmezdik. Kan tutardı bizi. Yine de kan kardeşi olurduk. Birimizin canını acıttığımızda gönlünü almasını, kanattığımızda yarasını sarmasını bilirdik. Biz sevgi dolu tertemiz gençlerdik.

İnsan fıtraten temizdir. Kâinat gibi insan da muhabbetten yaratılmıştır. Biz yalan, hile, haram, hurda bilmezdik. Haksızlık, hukuksuzluk karşısında geri çekilmezdik. Zamanla kirlendik. İnsanlıktan uzaklaştık. Düşüncelerimiz duyguya dönüştü. Kemikleştik. Daha kırılgan olduk. Keskinleştik. İdeolojilerimize, inançlarımıza şekli olarak bağlılığımız arttı. Daha kindar, sözde daha dindar, daha bağnaz olduk. Değil mi ki insanı zalimleştiren ideoloji ve ideolojiye bürünmüş inançlardı. İnsanlar inandıkları gibi yaşamadıklarında yaşadıkları gibi inanmaya başlıyordu. 

İnsan dört mevsim, yedi iklim, yedi kıt’a. Bazen kış ortasında bahar, bahar ortasında kış yaşıyor. İkinci baharlarını da yaşayan az değil. Asıl olan insan. Mevsimler geçer, gidilen ülkeler değişir, ama insan değişmez, diyorduk. Biz hep bahardan sonra ikinci bir bahar yaşayacağımıza inanıyorduk.

Bahardan sonra yaz geliyor. Ağaç yaprakları kuruyor. Sonbaharda dallar kırılıyor. Kışın yıkılıp gidiyor. İnsan gençken kendini gümrah ormanlar içinde nazik ve nazenin bir ağaç gibi hissediyor. Ağaçlar ne kadar sıksa yağmur da o kadar çok yağıyor. Yaş ilerledikçe insan da ağaçlar gibi büyüyor. Yanındaki, yöresindeki ağaçların dalları, budakları, dikenleri insana batıyor. Yaşlandıkça insanlar daha bir “batıyor”, çekilmez oluyor. Şiddetli rüzgârlarda ağaçlar vedostlar birbirine daha bir zarar veriyor. Her ağacın mevsimi de, ömrü de farklı oluyor. Kimisi yaza varamadan kuruyor. Her insanın mevside, ömrü de bizde farklı oluyor. Birçoğu daha ölmeden kalbimizde ölüyor. Gençken bir ağaç üzerine yıkılsa kaldırabiliyor, ayağa kalkabiliyor. Yaşlandıkça kuru bir ağaca dönüyor. Bir defa kırıldı mı, bir daha ayağa kalkamıyor. İnsanın zamanla fidan gibi evlâtları, sevdikleri oluyor. Kendine yapılanı kaldırıyor da sevdiklerine yapılanı kaldıramıyor. Biz genç liselilerse gümrah ormanlar içinde yemyeşil ağaçlar gibi eğilmeden, bükülmeden, küsmeden, küstürmeden boy atmak istiyorduk. 

Çaylar soğuk, kahveler bozuk, kalpler kırık

Mevsimler gibi hayat da değişiyor. 12 Eylüller, 28 Şubatlar, 15 Temmuzlar oluyor. Her mevsim bizden birşeyler alıp götürüyor. Sağcılar solcu, solcular sağcı; dindarlar kindar, kindarlar dindar olabiliyor. Yanımızdaki ağaçlar bir bir yıkılıyor. Yerine yenileri çıkıyor, fakat eski tadı yok. Kadim dostlarla ayrı ayrı trenlere biniyoruz. Hasbelkader bir istasyonda karşılaşsak görmezden geliyoruz. Kahvede karşılaşsak çay söylemiyoruz, içimizden söylemedik söz bırakmıyoruz. Kalbimizden çıkardığımız yetmiyor, Face’den siliyor, Twitter’dan takibi bırakıyoruz. 

Geçmişe baktığımda içinde yetişip büyüdüğüm ormandan birçok ağacın kuruyup ahirete göçtüğünü görüyorum. Her an eksildiğimi, ormanımın seyrekleştiğini görüyor, ‘sıra bana mı geliyor?’ diye ürperiyorum. Bir vefat haberi aldığımda bana ve sevdiklerime ne kadar haksızlık yapmış olursa olsun ölümün şiddeti karşısında sarsılıyor, onun Cehennemde yanacağını düşünüyor, üzülüyorum. “Rabbim! Bilmiyordu. Bilseydi yapmazdı” deyip affediyorum.

Kimimiz pazara, kimimiz mezara

Beraat Kandili’nde pazara giderken seveni de, sevmeyeni de çok bir arkadaşın vefat haberini aldım. Hayat böyle işte, dedim. Başına gelecek en kötü şey bu. Kimimiz pazara, kimimiz mezara... 

Ben pazara gidiyordum, o dünyalık pazarını yapmış mezara gidiyordu. Bir gün hepimiz dünya pazarını yapacağız, kervanı dizeceğiz, azığımızı alıp ahirete gideceğiz. Ömür sermayesini hangi pazarda harcadın, diye hesaba çekileceğiz. Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek.

Mevta kırkını aşmış, elliye yaklaşmıştı. Dünya cihetinde mühim makamdaydı. Hayatın acı sillesini yemiş, kalbi her geçen gün dünyadan soğuyan benimse tek derdim Rabbimin katında bir makamım olmasaydı. O mesleği gereği insanları yargılıyordu. Bense kendimin kâh avukatı, kâh savcısı, kâh hâkimi oluyordum. Terazinin dengesini tutturamadığım çok oluyordu, şok oluyordum. 

Mevtanın dünyayla ilgili dâvâları düştü. Berat Kandili’nde toprağa düştü. Şimdi ahiret mahkemesinde hesabını veriyor. Hiçbir şekilde mahkemeyi etkileyemeyeceğimiz. Herşeyi bilen Hâkimler Hâkimi Rabbimiz karar verecek. Biz de saygı duyacağız. 

Eskiden ölümler birleştirirdi. Düğünde kavga eder, ölümde barışırdık. Şimdilerde öyle zalimleştik ki ölümler üzerinden bile hesaplaşıyoruz. Bazımız ölünün arkasından konuşuyor, bazımız ölünün arkasına saklanıyor. Arkadaşımın ölüm şekli yoruma açıktı. Elim bir kazada vefat etmişti. İhtimal ki çok hayırlı hizmetlere vesile olmuştu. İhtimal ki hatalar da yapmıştı. Bazılarını sevindirmiş, bazılarını da üzmüştü. Bunları en güzel takdir edecek Rabbiydi. Vefatına bazıları seviniyor, bazıları üzülüyor. Kaza hakkında kimisi ‘suikast’ diyor, bol keseden nutuklar çekiyor. Kimisi ‘çok ah aldı, cezasını çekiyor’ diyor. Kimisi daha da garipleşiyor. Ölüme bile ideolojilerimizi, inançlarımızı, menfaatlerimizi karıştırmayı nasıl da beceriyoruz. 

O Berat Kandili’nde vefat etti. Rabbi dilerse affeder, beraat ettirir; dilerse affetmez, beratını vermez. Allah’ın affetmediğini affettirecek, affettiğini de affettirmeyecek yok. O halde ölüme ve ölüye saygı duyalım, geçmişi unutalım. Allah hesap defterini kapattı. Biz de hesabımızı kapatalım. İnsanlar yanlış kararlar verebilir. Herkes Denizli’de Bediüzzaman ve talebelerine beraat kararı veren Hâkime Hesna Şener olamaz. Hatasız kul olmaz. Günahına şahit olduğumuz biri belki de tövbe etmiştir. Belki de yüz adamı katleden o adam gibi helâllik dilemeye giderken yolda vefat etmiştir. Kim bilir. Kalpleri ancak Allah bilir. Affetmek güzeldir. Affedelim. Affedelim ki affedilelim.

Şimdilerde herkes kendi cenazesine ağlıyor. Biri ağlarken diğeri gülüyor. Şimdi, kendini idam etmek isteyenleri bile affedebilecek kadar yüce gönüllü Bediüzzaman’ın ne kadar da uzağındayız. “Zalimler için yaşasın Cehennem!’” derken “Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diyebilsek…

Biliyorum, bu yazı mevtaya duâ edenleri de, bedduâ edenleri de memnun etmeyecek. Birçok arkadaşım beni face’den silecek. Bense lise yıllarındaki gibi birbirimize en ağır sözleri söylesek de arkasından birbirine çay söylenen günleri özlüyorum. Dünyanın fani, arkada kalanın sadece dostluklar olduğunun bilinmesini istiyorum. Öyle bir hayat yaşayalım ki vefat ettiğimizde herkes içinden gelerek “Allah rahmet etsin” diyebilsin istiyorum.

Okunma Sayısı: 2636
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Özcan Erkiş

    20.05.2017 16:06:17

    Sevgili Mustafa Bey kardeşim, "-di'li geçmiş"bir zaman yolculuğu yaptıran yazınızı zevkle ve ibretle okudum. Eline sağlık. Yazının başlığı bana, köyümüzün "Düğün evinin tefcisi ölü evinin yascısı"tabirini hatırlattı. "Acı kahvenin kırk yıl hatırının"olduğu ve "Gönül ne kahve ister ne kahvehane /Gönül bir dost ister kahve bahane" hissiyatını maalesef "mevta"hâline geldiği bir zaman dilimindeyiz. Eskilerin "Nerede eski Ramazanlar!" dediği gibi biz de aynı şeylerin hasretini çekiyoruz değil mi? Hak ve hakikatin bile yine "ehl- i hakikat " tarafından ters yüz edildiği tuhaf ve acaip, talihsiz ve tarifsiz bir zamanda yaşıyoruz. Ümitsiz ve karamsar değiliz elbette. Dünya misafirhanesinde, imtihan dünyasındayız. Misafir ev sahibi ne ikram ederse onu yer. Ve imtihanın bir kazananı bir kaybedeni vardır. Allah (cc) kaybedenlerden eylemesin.

  • nafi

    20.05.2017 14:23:00

    ben akrabalarım çoğu face yüzünden küsüştüm osmanlıyı paylaşırdım kemalist kafalılar silerdi bir gün facemde osmanlı tuğrayı paylaştım facede solcu akrabam sildi ogün bugündür küsük insanlar birbirini istemiyor düğün günü dışı görmüyorlar ahir zaman deccal zamanı

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı