"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çağın hastalığı, “keyfemayeşa” yaşamak

Sebahattin YAŞAR
14 Mayıs 2018, Pazartesi
Önceki gün gençlerimizin Cumartesi sohbetine katıldık. Ne zaman gençlerle bir programımız olsa hep heyecan duyuyorum. Gençler, hayat dolular.

‘Gençlere ders yapacak bir ağabey lâzım’ dâveti geldiğinde; gençlerin mekânlarında, ‘Gençlerin ağabeyi hoş gelmiş’ cümlesiyle karşılaştığımda hiçbir dâvânın ‘ağabey’siz olamayacağı dikkatimi çekti.

Buradaki ‘ağabey’ ise, o anda sorumluluk omuzunda olanlar, şahs-ı manevinin temsilcileri anlamındadır. Tabiî kendi içimizde biz, en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yolda ve en civanmert kardeş gibi vasıfları olan, ‘kardeş’ veya ‘ders arkadaşı’ kavramını daha anlamlı buluyoruz.

Siyasî veya siyasileşmiş arenalarda olduğu gibi, ‘buyurgan’ veya ‘kendisine hizmet edilen’ bir ağır ‘ağabey’ kavramını kabul etmiyoruz, onu ‘ağır’ buluyoruz. Neyse.

**

Gençlerle bir araya gelince doğrusu sorulmadık soru kalmıyor. Gençlerle muhatap olan insan dersine çalışmazsa, labirentte gibi ne yapacağını bilemez hale geliyor. Ama doğru iletişim kanallarında ikna esas alınırsa, düzenekte ilerleyen varlığın kapana düşmesi gibi istenen netice sühuletle hasıl oluyor.

Demek zorlaştıran gençler değil, dersine çalışmayanlardır.

Nur mekânının gençleri, Nur’dan anlıyor, onları ancak Nur ikna ediyor.

Cumartesi dersimizin konusu, Ramazan ayının giriyor olması hasebiyle, 29. Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım idi.

Sekizinci Nükte’de, orucun insanın şahsî hayatına maddî manevî bir perhiz olarak ilâç gibi geldiğinden, ama diğer taraftan, nefsin yemek içmek hususunda keyfemayeşa, kendi keyfince hareket etmek istediğinden bahsediliyor.

Keyfemayeşa hareket, şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi, helâl haram demeyip rast gelen şeye saldırmak durumuyla kişinin manevî hayatını da zehirlediği belirtiliyordu. Ve ilginç olan nimetlere saldırmak kavramı kullanılıyordu. Oruç ise, nimetlere keyfince saldırmayı engelliyordu.

Midesinin girdi çıktısına söz geçiremeyen manen zehirlenmeyi de engelleyemiyordu. Manevî hayatın zehirlenmesi, artık insanın kalbine, ruhuna itaatin zor gelmesi şeklinde tezahür ediyordu. Böylece nefse söz geçirmek zorlaşıp, artık serkeşane dizginini eline alıp, daha insan ona binemez, o insana biner hale geliyordu. Oysa nefsin bindiği ve istediği yerlere sevk ettiği varlık olmak, insana yakışmıyordu.

Gençler, bir saatlik dersi formulüze ettiler ve ‘Hocam bütün mesele şu ‘keyfemayeşa’ kelimesinde düğümleniyor. Nefis kendi keyfince yaşamak istiyor. Oruç ise, emir tahtında yaşamayı öğretiyor.’ dediler. Doğru söze ne denir.

Konu ne olursa olsun, gençler, ikna olmak istiyor.

Okunma Sayısı: 1839
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı