"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Niçin adalet-i mahza? -1

Şemseddin ÇAKIR
10 Kasım 2017, Cuma
Bir kere adalet Adl isminin tecellisidir ve kâinat adaletle ayakta duruyor.

Aynı zamanda adalet haklıya hakkını verip zulmetmemektir. Müsbeti: Haklı mazluma hakkını vermek, menfisi de: Haksız zâlime haddini bildirmektir ve önemine binâen her Cuma hutbesinin sonunda bu gerçek, âyet-i kerime ile ilân edilir.

Genel anlamları ile tarife çalıştığımız adalet, başlıca iki kısma ayrılır:

1- Adalet-i mahza: Tam, katıksız, mükemmel ve şâibesiz adalettir. Böyle bir adalette hiçbir kimsenin en küçük bir hakkının bile zayi olması söz konusu olamaz. Yani bir ferdin hakkını bütün insanlar için de olsa feda etmeyen bir adalettir.

2- Adalet-i izâfiye: Bu tür adalette  “küllün selâmeti için cüz fedâ edilir.” Yani, cemaatin menfaati için ferdi feda eden adalet şeklidir. Diğer bir ifâde ile ehven-i şer esas alınır, ama ehven de olsa bir şer var demektir.

İşte bunun için Hz. Ali, adalet-i mahzayı esas tutmuş, şeyheyn zamânındaki gibi o esas üzerine gitmek için içtihad etmiştir.

Muârızları ise: “İslâmiyetleri zayıf muhtelif akvam Müslümanların hayatı içtimâiyelerine dahil olduğu için, o safvet-i İslâmiye kalmadı” gerekçesi ile adalet-i izâfiyeye gitmişlerdir. Fakat fıkhın temel prensibine göre “adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez, gidilse zulüm olur.”

BUGÜN ADALET-İ MAHZA MÜMKÜN MÜDÜR?

Benim kanaatime göre, bugün adalet-i mahza mümkündür ve tam zamânıdır. Çünkü bir kere insanlar o günkü heterojen yapıya göre daha homojen ve çok daha medenîdirler. (Muhtelif akvamı kastediyorum). Bir kere; teknoloji bütün imkânlarıyla insanlığın hizmetine sunulmuş, çeşitli kamera sistemleri gizli ve açık kayıtlar ve tıbdaki imkânlar olarak kan ve alkol tahlillerinden parmak izlerine ve uzay teknolojisi olan navigosyonlarla gece ortasında en girift yolları göstermeye kadar herşey artık adaleti mahza için kullanılabilir. Yeter ki niyeti hâlis olup irâdesini kullansın. Yani bu meselede imkânsızlık söz konusu değildir. Fakat kim iràdesini bu yolda kullanacak veya kullanıyor? Veya neden kullanamıyor? En kısa cevâb ile, buna ideolojiler mani oluyor diyebiliriz.

Eğer gerçekçi bir vicdan muhasebesi yaparsak, ben Yeni Asya Cemaatinden başka şu anda adalet-i mahzayı savunan kimseleri göremiyorum. Böylece herkes vicdan muhasebesi yaparak kendini çekap etmesi lâzım diye düşünüyorum.  

Hz. Ömer’e “El adlu esâsülmülk” (adalet mülkün temelidir) sözünü söyleten nedir? Böylece meselenin dünya boyutuna da dikkat çeker ve Hz. Ömer. İlk islâm devletini de böyle bir ideal ve adalet üzere tesis etmiştir. Biz ise koskoca devleti kaybetmişsek, bunun elbette bir sebebi de, adaleti kaybetmiş olduğumuzdandır. Bediüzzaman, Osmanlı’nın  yıkılışı için “Zâlim zulmeder, fakat kader adalet eder” yani yıkan yine zâlimdir, fakat o da yıkılmayı hak etmiştir. Zira kader âdildir, Hz. Ömer’i dünyada meşhur eden ve asırlarca dillerden düşürtmeyen ve en azılı düşmanlarının bile hayranlığını celbetmesine sebep olan da bu adalet meziyetidir. Elbette onun temeli tahkiki imandır. Bediüzzaman, zamânın tabib-i hazıkı olarak, zulmün asıl sebebinin zaaf-ı iman olduğunu tesbit ve teşhis ettiği için, bütün mesâisini imana teksif etmiştir.

Adaletin zıddı zulüm olduğuna göre, Cenâb-ı Hak da zalimin hasmı olduğuna göre, biraz düşünen Müslüman için daha fazla söze ihtiyaç yoktur. Bu mesele, en elzem iken, maalesef en fazla ihmal edilip uyulmayan bir meseledir. Hatta zalimlerin bile adalet vadederek başlayıp iplerin ucunu ele geçirdikten sonra zalimleştiği de bir vâkıadır. Demek bu bir iddia değil, en mühim icraat, iman ve imtihan meselesidir.

İslâm âleminde, hatta Asr-ı Saadette, ilk ihtilâflar da adalet konusunda çıkmış. Hz. Ali adalet-i mahzayı savunurken muhalifleri de adalet-i izàfiyeyi savunarak bir bakıma Yezid’e zemin hazırlanmıştır. Zaten bütün suistimaller ilk tavizle başlar.

Meselâ; ashabın eşraflarından birinin kızının yaptığı bir hırsızlıktan dolayı cezalandırılacağı esnada, bazı sahabilerin ricacı olarak “Ya Resulallah bu eşraftan falancının kızıdır affedin” demeleri karşısında,  Efendimiz (asm) o kadar sinirlenir ki, alnındaki bir damar açığa çıkarak çatlayacak dereceye gelir. “İşte sizden önceki ümmetler Allah’ın kanunlarından taviz verip zenginlere değil zavallılara ceza uyguladıkları için helâk oldu, vallahi kızım Fâtıma da aynı suçu işlese, tereddütsüz cezasını veririm” buyurup gelenleri ikaz etmiştir. Demek bizim görevimiz taviz değil tatbiktir, yorum değil, uyumdur ve Allah’ın merhametinden ileri merhamet sürülmez, zalime acıyan mazluma acıyamaz.  Kurda acıyan koyunları kurda feda ediyor demektir.

Okunma Sayısı: 1168
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı