30 Ekim 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Güncel

 

Mescid-i Aksa’yı birlikte koruyalım

Kudüs’teki Ortodoks Rum Kilisesinin Başpapazı Ataallah Hanna, Mescid-i Aksa’ya karşı yapılan saldırıları önlemek için Müslüman ve Hıristiyanları elbirliği yapmaya çağırarak, “Biz Filistin’deki Hıristiyanlar, Müslümanların mukaddesatına yapılan saldırıyı, bizim mukaddesatımıza yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz” dedi.

Aksa’yı birlikte koruyalım

Kudüs Rum kilisesi başpapazı Ataallah Hanna, dünyadaki bütün kiliseleri Mescidi Aksa’ya yardıma çağırdı.

Kudüs’te yer alan Ortodoks Rum Kilisesi’nin baş papazı Ataallah Hanna, Mescid-i Aksa’ya karşı yapılan saldırı ve baskınların önlenerek, Aksa’nın korunması için Müslüman ve Hıristiyanları el birliği yapmaya çağırdı. Konu ile ilgili yaptığı açıklamada Hanna, “Dünyadaki bütün Hıristiyan kiliseleri ile olan temaslarımızda İsrail’in Mescid-i Aksa ve Filistinli kardeşlerimize karşı uyguladığı politikalara karşı durmaya çağırıyoruz” dedi.

Filistinli Hıristiyanların Müslümanların mukaddesatına da sahip çıktığını ifade eden Hanna, “Biz Filistin’deki Hıristiyanlar olarak, Müslümanların mukaddestına yapılan saldırının, bizim mukaddesatımıza yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Mescid-i Aksa’nın yanındayız, İsrail tarafından Mescidi Aksa’ya yapılan baskın ve saldırıları şiddetle kınıyoruz” diye konuştu.

Hanna, İsrail’in Yahudilik dışındaki bütün diğer dinlerin mukaddesatını yok etmeye çalıştığını dile getirerek, Yahudilerin kendilerine de daha önce saldırıda bulunduğunu hatırlattı.

Geçtiğimiz günlerde İsrail askerleri tarafından Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlenmiş içerideki Müslümanların direnmesi üzerine olaylar çıkmış, onlarca Filistinli genç tutuklanmıştı. Bu son girişim, Fanatik Yahudiler tarafından Mescid-i Aksa’ya son bir ay içerisinde yapılan üçüncü baskındı. Bazı uzmanlar üçüncü intifadanın başlayabileceği uyarısında bulunuyor.

30.10.2009


 

ASR-I SAADETTEKİ DİNDAR CUMHURİYET ÖRNEĞİ

Bediüzzaman Said Nursî herşeyden önce kendisinin "dindar bir cumhuriyetçi" olduğunu söylemekte; bu görüşünün tarihî dayanağı ve örneği olarak Asr-ı Saadeti gösterirken, Dört Halife için “Hem halife, hem reis-i cumhur idiler. Mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler” ifadesini kullanmaktadır.

ADALET, MEŞVERET VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Cumhuriyetin temel esaslarını “adalet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvet” olarak sıralayan Said Nursî'ye göre cumhuriyetin dayanması gereken en önemli prensiplerden biri adalettir. Bir devletin zulümle payidar olması mümkün değildir. Esasen, onun cumhuriyetin temel bir niteliği olarak zikrettiği adalet kavramı, Kur'ân'ın da dört temel maksadından birini teşkil etmektedir.

DEMOKRASİSİZ BİR CUMHURİYET OLMAZ

Bediüzzaman'ın tanımladığı cumhuriyet anlayışı, demokrasiyi benimsemek zorundadır. Demokrasisiz bir cumhuriyet tasavvur dahi edilemez. Demokrasi ise bütün temel hak ve hürriyetlerin kabul edilmesini gerektirmektedir. Zorla fikirlere ve vicdanlara kelepçe vurmak, cumhuriyetin prensipleriyle bağdaşmaz.

Demokratık ve adıl cumhurıyet özlemı

Risâle-i Nur Enstitüsü, tarafından yapılan açıklamada, cumhuriyetin temel esaslarını "adalet, meşveret ve kanunda inhisarı kuvvet" olarak sıralayan Said Nursî'ye göre cumhuriyetin dayanması gereken en önemli prensiplerden birinin adalet olduğu kaydedildi. Açıklamada, Bediüzzaman'ın tanımladığı cumhuriyet anlayışının, demokrasiyi benimsemek zorunda olduğu vurgulanarak, demokrasisiz bir cumhuriyet tasavvur dahi edilemeyeceği kaydedildi:

Risâle-i Nur Enstitüsü’nün, cumhuriyetin 86. kuruluş yıl dönümünde yaptığı açıklama şöyle:

"Halkın topyekûn gayretleriyle elde edilen zaferin akabinde, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi açılmıştır. BMM’nin açılışında da Kurtuluş Savaşının ve o savaşı zaferle sonuçlandıran halkın ruhuna uygun olarak, “dini atmosferin hakim olduğu” tarihen sabittir. BMM’nin açılışının Cuma gününe tesadüf ettirilmesi, Hacı Bayram Camiinde kılınacak Cuma namazından sonra, sakal-ı şerif ve sancak-ı şerif taşınarak, mevlidler okunarak, kurbanlar kesilerek, duâlarla açılışın yapılması dinî atmosferin hakimiyetini açık bir şekilde göstermektedir.

Bunun yanında BMM’de de demokratik bir hava vardı. Hassas konuların müzakeresinde çok şiddetli tartışmaların çıktığı, ikinci ve birinci gruba mensup olan milletvekillerinin birbirlerine girdikleri bilinmektedir.

Mecliste milletin ve dinin lehinde olan konuların savunucularının çok olması Meclis başkanını rahatsız etmiş olacak ki, birinci Lozan görüşmelerinin inkıtaa uğradığı bir zamanda meclis aniden feshedilmiştir. Kısa bir müddet sonra ise iki dereceli bir seçimle Meclis yeniden teşekkül ettirildi. Fakat yeni kurulan meclis adeta dikensiz bir gül bahçesine çevrilmişti.

Birinci Mecliste problem çıkardığı ileri sürülen ve ikinci gruba mensup olan milletvekillerinden çoğu bu meclise sokulmamıştır. İşte bu uyumlu meclis hem Lozan Antlaşmasını imzalamış, hem Cumhuriyeti ilân etmiş, hem de bir dizi inkılâpları gerçekleştirmiştir. İşte Cumhuriyetin ilânından sonra ortaya koyulan tavrın, ne dinî, ne de demokratik bir yönü vardır. Halbuki Bediüzzaman Said Nursî, Mustafa Kemal’in ısrarlı davetleri üzerine gittiği Ankara’da BMM’de yayınladığı bir bildiride ekseriyeti dindar olan bu milletin fıtratına uygun bir cereyan verilmesini milletvekillerinden istemiş, onları dinde laubalilik yapmamaya çağırmış, namaz gibi hususlarda hassas olmaya dâvet etmiştir. Hatta bu beyannamenin sonunda “bu inkılâbın temel taşları sağlam gerek” ifadesini kullanma ihtiyacı duymuştur. (Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2000, s. 125-126)

İSTİSMAR EDİLEN CUMHURİYET

Zaman zaman diktatörlüğe kayan padişahlıktan Meşrutiyete, Meşrutiyetten Cumhuriyete geçilmiş olması elbette Türkiye için bir kazançtır. Fakat geçen süre, Cumhuriyetin çeşitli şekillerde istismar edilerek, istibdada alet edildiğini göstermiştir. Esasen Cumhuriyetin kendisi böyle bir istismarı hak etmemektedir. Ona bu zulmü reva görenlerin, Cumhuriyetle beraber “cumhur”u yani halkı, kamuoyunu da “rencide” ettikleri çok iyi bilinmelidir.

Burada ilginç olan bir nokta var: Kurtuluş Savaşında ve BMM’de hakim olan “dini atmosfer” Cumhuriyetin kuruluşunda da egemendir. M. Kemal’in Cumhurbaşkanlığını yaptığı beş senelik devrede, Türkiye laik bir devlet değildir. Bu tarihî gerçeği görmezden gelmenin veya saptırmanın mümkün olmadığı açıktır. O halde Cumhuriyetimiz kendisini o güne getiren şartlara da uygun olarak “dindar bir cumhuriyet” idi. İşte bu Cumhuriyet Bediüzzaman’ın hürriyet, meşrûtiyet ve cumhuriyet tahlilleri ile de paralellik arz etmektedir. Onun bu tahlillerdeki çizgisi, “meşrûtiyet-i meşrua”, “hürriyet-i şer’iye”, “dindar cumhuriyet” kavramlarıyla hatlarını belirgin hale getirmiştir.

CUMHURİYETİN ÖZELLİKLERİ

Said Nursî’nin cumhuriyetle ilgili değerlendirmelerine dikkat edildiğinde, cumhuriyetin kuruluş amacına nasıl hizmet edebileceği ve özellikleri fark edilebilir. Her şeyden önce o kendisinin “dindar bir cumhuriyetçi” olduğunu söylemektedir. Cumhuriyete taraftar olmanın selef-i salihine muhalefet anlamı taşımadığına temas eden Nursî, meseleye şu şekilde açıklık getirmektedir: “Hulefa-i Raşidin hem halife, hem reis-i cumhur idiler. Sıddik-i Ekber (r.a.) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mana-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler.” (Said Nursî, Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2000, s. 304)

Diğer taraftan Said Nursî, meşrutiyetle aynı kategoride gördüğü cumhuriyetin özelliklerini sayarken, “adalet, meşveret ve kanunda inhisarı kuvvet”i zikretmektedir. (26 Şubat 1909, Volkan, sayı 70) Bunun yanında, cumhuriyetin fikir ve vicdan hürriyetini en geniş mânâsıyla tatbik ettiğini ve demokrasi kanunlarını içinde barındırdığını” ifade etmektedir. (Said Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2000, s. 192) Buna göre Bediüzzaman’ın “dindar cumhuriyet” anlayışının ana umdeleri de ortaya çıkmış olmaktadır. Bu umdeler din ile cumhuriyet arasında bir paralellik olduğunu da göstermektedir.

ADİL CUMHURİYET

Her şeyden önce, cumhuriyetin dayanması gereken en önemli prensip “adalet”tir. Bir devletin zulümle payidar olması mümkün değildir. Adaletin kelime anlamı, eğri olan bir şeyi doğrultmak demektir. Buna göre adalet toplumda meydana gelen ve hukuk dilinde haksızlık olarak nitelendirilen “eğrilikleri” doğrultmak anlamında kullanılmaktadır. Buna bağlı olarak adaletin esas amacı, kanun önünde herkesi eşit hale getirmektir, fertlerin veya yöneticilerin kimseye haksızlık etmemesi, mahkemelerin adalet dağıtmasıdır. Birilerine zulmedildiği zaman da bu zulme taraftar olmamak, zalimin değil mazlûmun yanında yer almaktır.

Bediüzzaman’ın cumhuriyetin temel bir niteliği olarak zikrettiği bu adalet kavramının, Kur’ân’ın temel kavramlarından biri olduğunu ifade etmemiz yerinde olacaktır. Cenâb-ı Allah Kur’ân’da adaleti emretmektedir. (Nisa/58, Nahl/90) Zulüm ise Allah’ın sevmediği bir sıfattır. (Al-i İmran/57) Kur’ân’a göre Allah, zalimleri hidayete erdirmez. (Al-i İmran/86)

“Bir kişinin hatasıyla başkası sorumlu tutulmaz” anlamındaki âyet, adalet-i hakikiyeyi ifade etmektedir. Buna göre, toplum için ferdin feda edilmesi, bir cani için bir geminin yakılması veya batırılması mümkün değildir. Hatta doksan dokuz caninin yanında bir masum dahi olsa, yine masuma zulmedilip, “kurunun yanında yaş da yanar” denilerek onun hakk-ı hayatı elinden alınamaz. Cumhuriyetle idare edildiği iddia edilen bir ülkede, bir kaç cani yüzünden bir köyün yakılmaması gerekir. Eğer yakılıyorsa, Cumhuriyetin adalet prensibi tam işlemiyor demektir.

MEŞVERETE DAYALI CUMHURİYET

İkinci olarak cumhuriyet, meşveret esasına dayanmalıdır. Kur’ân’da iki ayet meşvereti teşvik etmektedir. (Şura/38, Al-i İmran/159) Meşveretin nasıl olacağı, meşveret edilecek kişilerin sayısı ve niteliği örfe bırakılmıştır. Önemli olan meşveret prensibini ihya etmektir. Dindar bir cumhuriyet idaresi diyebileceğimiz Hulefa-i Raşidin döneminde, tıpkı Peygamberimiz zamanında olduğu gibi meşverete gerekli ehemmiyet verilmiştir. Ancak Emevi döneminden itibaren bu meşveret yaşatılmadığı için, kendi başına buyruk idareciler çıkmıştır ve zulümler de eksik olmamıştır.

Kur’ân’a uygun olan cumhuriyetin bu meşveret prensibi, diktatörlüğü engelleyici bir özellik taşımaktadır. Bu sistemde fertlerin ağızlarından çıkan kanun değildir. Kanunlar bir danışma organında alınan kararlarla ortaya çıkar. İdareciye ise o kanunları icra etmek düşer.

Bu sebeple meşveret keyfi idarenin önünde bir sed oluşturmaktadır. Burada şunu da ifade etmekte yarar vardır: Cumhuriyetin önemli bir prensibi olan meşveretin, yani danışmanın toplumun bütün tabakalarında yerleştirilmesi gerekir. Meşveretin toplumsal altyapısı oluşmadan tam olarak uygulanabilmesi mümkün değildir. Bunun aileden başlayarak uygulanması önem arz etmektedir. Bir ailede ortak alınan kararların uygulanabilirliğinin daha fazla olduğu ve aile fertleri arasındaki dayanışmayı arttıracağı da bilinmelidir. Hazret-i Peygamberin, meşveret edenin pişman olmayacağını bildirmesi bu açıdan önem arz etmekte ve evrensel bir özellik taşımaktadır.

KUVVETİN KANUNDA

OLDUĞU BİR CUMHURİYET

Diğer taraftan cumhuriyetin üçüncü bir prensibi de, kuvvetin kanunda olmasıdır. Buna göre böyle bir sistemde kuvvetli olanlar haklı değil, haklı olanlar kuvvetlidir. Çünkü kanunlar haksızdan yana değil, haklıdan yana olmak mecburiyetindedir. Bu sebeple burada haklı olanın üstünlüğünü ve rahatlığını görmek mümkündür. Kuvvetin kanunda olması prensibinin, adalet ve meşveret prensipleriyle bir bütünlük arz ettiği de anlaşılmaktadır.

“Kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdad tevzi olunur” sözü iyi tahlil edilmelidir. Cumhuriyet idaresi, kanunlara istinat etmezse, o ülkede en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün birimlerde keyfilik ve istibdad hükümferma olur. Böyle bir ortamda herkes kendisine verilen küçücük yetkileri, istibdada alet etme cüretini gösterebilir. İslâm’ın da insanlara keyfi muameleyi onayladığı söylenemez. Cezaların hepsinin bir dayanağı vardır. İslâm baştan sona bir kurallar manzumesidir.

DEMOKRATİK CUMHURİYET

Cumhuriyetin dördüncü ve beşinci prensipleri de, fikir ve vicdan hürriyetini esas alıp, demokrasi kanunlarını içinde barındırmasıdır. Bunun için cumhuriyet idareleri demokrasiyi benimsemek, demokratik bir yapıya sahip olmak zorundadır. Demokrasisiz bir cumhuriyet tasavvur dahi edilemez. Demokrasi ise gerekli bütün hak ve hürriyetlerin kabul edilmesini gerektirmektedir. Demokrasi Allah’a kul olunan, Allah’tan başka kimseye kul olunmayan bir sistemdir. Bunun için zorla fikirlere ve vicdanlara kelepçe vurmak, cumhuriyetin prensipleriyle bağdaşmaz.

İslâm da bu esasları benimsemiştir. İslâm bir fıtrat dinidir. İnsan fıtratı hiçbir zaman baskı ve zorlamalara tahammül etmemektedir. Allah insanların inanmaya icbar edilmemesini istemektedir. (Bakara/256) Onlara bir irade hürriyeti vermiştir. Dileyen iman eder, dileyen etmez. İsteyen mümin olur, isteyen kafir. (Kehf/29) Bunun dışında farklı inançtan olan insanların da İslâm’ın ruhuna uygun olan cumhuri sistemde yeri vardır. Ve onların hayatları da, namusları da, dinleri de vergilerini vermeleri karşılığında masun kılınmıştır.

CUMHURİYETİN UYGULANIŞ BİÇİMİ

İşte bu prensiplere dayanan cumhuriyet, gerçek bir cumhuriyet olma niteliği kazanabilir. Ne yazık ki cumhuriyet, ülkemizde başlangıçtan itibaren büyük istismarlara maruz kalmış ve incitilmiştir. Said Nursî’nin ifadesiyle siz, “istibdad-ı mutlaka cumhuriyet namını verir, irtidad-ı mutlakı rejim altına alırsanız, sefahat-i mutlaka medeniyet ismi verirseniz, cebr-i keyfi-i küfriye kanun ismini takarsanız”, (Nursî, Şuâlar, s. 242) o nazenin cumhuriyeti üzmüş, incitmiş, hasta etmiş olursunuz. Said Nursî, gerçek hüviyetini kaybeden böyle bir cumhuriyete muhalefet etmenin (muhalif olduğunu söylemenin) de suç teşkil etmeyeceği kanaatindedir. Ona göre böyle bir muhalefet hiçbir hükümette de suç sayılmamaktadır. (Nursî, Emirdağ Lâhikası-II, s. 127) Burada vurgunun cumhuriyetin kendisine değil, uygulanış biçimine olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır. Yoksa cumhuriyet ve demokrasinin gelişmesi, olgunlaşması, gerçek rayına oturtulması imkânsız hale gelir. Bu ülkenin cumhuriyetle idare edilmesini gerçekten arzu eden kimselerin, cumhuriyetin eksik uygulamalarına karşı fikri muhalefet içinde bulunan ve bunları seslendiren kimselere karşı tahammül göstermesi gerekir.”

Risale-i Nur Enstitüsü

30.10.2009


 

BAŞÖRTÜSÜ HER YERDE HÜR OLMALI

Toplumsal Dayanışma Kültür eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Yılmaz, başörtüsüne sadece gezilerde değil her yer özgürlük getirilmesini istedi.

TOKAD Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz, yaptığı açıklamada, Millî Eğitim Bakanlığı’nın 6 yıldır düzenlediği “Cumhuriyet Eğitim Gezileri Projesi” kapsamında Çanakkale’ye giden öğrencilerden başörtülü olanların otobüsten indirilmesi olayları üzerine Bakanlığın il millî eğitim müdürlükleri ve okulları uyarmasını değerlendirdi. İnsanların inançlarının farklı yer ve uygulamalara göre değişmeyeceğini belirten Yılmaz, şunları kaydetti: “İnsanları inançlarına göre ötekileştiren, en temel haklarından mahrum eden bu yasak okul, gezi, sınav dinlemiyor. Çocuklarımız bulundukları yerlere göre farklı davranışlara itilmek isteniyor. Hiçbir şekilde bunu kabul edemeyiz. Nerede, nasıl davranacağımıza, İslâmî kimliğimizle karar veririz. Millî Eğitim Bakanlığı insanların inançlarına saygılı ise başörtüsü yasağını her yerde kaldırmalıdır. Sene başında okullarda verdikleri ‘Ayrımcılık’ dersinin sözde olmadığını göstermeliler.” Ayşe Yılmaz, “Başörtüsüne şartsız, sınırsız özgürlük!” taleplerinde ısrarlı olacaklarını sözlerine ekledi.

30.10.2009


 

AKP’liler bizim çocuklar

ESAM’ın toplantısında konuşan Necmeddin Erbakan, AKP’yi eleştirerek, “Bunlardan hayır gelmez. AKP’nin yöneticisi çocuklar bizim çocuklardı. Bunların ne yapıp ne yapamayacaklarını biz biliriz’’ dedi.

Erbakan: AKP’nin yöneticileri bizim çocuklardı

KapatIlan Refah Partisinin eski Genel Başkanı ve eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan, AKP’yi de eleştirerek, ‘’Bunlardan hayır gelmez. Hiçbir şey yapamazlar. AKP’nin yöneticisi çocuklar bizim çocuklardı” dedi. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen ‘’40. Yıl Millî Görüş Sempozyumu’’nda konuşan Erbakan, Millî Görüş’ün 40 yılda yaptığı hizmetleri ve bundan sonra yapması gerekenleri anlattı. AKP ve Saadet Partisinin artık farklı partiler olduğunun halka anlatılması gerektiğini ifade eden Erbakan, ‘’Altın başka, paslı teneke başka. Bunu halka anlatacağız’’ dedi. Erbakan, konuşmasında AKP’yi de eleştirerek, ‘’Bunlardan hayır gelmez. Hiçbir şey yapamazlar. AKP’nin yöneticisi çocuklar bizim çocuklardı. Bunların ne yapıp ne yapamayacaklarını biz biliriz’’ diye konuştu. AKP’nin, mayınlı araziler, Irak ve İsrail ile ilgili politikalarını eleştiren Erbakan, ‘’Bunların hesabını ne bu dünyada ne öbür dünyada verebilirler’’ dedi. Erbakan, ‘’Yanlış yoldasınız, aslınıza dönün’’ çağrısında bulundu.

30.10.2009


 

Gezilerde, başörtüsü yasağına ayar

İkİ başörtülü öğrencinin Çanakkale gezisine katılamaması üzerine MEB harekete geçti ve millî eğitim müdürlükleri ile okullara yazı gönderdi.

Yazıda, gezilerde kılık kıyafet zorunluluğu bulunmadığı vurgulandı. Zaman’nın haberine göre, Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 6 yıldır düzenlediği ‘Cumhuriyet Eğitim Gezileri Projesi’ kapsamında Çanakkale’ye giden öğrencilerden başörtülü olanların otobüsten indirilmesi olayları üzerine bakanlık, il milli eğitim müdürlükleri ve okulları uyardı. MEB Müsteşarı Muammer Yaşar Özgül imzalı yazıda “öğrencilerin gezilerde kılık kıyafet yönetmeliğine uyma zorunluluğu bulunmadığı” vurgulandı. Muğla’da Çanakkale’ye giderken otobüsten indirilen Büşra Pirci’nin ardından, Mardin’de de Merve Akgül başörtüsü sebebiyle Çanakkale’ye gidememişti.

30.10.2009


 

Gazilere de, memur kadar zam

Gazİler ve vatani hizmet tertibi ile 65 yaş aylığı alanlara yeni yılda memurlar kadar zam verilecek.

2010 Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısı verileri üzerinden yapılan hesaplamalara göre, gaziler ile vatani hizmet tertibinden aylık alanlar ve muhtaç, güçsüz ve kimsesiz vatandaşlara ödenen 65 yaş aylığında maaş göstergeleri yeni yılda da değişmeyecek. Buna göre, gaziler, vatani hizmet tertibi ve 65 yaş aylığı alanların maaşları, maaş katsayılarına paralel 1 Ocak’ta yüzde 2,5 oranında artacak. 2010 yılının ikinci 6 aylık döneminde memur maaşlarına yapılacak yüzde 2,5’luk zam, gazi, vatani hizmet tertibi ve 65 yaş aylıklarına da aynen yansıtılacak. Böylece 1 Temmuz’dan itibaren maaşlar yeniden yüzde 2,5 oranında zam görecek.

30.10.2009


 

Hadiseler bitmeden yatırım gelmez

Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, Güneydoğu Anadolu bölgesinde güvenlik sağlanmadan hiçbir özel sektörün bölgeye kolay kolay gitmeyeceğini belirtti.

Gaziantep Sanayi Odası Meclis Başkanı da olan Konukoğlu, yaptığı açıklamada, iş adamlarının Güneydoğu Anadolu bölgesinde yatırıma bakışlarına ilişkin görüşlerini paylaştı. Güneydoğu’ya yatırım yapmada fayda olduğunu ifade eden Konukoğlu, ‘’Ama bir gerçek daha var, oralarda bu hadiseler bitmeden hiçbir tane özel sektör oraya kolay kolay gitmez’’ dedi.

Yapılacak bir iş kaldığını, devletin geçmişte Türkiye’de insanların sanayi kültürünü alabilmesi için öncülük yaptığı gibi Güneydoğu’da da sanayi kültürünü oluşturması gerektiğini belirten Konukoğlu, ‘’Orada yeniden yapılanmayı ancak devletin yapacağı kanaati hasıl oldu. Özel sektörle hep konuşuyoruz, ama pek gelen arkadaşımız olmuyor’’ diye konuştu.

30.10.2009


 

Cumhuriyeti’nin 86. yıl dönümü kutlandı

Türkİye Cumhuriyeti’nin 86. kuruluş yıl dönümü, bütün yurtta, KKTC’de ve dış temsilciliklerde törenlerle kutlandı. Kutlamalar kapsamında Ankara’da ilk tören Anıtkabir’de yapıldı.

Buradaki törenin ardından Meclise gelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, askerî törenle karşıladı. Tören kıtasını selâmlayan Gül, tebrikleri kabul etmek üzere Tören Salonu’na geçti. Cumhurbaşkanı Gül’ün yerini almasının ardından, İstiklâl Marşı okundu. Gül, daha sonra kutlamaları kabul etti. Sırasıyla TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yanı sıra siyasiler, milletvekileri askerî ve sivil bürokrasi katıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yabancı misyon şeflerinin kutlamalarını kabul ettikten sonra, gazetecilerin de bayramını kutladı. Gül, ‘’Bayramınız ve doğum gününüz kutlu olsun’’ diyen gazetecilere, ‘’Sağolun, teşekkür ederim’’ dedi.

30.10.2009


 

Meslek liselerine ilgi arttı

MeslekÎ ve teknik eğitimin, ortaöğretim içindeki payı 2004-2005 yılında yüzde 38 iken, bu oran 2008-2009 yıllarında yüzde 43’e yükseldi.

Bu okullardaki katsayı uygulaması sebebiyle, meslek lisesini bitirenlerden üniversiteye girebilenlerin oranı ise çok düşük kaldı. Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün ‘’Mesleki teknik liseler ve katsayı uygulamalarına’’ ilişkin sorularını cevaplandırdı. Bakan Çubukçu, meslekî ve teknik liselerin son sınıfında okuyan ya da mezun olan öğrencilerden yükseköğretim lisans programına girişlerin, YÖK tarafından uygulanan katsayı uygulamasından önce ve sonra, yıllar itibariyle değişikliğe uğradığını bildirdi. Çubukçu, buna göre, YÖK’ün katsayı uygulamasından önce, meslekî ve teknik ortaöğretim kurumlarının son sınıfında okuyan ya da mezun olan öğrencilerden; 1997’de yüzde 6,8’nin, 1998’de yüzde 7’sinin, 1999’da yüzde 4’nün, bir yüksek öğretim lisans programına yerleştirildiğini bildirdi. Katsayı uygulamasından sonra, bu okullardan üniversiteye girenlerin oranında düşüş görüldüğünü vurgulayan Bakan Çubukçu, 2002 ve 2003 yıllarında mezun olanların sadece yüzde 2,9’nun üniversiteye girebildiğini, 2004’de bu oranın yüzde 2,3’te kaldığını kaydetti. Çubukçu, 2005 yılında mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlardan mezun olanların, ancak yüzde 2,4’nün, 2006 yılında da yüzde 2,7’sinin üniversiteli olabildiğine dikkati çekti. Diğer yandan, meslekî ve teknik eğitimin ortaöğretim içindeki oranının 2004-2005 eğitim ve öğretim yılından bu yana kadar geçen sürede artış gösterdiği belirlendi. Çubukçu, sözkonusu yıllarda yüzde 38 olan meslekî ve teknik eğitimin ortaöğretimdeki oranının 2008-2009 eğitim-öğretim yılında yüzde 43’e ulaştığını kaydetti.

30.10.2009


 

MESLEK OKULU MEZUNİYET SONRASI ÖĞRENCİLERİNİ TAKİP EDİYOR

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Honaz Meslek Yüksekokulu, üç yıldır öğrencilerinin mezuniyet sonrasındaki iş gücü piyasasına katılım durumlarını takip ediyor.

Okulun 2008 yılı mezunları arasında yaptığı ‘’mezun takip anketi’’nde öğrencilerin yüzde 82.5’inin işgücüne katıldığı, yüzde 65’inin ise iş bulduğu belirlendi. Honaz Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Oğuz Karadeniz, yaptığı açıklamada, okullarının, birçok ilke imza attığını savunarak, Türkiye genelindeki yaklaşık 600 yüksekokul arasında mezun takip sistemini uygulayan ilk yüksek okul olduklarını söyledi. 2006, 2007 ve 2008 mezunları için anketler düzenlediklerini belirten Karadeniz, bu anketleri ciddiyetle ele aldıklarını, bir sonraki yılın eğitim müfredatını hazırlarken bu verilerden yararlandıklarını kaydetti. Karadeniz, 2008 yılı mezunları arasında yaptıkları anketten çıkan sonuçları şöyle sıraladı: ’’2008 yılı yeni mezunların iş gücüne katılım oranı yüzde 82.5, istihdam oranıysa yüzde 65. Mezunlar ortalama 987 lira brüt ücretle çalışıyorlar.” Karadeniz, akademik kadrolarının yüzde 85’inin özel sektörde üst düzey kariyer yapmış öğretim görevlilerinden oluştuğuna işaret ederek, öğrencilerin mezun olduktan sonra hızlı bir şekilde iş bulmalarında bu durumun da önemli bir faktör olduğunu söyledi. Karadeniz, okullarında muhasebeden halkla ilişkilere, menkul kıymetler ve sermaye piyasasından dış ticarete kadar 11 ayrı programda eğitim verildiğini kaydetti. Bu okuldan mezun olanlar da okulun uyguladığı takip anketinden memnun olduklarını, bu anketler sayesinde hem mezunların durumlarının takip edildiğini hem de iş bulamamaları durumunda yardımcı olunduğunu ifade etti.

30.10.2009


 

Domuz gribi lokanta esnafını da vurdu

Domuz gribi dolayısıyla işlerinin azaldığından yakınan lokantacılar başta olmak üzere yiyecek ve içecek hizmeti veren esnaf, Sağlık Bakanlığından domuz gribi virüsünün lokantalardaki bulaşma riskiyle ilgili bilgilendirme istiyor.

Türkiye Lokantacılar, Kebapçılar, Pastacılar ve Tatlıcılar Federasyonu Başkanı İsmail Sezer, uzun süredir ekonomik kriz sebebiyle esnafın işlerinin azaldığını, şimdi de domuz gribinin gündeme gelmesinin esnafın yarasına ‘’tuz biber’’ ektiğini söyledi.

Bakanlığın domuz gribiyle ilgili yaptığı açıklamalara vatandaşın aşırı tepki verdiğini gözlemlediklerini vurgulayan Sezer, ‘’son bir haftadır lokantalarda işler önemli oranda azaldı. Lokanta, kafeterya ve pastahane gibi işletmeler, halkın yoğunlukta oturup kalktığı yerler. Bu hizmet sektörü, domuz gribi açıklamalarından büyük oranda etkilendi’’ dedi. Konya’nın yaya trafiği en işlek yerlerinden Zafer Meydanı’nda dönercilik yapan Mustafa Çivici de, işlerinin 5-6 gündür kesildiğini, insanların ‘’domuz gribi’’ endişesiyle döner almaya bile yanaşmadıklarını, bildikleri her türlü hijyenik tedbiri almalarına karşın vatandaşın lokantaya girmeme eğilimini abartılı ve kaygı verici bulduklarını kaydetti.

30.10.2009


 

Kapadokya’da gayrimüslim mezarlığı oluşturulacak

Türkİye’nİn önemli turizm merkezlerinden biri olan Kapadokya’da gayrimüslim mezarlığı oluşturulacak. Nevşehir’in merkeze bağlı butik ve kayadan oyma otelleri ile ünlü Uçhisar beldesinin belediye başkanı Osman Süslü, Kapadokya bölgesine gönül vermiş ve hayatlarının sonunda burada defnedilmek isteyen gayrimüslimler için ayrı bir mezarlık alanı oluşturacaklarını söyledi.

Bölgede yaşayan yabancılar sebebiyle gayrimüslim mezarlığının artık bir ihtiyaç haline geldiğini dile getiren Süslü, mezarlığı Uçhisar belde mezarlığı içinde ayrı bir bölüm olarak oluşturmayı düşündüklerini kaydetti .

30.10.2009


 

Net üzerinden müzik satışı

İnternet devi Google internette müzik parçası bulmak, dinlemek veya satın almaya yarayan yeni bir hizmet başlatarak, online müzik satışına ilk adımını atmış oldu.

Google’ın Los Angeles’taki Capitol Records müzik şirketinde Lala.com ve iLike online müzik şirketleriyle yaptığı işbirliğinden “Google music search” adlı bu yeni hizmet ortaya çıktı. İnternette özel olarak müzik araması yapan bu yeni arama motoru, aranan şarkının o olup olmadığını anlamak için bir şarkıyı tam olarak dinleme olanağı sağlıyor.

30.10.2009


 

Şişme bot üzerinde umuda yolculuk denizde bitti

İzmİr’İn Aliağa ilçesi açıklarında, Yunanistan’a geçmek için şişme botla denize açılan yabancı uyruklu 37 kişi, Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalandı.

Sahil Güvenlik Ege Bölge Komutanlığı ekipleri, Aliağa-Tavşan adası arasında seyir halindeki şişme botu fark ederek müdahalede bulundu. Ekipler, durdurdukları botta, İran ve Afganistan uyruklu 6’sı kadın, 1’i çocuk 37 kaçağı yakaladı. Kaaçaklar, ifadelerinin alınmasının ardından sınır dışı işlemleri için İzmir Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesine teslim edildi.

30.10.2009


 

PTT şubesinde soygun

KIrşehİr’de PTT şubesinden 8 bin 100 TL çalındı. Alınan bilgiye göre, Medrese Mahallesi Burhan Ulutacan Caddesi’ndeki PTT şubesine kimsenin olmadığı saatte gelen kimliği henüz belirlenemeyen kişiler, kasadaki 8 bin 100 TL’yi alarak kaçtı.

Durumun bildirilmesi üzerine polis ekipleri, PTT şubesinde detaylı inceleme yaptı. PTT bürosunun çevresindeki iş yerlerinin güvenlik kameraları da incelemeye alındı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

30.10.2009


 

Teknosa, açılışında kuyruk kilometreleri buldu

Teknosa, Forum İstanbul Alışveriş Merkezi’ndeki Exxtra konseptli mağazasını çok özel indirimlerle açtı.

Düşük fiyat etiketiyle satışa sunulan LCD televizyonlar, diz üstü bilgisayarlar, dijital fotoğraf makineleri ve cep telefonları gibi elektronik ürünlerden ve yüzde 70’e varan indirimlerden faydalanmak isteyen tüketiciler, açılıştan tam 15 saat önce mağazanın önünde kuyruklar oluşturmaya başladı. Açılışa bizzat katılan Teknosa Genel Müdürü Mehmet Nane, açılış günü satışlarının 2 milyon doları bulacağını söyledi. Forum İstanbul Alışveriş Merkezi’nde açılan Saturn mağazasında da indirim sebebiyle uzun kuyruklar meydana geldi.

30.10.2009


 

Jandarmaya keskin nişancı dürbünü

Türk Silâhlı Kuvvetlerinin (TSK) unsurlarının ihtiyaç duyduğu askerî mühimmat malzemelerini karşılayan MKEK Genel Müdürlüğü ‘’keskin nişancı tüfeği dürbünü’’ tedariği ile ilgili çalışmaları ihale aşamasına getirdi.

MKEK Genel Müdürlüğü tarafından uluslar arası düzeyde yapılacak ihaleyle, Jandarma Genel Komutanlığı için ve NATO standartlarına uygun olarak 110 adet keskin nişancı tüfeği dürbünü alınacak. 6 Kasım 2009 tarihinde MKEK Genel Müdürlüğü ikmal daire başkanlığında yapılacak ihale kapsamında alınacak tekliflerin geçerlilik süresi 90 gün süreli olacak. Hazırlanan teknik şartnameye göre, ‘’açık ihale’’ yöntemi ile yapılacak ihaleye MKEK Genel Müdürlüğünün belirlediği kriterlere sahip olan ve bu konuda kendilerinden istenen bütün belgeleri eksiksiz olarak tamamlayan firmalar katılarak teklif verebilecek.

30.10.2009


 

THY’nin Isparta seferleri başladı

Türk Hava Yolları’nın (THY) İstanbul-Isparta seferi başladı. THY’nin TK 384 sefer sayılı Sarıkamış yolcu uçağı, 78 yolcusuyla Süleyman Demirel Havalimanı’na indi.

Vali Ali Haydar Öner, yolcuları kırmızı güllerle ve üzerinde ‘’Türkiye’nin gül bahçesi Isparta’ya hoş geldiniz’’ yazılı pankartla karşılarken, Isparta Ticaret ve Sanayi Odası (ITSO) Başkanı Hasan Hüseyin Kaçıkoç ise pilot ve hosteslere üzerinde nazar boncukları bulunan çiçekler verdi. Öner, havalimanında, THY’nin seferlerinin başlamasından ötürü heyecanlı olduklarını belirtti. Uçak seferleri 3 gün geliş, 3 gün gidiş şeklinde olacak.

30.10.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

Bütün haberler

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.