Lem'alar - page 622

hikmetli kaderî kelimeleri var ki, bütün mevcudattır. Hu-
susan zîhayatlar, hususan küçük mahlûklar, her biri birer
kelime-i rabbaniyedir ki, Mütekellim-i ezelî’ye kelâmdan
daha kuvvetli bir surette işaret eder. Ve onların adedini,
denizler mürekkep olsa bitiremezler, demek olduğu ma-
nasına dahi şu ayet-i kerîme remzen bakıyor.
İkinci Harf:
Bütün melâikelere ve insanlara, hatta hay-
vanlara gelen umum ilhamlar, bir nevi kelâm-ı İlâhîdir.
Bu kelâmın kelimatı elbette gayrimütenahidir. saltanat-ı
mutlakanın nihayetsiz cünudunun mütemadiyen aldıkları
ilham ve o evamir-i İlâhiyenin kelimatı ne derece çok ve
nihayetsiz olduğunu ayet bize haber veriyor demektir.
(1)
*G s
’p
G n
Ö r
«n
¨r
dG o
ºn
? r
©n
j n
’ @ $G n
ór
æp
Y o
ºr
?p
©r
dn
G
XC
YedinciNükte
Aziz Kardeşim,
Vahdetülvücuda dair, bir parça izahat istiyorsunuz. Bu
meseleye dair otuz Birinci Mektubun bir lem’asında, Haz-
ret-i Muhyiddin’in bu meseledeki fikrine karşı gayet kuv-
vetli ve izahlı bir cevap vardır. Şimdilik bu kadar deriz ki:
Bu mesele-i vahdetülvücudu şimdiki insanlara telkin et-
mek, ciddî zarar verir. nasıl ki teşbihat ve temsiller, ha-
vassın elinden avamın eline ve ilmin elinden cehlin
avam:
kaba ve cahil halk taba-
kası.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümlesi.
ayet-i kerîme:
Kur’ân’ın ayeti.
aziz:
muhterem, değerli.
cehil:
cahillik, bilmezlik.
ciddî:
hakikî.
cünud:
askerler.
dair:
alâkalı, ilgili.
derece:
miktar, ölçü.
evamir-i İlâhiye:
Allah’ın emirleri.
gayr-i mütenahi:
sonsuz, nihayet-
siz.
havas:
bilginler, âlimler.
hikmet:
İlâhî gaye, yüksek bilgi.
hususan:
özellikle.
ilham:
Allah tarafından insanın
kalbine veya zihnine indirilen
mana.
ilim:
bilgi.
işaret:
gösterme, dolaylı bildirme.
izah:
bir konuyu ayrıntılarıyla or-
taya koyma.
izahat:
izahlar, açıklamalar.
kaderî:
kader ile alâkalı.
kelâm:
söz.
kelâm-ı İlâhî:
Allah kelâmı.
kelimat:
kelimeler.
kelime-i rabbaniye:
bütün mah-
lûkata muhtaç olduğu şeyleri ve-
ren, onları terbiye edip idaresi al-
tına alan Allah’ın sözü.
lem’a:
parıltı.
mahlûk:
Allah tarafından yaratıl-
mış, yaratık.
mana:
anlam.
melâike:
melekler.
mesele:
problem, önemli
konu.
mesele-i vahdetülvücut:
var-
lıkta birlik, varlığın bir ve tek
olduğu düşüncesi, “Yalnız Al-
lah var gerisi hayal” diyen an-
layış meselesi.
mevcudat:
var olan her şey,
mahlûklar.
mütekellim-i ezelî:
ezelden
beri konuşma sıfâtına sahip
olan Allah.
mütemadiyen:
sürekli, de-
vamlı olarak.
nevi:
çeşit, tür.
nihayetsiz:
sonsuz.
nükte:
ince söz ve mana.
remzen:
işaret ederek.
Saltanat-ı mutlaka:
kâinatta
hükümferma olan Cenab-ı
Hakkın tek ve mutlak salta-
natı.
suret:
biçim, tarz.
telkin:
zihinde yer ettirme, an-
latma.
temsil:
misal getirme.
teşbihat:
benzetmeler, teşbih-
ler.
umum:
bütün.
vahdetülvücut:
varlıkta birlik,
varlığın bir ve tek olduğu dü-
şüncesi, “Yalnız Allah var gerisi
hayal” diyen anlayış.
zîhayat:
hayat sahibi.
1.
Gerçek bilgi Allah katındadır. Gaybı Allah’tan başka hiç kimse bilemez.
Y
irmi
S
ekizinci
l
em
a
| 622 | Lem’aLar
1...,612,613,614,615,616,617,618,619,620,621 623,624,625,626,627,628,629,630,631,632,...1406
Powered by FlippingBook