Lem'alar - page 948

mertebesinde hadsiz enva-ı hüsünle hadsiz hakaik-ı cemî-
le vardır.
Madem bu esmanın kudsî cemallerini irae eden âyine-
leri ve güzel nakışlarını gösteren levhaları ve güzel haki-
katlerini ifade eden sayfaları bu mevcudattır ve bu kâ-
inattır. elbette o daimî ve bâkî esma, hadsiz cilvelerini ve
nihayetsiz manidar nakışlarını ve kitaplarını, hem mü-
semmaları olan
Zat-ı Kayyum-i Zülcelâl’
in nazar-ı müşa-
hedesine, hem had ve hesaba gelmeyen zîruh ve zîşuur
mahlûkatın nazar-ı mütalâasına göstermek ve nihayetli,
mahdut bir şeyden nihayetsiz levhaları ve bir tek şahıs-
tan pek çok şahısları ve bir hakikatten pek kesretli haki-
katleri göstermek için, o aşk-ı mukaddes-i İlâhîye istina-
den ve o sırr-ı kayyumiyete binaen, kâinatı umumen ve
mütemadiyen cilveleriyle tazelendiriyorlar, değiştiriyorlar.
DörDüNCü ŞUa
Kâinattaki hayretnüma faaliyet-i daimenin hikmetinin
üçüncü şubesi şudur ki:
Her bir merhamet sahibi, başka-
sını memnun etmekten mesrur olur. Her bir şefkat sahi-
bi, başkasını mesrur etmekten memnun olur. Her bir mu-
habbet sahibi, sevindirmeye lâyık mahlûkları sevindirmek-
le sevinir. Her bir âlicenap zat, başkasını mes’ut etmekle
lezzet alır. Her bir âdil zat, ihkak-ı hak etmek ve müsta-
haklara ceza vermekte hukuk sahiplerini minnettar et-
mekle keyiflenir. Hüner sahibi her bir sanatkâr, sanatını
teşhir etmekle ve sanatının tasavvur ettiği tarzda işleme-
siyle ve istediği neticeleri vermesiyle iftihar eder.
âdil:
adaletli olan.
âlicenap:
cömert.
aşk-ı mukaddes-i İlâhîye:
Cenab-
ı Hakkın zatına mahsus mukaddes
sevgisi.
âyine:
ayna.
bâkî:
ebedî, daimî, sonsuz.
binaen:
-den dolayı.
cemal:
güzellik.
cilve:
görüntü, tecelli.
enva-ı hüsün:
güzellik çeşitleri.
esma:
isimler.
faaliyet-i daime:
sürekli, hiç dur-
mayan faaliyet; kesintisiz işleyiş.
had hesaba gelmeyen:
sınırsız ve
sayısız şekilde.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakaik-ı cemîle:
çok güzel haki-
katler ve gerçekler.
hakikat:
gerçek.
hayretnüma:
hayret veren.
hikmet:
fayda, gaye; her şeyin be-
lirli gayelere yönelik olarak, ma-
nalı, faydalı ve tam yerli yerinde
yaratılması.
hüner:
ustalık, maharet.
ifade:
anlatma.
iftihar:
övünme.
ihkak-ı hak:
hakkın yerine geti-
rilmesi, gerçekleştirilmesi.
irae:
gösterme.
istinaden:
dayanarak.
kâinat:
bütün âlemler, varlıklar,
evren.
kesret:
çokluk.
kudsî:
mukaddes, yüce.
lâyık:
yakışır uygun.
levha:
görünen ibretli manzara.
mahdut:
sınırlı.
mahlûk:
Allah tarafından yaratıl-
mış, yaratık.
mahlûkat:
Allah tarafından yara-
tılanlar.
o
Tuzuncu
l
em
a
| 948 | Lem’aLar
manidar:
ince manalı.
merhamet:
acımak, şefkat
göstermek.
mertebe:
derece, basamak.
mesrur:
sevinçli, memnun.
mes’ut:
mutlu, saadetli.
mevcudat:
var olan her şey,
mahlûklar.
minnettar:
iyilik yapan biri-
sine karşı teşekkür duygusu
içinde olan.
müsemma:
ismin gerçek sa-
hibi.
müstahak:
hak eden.
mütemadiyen:
sürekli olarak,
devamlı.
nakış:
süs.
nazar-ı müşahede:
göze gö-
rünecek şekilde.
nazar-ı mütalâa:
tetkik eden,
düşünen bakış.
netice:
sonuç.
nihayetli:
sonlu, sonu olan.
nihayetsiz:
sonsuz.
sanatkâr:
sanatçı, usta.
sırr-ı kayyumiyet:
Allah’ın her
şeyi kendi varlığıyla ayakta
tutmasının sırrı.
şefkat:
acıyarak ve esirgeye-
rek sevme.
şua:
ışın.
tarz:
biçim, şekil.
tasavvur:
bir şeyi zihinde şe-
killendirme, tasarlama.
teşhir:
sergileme.
umumen:
genel olarak.
zat:
şahıs, kişi.
Zat-ı Kayyum-i Zülcelâl:
var-
lığı ve diriliği her an için olup,
gökleri, yerleri her an için tu-
tan, daimî her şeye her hu-
susta iktidarı olan celâl sahibi
Zat olan Allah.
zîruh:
ruh sahibi.
zîşuur:
şuur sahibi.
1...,938,939,940,941,942,943,944,945,946,947 949,950,951,952,953,954,955,956,957,958,...1406
Powered by FlippingBook