Mektubat - page 149

Birincisi
: Cenab-ı Hakkın esma-i Hüsnasının had ve
hesaba gelmez enva-ı tecelliyatı var. Mahlûkatın tenev-
vüleri, o tecelliyatın tenevvüünden geliyor. o esma ise,
daimî bir surette tezahür isterler. Yani nakışlarını göster-
mek isterler. Yani, nakışlarının âyinelerinde cilve-i ce-
mallerini görmek ve göstermek isterler. Yani, kâinat ki-
tabını ve mevcudat mektubatını ânenfeânen tazelendir-
mek isterler. Yani, yeniden yeniye manidar yazmak ve
her bir mektubu zat-ı Mukaddes ve Müsemma-i Akdes
ile beraber bütün zîşuurların nazar-ı mütalâasına göster-
mek ve okutturmak iktiza ederler.
İkincisebepvehikmet
: nasıl ki mahlûkattaki faaliyet
bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor; ve hatta her
bir faaliyette kat’iyen lezzet vardır, belki her bir faaliyet
bir nevi lezzettir.
öyle de, Vacibü’l-Vücud’a lâyık bir tarzda ve istiğna-i
zatîsine ve gınâ-i mutlakına muvafık bir surette ve ke-
mal-i mutlakına münasip bir şekilde hadsiz bir şefkat-i
mukaddese ve hadsiz bir muhabbet-i mukaddese var.
Ve o şefkat-i mukaddese ve o muhabbet-i mukaddese-
den gelen hadsiz bir şevk-i mukaddes var.
Ve o şevk-i mukaddesten gelen hadsiz bir sürur-i mu-
kaddes var.
Ve o sürur-i mukaddesten gelen, tabir caiz ise, hadsiz
bir lezzet-i mukaddese var.
Mektubat | 149 |
o
n
S
ekizinci
m
ekTup
muhabbet-i mukaddese:
mu-
kaddes muhabbet, her türlü ku-
sur ve eksiklikten uzak yüce sev-
gi.
muvafık:
lâyık, uygun.
münasip:
uygun.
Müsemma-i akdes:
en kudsî
isimlerle isimlenmiş, en kudsî
isimlerin sahibi olan Allah.
nakış:
süs.
nazar-ı mütalâa:
etraflıca incele-
yip düşünen bir bakış.
nevi:
çeşit.
suret:
biçim, tarz.
sürur-i mukaddes:
mukaddes bir
sevinç ve ferahlık; her türlü kusur
ve eksiklikten yüce bir mutluluk.
şefkat-i mukaddese:
her türlü
kusur ve noksandan yüce bir şef-
kat.
şevk-i mukaddes:
mukaddes
şevk; her türlü kusur ve eksiklik-
ten yüce bir arzu ve istek.
tabir caiz ise:
söz yerinde ise.
tecelliyat:
tecelliler, görüntüler,
yansımalar.
tenevvü:
çeşitlilik, farklılık.
tezahür:
zuhur etme, görünme.
Vacibü’l-Vücud:
varlığı zarurî ve
zatî olan, varlığı başkasının varlı-
ğına bağlı değil, kendinden olup
ezelî ve ebedî olan Allah.
Zat-ı Mukaddes:
her türlü nok-
san sıfatlardan uzak ve temiz
olan Allah.
zîşuur:
şuur sahibi, bilinç sahibi.
ânenfeânen:
zamanla, gitgi-
de, devamlı.
âyine:
ayna.
Cenab-ı Hak:
Allah.
cilve-i cemal:
güzellik görün-
tüsü.
daimî:
devamlı.
enva-ı tecelliyat:
yansıma ve
görünme çeşitleri.
esma:
isimler.
esma-i Hüsna:
Allah’ın güzel
isimleri.
faaliyet:
işler, fiiller, hareket-
ler.
gınâ-i mutlak:
mutlak ve
sonsuz zenginlik.
had:
sınır.
hadsiz:
sınırsız.
hikmet:
gizli sebep, fayda,
kâinattaki ve yaratılıştaki İlâ-
hî gaye.
iktiza:
lâzım gelme, gerekme.
istiğna-i zatî:
zatına ait sınır-
sız zenginlik, Allah’ın hiç bir
şeye muhtaç olmaması.
iştiha:
istek, arzu.
iştiyak:
isteme, arzu etme.
kâinat:
evren, bütün yaratıl-
mışlar.
kat’iyen:
kesin olarak.
kemal-i mutlak:
her yönüyle
sınırsız mükemmel olan.
lâyık:
yakışır, uygun.
lezzet-i mukaddese:
mukad-
des zevk ve lezzet, her türlü
kusur ve eksiklikten yüce bir
lezzet.
mahlûkat:
Allah tarafından
yaratılanlar, yaratılmışlar, ya-
ratıklar.
manidar:
ince manalı, anlam-
lı.
mektubat:
mektuplar.
mevcudat:
var olan her şey,
varlıklar.
1...,139,140,141,142,143,144,145,146,147,148 150,151,152,153,154,155,156,157,158,159,...1086
Powered by FlippingBook