Mektubat - page 155

sihir isnat etmeleri gösteriyor ki, o muannit kâfirler dahi
mu’cizatın vücutlarını ve vukularını inkâr edemiyorlar.
Yalnız, kendilerini aldatmak veya etbalarını kandırmak
için –hâşâ– sihir demişler.
evet, mu’cizat-ı Ahmediyenin (
AsM
) yüz tevatür kuvve-
tinde bir kat’iyeti vardır.
Mu’cize
ise, Hâlık-ı kâinat tara-
fından onun davasına bir tasdiktir,
sadakte
hükmüne
geçer.
nasıl ki, sen bir padişahın meclisinde ve daire-i naza-
rında desen ki, “padişah beni filân işe memur etmiş.”
senden o davaya bir delil istenilse, padişah “evet” dese,
nasıl seni tasdik eder; öyle de, âdetini ve vaziyetini senin
iltimasınla değiştirirse, “evet” sözünden daha kat’î, daha
sağlam, senin davanı tasdik eder.
öyle de, resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dava
etmiş ki: “Ben, Şu kâinat Hâlıkı’nın mebusuyum. deli-
lim de şudur ki: Müstemir âdetini, benim dua ve iltima-
sımla değiştirecek. İşte, parmaklarıma bakınız, beş mus-
luklu bir çeşme gibi akıttırıyor. kamere bakınız, bir par-
mağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız, be-
ni tasdik için yanıma geliyor, şahadet ediyor. Şu bir par-
ça taama bakınız, iki üç adama ancak kâfi geldiği hâlde,
işte, iki yüz, üç yüz adamı tok ediyor.” Ve hakeza, yüzer
mu’cizatı böyle göstermiştir.
Şimdi, şu zatın delâil-i sıdkı ve berahin-i nübüvveti yal-
nız mu’cizatına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için,
hemen umum harekâtı ve ef’ali, ahval ve akvali, ahlâk ve
Mektubat | 155 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
meclis:
topluluk; toplantı.
mu’cizat:
mu’cizeler; Allah tara-
fından verilip, yalnız peygamber-
lerin gösterebilecekleri büyük ha-
rika işler.
mu’cizat-ı ahmediye:
Peygam-
berimiz Hz. Muhammed’in mu’ci-
zeleri.
muannit:
inatçı, inanmamakta di-
renen.
mu’cizat:
mu’cizeler; Allah tara-
fından verilip, yalnız peygamber-
lerin gösterebilecekleri büyük ha-
rika işler.
mu’cize:
peygamberler tarafından
ortaya konmuş olağanüstü hâl ve
hareketlerden her biri.
münhasır:
sınırlı, sınırlanmış; mah-
sus.
müstemir:
değişmez, sabit; yer-
leşmiş, devamlı.
Resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rim ve Allah’ın insanlara bir elçisi
olan Hz. Muhammed.
sihir:
büyücülük, göz boyama.
şahadet:
şahitlik, tanıklık.
taam:
yiyecek.
tasdik etmek:
doğrulamak, onay-
lamak.
tasdik:
doğrulama, onaylama.
tevatür:
bir Hadis-i Şerifin, yalan
söylemelerini aklın kabulleneme-
yeceği kadar sayı ve sağlamlıkta-
ki bir topluluk tarafından aktarıl-
ması, rivayet edilmesi.
umum:
bütün, tüm.
vaziyet:
durum, hâl.
vuku:
olma, meydana gelme, or-
taya çıkma.
vücut:
var olma, varlık
zat:
şahıs, kişi, fert.
âdet:
her zaman yapılan şey;
kanun, usul.
ahval:
hâller, durumlar.
akval:
sözler.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
berahin-i nübüvvet:
peygam-
berlik delilleri.
daire-i nazar:
bakış, görüş da-
iresi.
dava:
takip edilen fikir, iddia.
delâil-i sıdkı:
doğruluğunun
delilleri.
delil:
bir davayı, meseleyi is-
patlamaya yarayan şey, ka-
nıt.
dua:
Allah’a yalvarma, niyaz.
ef’al:
fiiller.
etba:
tâbi olanlar, uyanlar.
hakeza:
bunun gibi, benzeri.
Hâlık:
her şeyi yoktan var
eden, yaratıcı; Allah.
Hâlık-ı kâinat:
kâinatın yara-
tıcısı, Allah.
harekât:
hareketler.
hâşâ:
asla, hiçbir zaman, öyle
değil.
hükmüne:
yerine, değerine.
iltimas:
yapılmasını isteme, ri-
ca.
inkâr:
reddetme, kabul ve tas-
dik etmeme, inanmama.
isnat etmek:
dayandırmak.
kâfi:
yeterli.
kâfir:
Allah’ı ve İslâmiyeti in-
kâr eden, dinsiz.
kâinat:
yaratılmış olan şeyle-
rin tamamı, bütün âlemler,
varlıklar.
kamer:
ay.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
kat’iyet:
kat’îlik, kesinlik.
mebus:
seçilen, gönderilen;
peygamber.
1...,145,146,147,148,149,150,151,152,153,154 156,157,158,159,160,161,162,163,164,165,...1086
Powered by FlippingBook