Mektubat - page 279

Hâlbuki, dost ve düşmanın ittifakıyla, tekzip emaresi hiç-
bir kitapta yoktur. öyle ise, tasdik vardır.
Madem mutlak bir surette tasdik vardır ve madem şu
tasdikin vücudunu iktiza eden kat’î bir illet ve esaslı bir se-
bep vardır; biz dahi, o tasdikin vücuduna delâlet eden üç
hüccet-i kàtıa ile ispat edeceğiz.
BirinciHüccet:
resul-i ekrem Aleyhissalâtü Vesse-
lâm, kur’ân’ın lisanıyla onlara der ki: “kitaplarınızda be-
nim tasdikim ve evsafım vardır. Benim beyan ettiğim şey-
lerde, kitaplarınız beni tasdik ediyor.”
(1)
@ n
Ú
p
b p
OÉn
°U r
ºo
àr
æo
c r
¿
p
G BÉ n
gƒo
?r
JÉn
a p
áj'
Q r
ƒ s
àdÉp
H Gƒo
Jr
Én
a r
?o
b
Én
æn
°ùo
Ør
fn
Gn
h r
ºo
cn
ABÉ°n
ùp
fn
h Én
fn
ABÉ°n
ùp
fn
h r
ºo
cn
ABÉ n
ær
Hn
Gn
h Én
fn
ABÉ n
ær
Hn
G o
´r
ón
f Gr
ƒn
dÉn
©n
J r
?o
b
(2)
@ n
Ú
p
Hp
PÉn
µr
dG n
¤n
Y$G n
án
ær
©n
d r
?n
©r
én
æn
a r
?p
¡n
àr
Ñn
f s
ºo
K r
ºo
µ°n
ùo
Ør
fn
Gn
h
gibi ayetlerle onlara meydan okuyor. “
Tevrat’ınızıgetiri-
niz,okuyunuz.Vegeliniz;bizçolukveçocuğumuzualıp,
Cenab-ıHakkındergâhınaelaçıp,yalancılaraleyhinde
lânetleduaedeceğiz
” diye mütemadiyen onların başına
vurduğu hâlde, hiç Yahudi bir âlim veya nasranî bir kıs-
sis, onun bir yanlışını gösteremedi. eğer gösterseydi, pek
çok kesrette bulunan ve pek çok inatlı ve hasetli olan kâ-
firler ve münafık Yahudiler ve bütün âlem-i küfür, her ta-
rafta ilân edeceklerdi.
Hem demiş: “Ya yanlışımı bulunuz; veyahut sizinle
mahvoluncaya kadar cihad edeceğim.” Hâlbuki, bunlar
harbi ve perişaniyeti ve hicreti ihtiyar ettiler. demek
Mektubat | 279 |
o
n
d
okuzuncu
m
ekTup
hüccet:
delil, kanıt.
hüccet-i kàtıa:
kesin, şüphesiz de-
lil.
ihtiyar etmek:
tercih etmek, seç-
mek.
iktiza etmek:
gerektirmek.
ilân etmek:
duyurmak, yaymak.
illet:
sebep; bir şeye yol açan, bir
şeyi gerektiren durum.
ispat:
doğruyu delil göstererek or-
taya koyma.
ittifak:
fikir birliği, söz birliği; bir-
leşme.
kâfir:
Allah’ı ve İslâmiyeti inkâr
eden, dinsiz.
kat’î:
kesin, şüphesiz.
kesret:
çokluk, bolluk, fazlalık.
kıssis:
keşiş, papaz, Hristiyan din
adamı.
lisan:
dil.
mahv:
yok etme, ortadan kaldır-
ma.
münafık:
ikiyüzlü, ara bozucu.
mütemadiyen:
sürekli olarak, de-
vamlı.
Nasranî:
İsevî, Hristiyan.
niyaz:
yalvarma, dua.
perişaniyet:
perişanlık, dağınıklık.
Resul-i ekrem:
çok cömert, ke-
rim ve Allah’ın insanlara bir elçisi
olan Hz. Muhammed.
suret:
biçim, şekil, tarz.
tasdik:
doğruluğunu kabul etme,
onaylama.
tekzip:
yalanlama.
tevrat:
Hz. Mûsa’ya indirilmiş olan
İlâhî kitap.
vücut:
varlık.
âlem-i küfür:
küfür dünyası,
inançsızlık dünyası.
aleyh:
karşı, ona, onun üzeri-
ne.
aleyhissalâtü vesselâm:
sa-
lât ve selâm onun üzerine ol-
sun.
âlim:
bilgin, ilim adamı.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümle-
si.
beyan etmek:
anlatmak, açık-
lamak, bildirmek.
Cenab-ı Hak:
Allah; doğru, ger-
çek, hakkın ta kendisi olan,
şeref ve azamet sahibi olan
Allah.
cihad:
düşmanla savaşma, Al-
lah yolunda malla ve canla
düşmana karşı savaşma.
delâlet etmek:
delil olmak,
göstermek.
dergâh:
huzur, büyük bir hu-
zura girilecek kapı.
dua:
Allah’a yalvarma, niyaz.
emare:
belirti, işaret.
evsaf:
vasıflar, sıfatlar, özel-
likler.
harp:
savaş.
haset:
kıskançlık, çekemezlik.
hicret:
göç.
1.
Al-i İmran Suresi: 93.
2.
Al-i İmran Suresi: 61.
1...,269,270,271,272,273,274,275,276,277,278 280,281,282,283,284,285,286,287,288,289,...1086
Powered by FlippingBook