Mektubat - page 661

istiyor. kur’ân-ı Hakîm’in –senin tabirinle– birer polat
kal’ası hükmünde olan surlu sureleri içinde yol bulmak
istiyor. Böyleler –hâşâ– hakaik-ı imaniye ve kur’âniyeye
şüphe iras etmek için bu nevi sözleri işaa ediyorlar.
İkİNCİ NÜkte
Cenab-ı Hak kur’ân’da çok şeylere kasem etmiş. ka-
semat-ı kur’âniyede çok büyük nükteler var, çok sırlar
var.
Meselâ,
(1)
Én
¡«'
ëo
°Vn
h p
¢ùr
ªs
°ûdGn
h
’deki kasem, on Birinci
sözdeki muhteşem temsilin esasına işaret eder; kâinatı
bir saray ve bir şehir suretinde gösterir.
Hem,
(2)
p
º«
p
µ n
?r
G p
¿
'
Gr
ôo
?r
dGn
h @ ¢ = ù '
j
’deki kasem ile, i’cazat-ı
kur’âniyenin kudsiyetini ve ona kasem edilecek bir dere-
ce-i hürmette olduğunu ihtar eder.
@ p
?ƒo
ét
ædG p
™ p
bGn
ƒn
ªp
H o
º° p
ùr
bo
G n
BÓn
a
(3)
@…'
ƒn
g Gn
P p
G p
ºr
és
ædGn
h
(4)
@ l
º«
p
¶n
Y n
¿ƒo
ªn
?r
©n
J r
ƒn
d l
ºn
°ùn
?n
d o
¬s
fp
Gn
h
’deki kasem, yıldızların sukutuyla, vahye şüphe iras et-
memek için cin ve şeytanların gaybî haberlerden kesil-
melerine alâmet olduğuna işaret etmekle beraber, yıldız-
ları dehşetli azametleriyle ve kemal-i intizam ile yerlerine
yerleştirmek ve seyyaratları hayretengiz bir surette dön-
dürmekteki azamet-i kudret ve kemal-i hikmeti, o ka-
semle ihtar ediyor.
hayretengiz:
hayret içinde bıra-
kan.
hükmünde olmak:
değerinde,
yerinde olmak.
i’cazat-ı kur’âniye:
Kur’ân’ın
mu’cizelikleri.
ihtar etme:
hatırlatma, uyarma.
iras etmek:
vermek, sebep ol-
mak, getirmek.
işaa etmek:
herkese duyurmak,
yaymak.
işaret etmek:
göstermek.
kâinat:
bütün âlemler, varlıklar,
evren.
kal’a:
kale.
kasem:
yemin, ant.
kasemat-ı kur’âniye:
Kur’ân’daki
yeminler.
kemal-i hikmet:
eksiksiz olan
hikmetin mükemmelliği.
kemal-i intizam:
tam ve eksiksiz
düzen.
kudsiyet:
kutsallık, her türlü ku-
sur ve eksiklikten uzak oluş.
kur’ân-ı Hakîm:
her ayet ve su-
resinde sayısız hikmet ve fayda-
lar bulunan Kur’ân.
mevki:
yer.
muhteşem:
haşmetli, görkemli,
büyük.
nevi:
çeşit.
nükte:
ince manalı söz.
polat:
çelik gibi sert bir maden.
seyyarat:
gezegenler.
sır:
gizli hakikat.
sukut:
düşme, aşağı inme.
sur:
yüksek kale duvarı.
sure:
Kur’ân-ı Kerîm’in ayrıldığı
114 bölümden her biri.
suret:
biçim, görünüş.
şeytan:
Hz. Âdem’in üstünlüğü-
nün kabulü anlamında ona secde
edilmesi ile ilgili İlâhî emre uyma-
dığı için semadan kovulan ve o
zamandan beri âdemoğullarını
doğru yoldan çıkartmaktan geri
durmayan lânetlenmiş varlık.
tabir:
ifade, söz.
temsil:
kıyaslama şeklinde ben-
zetme.
vahiy:
Cenab-ı Hakkın dilediği
hükümleri, sırları ve hakikatleri
peygamberlere bildirmesi.
yemin:
ant, kasem.
alâmet:
belirti, işaret.
azamet:
büyüklük.
azamet-i kudret:
Allah’ın
kudretinin büyüklüğü.
Cenab-ı Hak:
pek yüce, say-
gın, şeref ve azamet sahibi
hazret–i Allah.
cin:
ateşten yaratılmış olup
dünyanın insandan sonra en
mühim sakini.
dehşet:
olağanüstü, şaşırtıcı.
derece-i hürmet:
hürmet ve
saygı derecesi.
esas:
asıl, temel.
gaybî:
bilinmeyen, gayp âle-
mine ait.
hakaik-ı imaniye ve kur’âni-
ye:
imanî ve Kur’ânî gerçek-
ler.
hâşâ:
asla, kesinlikle öyle de-
ğil, Allah göstermesin.
Mektubat | 661 |
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
1.
Yemin olsun güneşe ve aydınlığına. (Şems Suresi: 1.)
2.
Yâsin • Hikmet dolu Kur’ân’a yemin olsun. (Yâsin Suresi: 1-2.)
3.
Kayan yıldıza yemin olsun. (Necm Suresi: 1.)
4.
Yemin ederim yıldızların mevkilerine • Bu bir yemin ki, bilseniz, ne büyüktür. (Vakıa Sure-
si: 75-76.)
1...,651,652,653,654,655,656,657,658,659,660 662,663,664,665,666,667,668,669,670,671,...1086
Powered by FlippingBook