Mektubat - page 699

Altıncı Risale Olan Altıncı Kısım
Kur’ân-ıHakîm’intilmizlerinivehadimleriniikaz
etmekvealdanmamakiçinyazılmıştır.
W
(1)
o
QÉ s
ædG o
º o
µ
° s
ùn
ªn
àn
a Gƒo
ªn
?n
X n
øj
p
òs
dG n
‹p
G BGƒ o
æ`n
c
r
ôn
J n
’n
h
Ş
U
A
LTıNCı
K
ıSıM
,
ins ve cin şeytanlarının altı desi-
selerini inşaallah akim bırakır ve hücum yollarının altısı-
nı seddeder.
bİRİNCİ DeSİSe
Şeytan-ı ins, şeytan-ı cinnîden aldığı derse binaen, hiz-
bü’l-kur’ân’ın fedakâr hadimlerini
hubb-icâh
vasıtasıyla
aldatmak ve o kudsî hizmetten ve o manevî ulvî cihad-
dan vazgeçirmek istiyorlar. Şöyle ki:
İnsanda, ekseriyet itibarıyla hubb-i câh denilen hırs-ı
şöhret ve hodfüruşluk ve şanüşeref denilen riyakârâne
halklara görünmek ve nazar-ı ammede mevki sahibi ol-
maya, ehl-i dünyanın her ferdinde cüz’î, küllî arzu vardır.
Hatta o arzu için hayatını feda eder derecesinde şöhret-
perestlik hissi onu sevk eder.
ehl-i ahiret için bu his gayet tehlikelidir, ehl-i dünya
için de gayet dağdağalıdır, çok ahlâk-ı seyyienin de men-
şeidir ve insanların da en zayıf damarıdır. Yani, bir insa-
nı yakalamak ve kendine çekmek, onun o hissini okşa-
makla kendine bağlar; hem onun ile onu mağlûp eder.
hizbü’l-kur’ân:
Kur’ân taraftarla-
rı, Kur’ân hizmetkârları.
hodfüruş:
kendini beğendirmeye
çalışan, övünen.
hubb-i câh:
makam, mevki sev-
gisi.
hücum:
saldırma.
ikaz:
uyarma.
ins:
insan.
inşaallah:
Allah izin verirse.
itibarıyla:
bakımından
kısım:
bölüm.
kudsî:
her türlü kusur ve noksan-
dan münezzeh, mukaddes.
kur’ân-ı Hakîm:
her ayet ve su-
resinde sayısız hikmet ve fayda-
lar bulunan Kur’ân.
külli:
çok, büyük, kapsamlı.
mağlûp etmek:
yenmek.
manevî:
manaya ait, ruhî, fikri.
menşe:
esas, kök, kaynak.
mevki:
yer.
meyletmek:
bir tarafa doğru eğil-
mek, muhabbet etmek.
nazar-ı amme:
genel kanaat; ge-
nel insanların bakışı.
Rahîm:
sonsuz merhamet sahibi
olan Allah.
Rahman:
rahmeti bütün herkese
yayılan ve bütün yaratılmışların
rızıklarını ve geçim şekillerini içi-
ne alan rahmetin sahibi Allah.
risale:
belli bir konuda yazılmış
küçük kitap.
riyakârâne:
gösteriş yaparcasına
set:
kapama, engel olma.
sevk etmek:
sürmek, yönlendir-
mek.
şanüşeref:
şan ve şeref.
şeytan:
iblis.
şeytan-ı cinnî:
görünmeyen cinni
şeytan.
şeytan-ı ins:
insan suretindeki
şeytan.
şöhretperest:
şöhret düşkünü.
tilmiz:
öğrenci, talebe.
ulvî:
yüksek, yüce.
vasıta:
aracılık.
zaif:
zayıf.
zalim:
zulmeden, acımasız ve
haksız davranan.
ahlâk-ı seyyie:
çirkin, kötü
ahlâk.
akim:
neticesiz, başarısız.
arzu:
istek, heves.
binaen:
-den dolayı.
cihad:
din uğrunda hizmet ve
çaba harcama.
cin:
gözle görünmez, ruh sa-
hibi bir tür yaratık.
cüz’î:
küçük.
dağdağalı:
çalkantılı, karışık,
sıkıntılı.
derece:
ölçü, değer, mertebe.
desise:
hile, aldatma.
ehl-i ahiret:
ahiretini düşü-
nenler, ahiret hayatını esas
tutan kimseler.
ehl-i dünya:
dünyaya bağlı,
ahireti düşünmeyen.
ekseriyet:
çoğunluk.
feda etmek:
kıymak, gözden
çıkarma.
fedakâr:
feda eden, şahsî
menfaatlerini hiçe sayan,
kendini bir davaya adayan.
fert:
şahıs, kişi.
gayet:
son derece, çok.
hadim:
hizmetçi.
halk:
insan topluluğu.
hırs-ı şöhret:
şöhret kazan-
ma hırsı, makam ve mevki
tutkusu.
his:
duygu.
Mektubat | 699 |
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
1.
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. • Zalimlere meyletmeyin. Aksi hâlde Cehennem ate-
şi size de dokunur. (Hûd Suresi: 113.)
1...,689,690,691,692,693,694,695,696,697,698 700,701,702,703,704,705,706,707,708,709,...1086
Powered by FlippingBook