Mektubat - page 712

DÖRDÜNCÜ DeSİSe-İ ŞeYtaNİYe
Şeytanın telkiniyle ve ehl-i dalâletin ilkaatıyla, bana
karşı propaganda ile hücum eden ve mühim mevkileri iş-
gal eden bazı mülhitler, kardeşlerimi aldatmak ve
asabi-
yet-imilliye’
leri tahrik etmek için diyorlar ki:
“siz türk’sünüz. Maşaallah, türklerde her nevi ulema
ve ehl-i kemal vardır. said bir kürd’dür. Milliyetinizden
olmayan birisiyle teşrik-i mesai etmek, hamiyet-i milliye-
ye münafidir?”
El ce vap
: ey bedbaht mülhit! Ben, felillâhilhamd,
Müslümanım. Her zamanda kudsî milletimin üç yüz elli
milyon efradı vardır. Böyle ebedî bir uhuvveti tesis eden
ve dualarıyla bana yardım eden ve içinde kürdlerin ek-
seriyet-i mutlakası bulunan üç yüz elli milyon kardeşi, un-
suriyet ve menfi milliyet fikrine feda etmek ve o müba-
rek hadsiz kardeşlere bedel, kürd namını taşıyan ve
kürd unsurundan addedilen mahdut birkaç dinsiz veya
mezhepsiz bir mesleğe girenleri kazanmaktan yüz bin
defa istiaze ediyorum.
ey mülhit! senin gibi ahmaklar lâzım ki, Macar kâfir-
leri veyahut dinsiz olmuş ve Frenkleşmiş birkaç türkleri,
muvakkaten, dünyaca dahi faydasız uhuvvetini kazan-
mak için, üç yüz elli milyon hakikî, nuranî menfaattar bir
cemaatin bâkî uhuvvetlerini terk etsin.
addetmek:
saymak, kabul et-
mek.
ahmak:
pek akılsız, budala.
asabiyet-i milliye:
ırkçılık dama-
rı.
bâkî:
ebedî, daimî, sürekli.
bedbaht:
bahtsız, zavallı.
bedel:
değer, kıymet.
cemaat:
topluluk.
desise-i şeytaniye:
şeytanın hile-
si, oyun ve aldatması.
dua:
Allah’a yalvarma, niyaz.
ebedî:
sürekli, sonsuz.
efrat:
fertler, bireyler.
ehl-i dalâlet:
dalâlet ehli, azgın
ve sapkın kimseler.
ehl-i kemal:
olgun kimseler, ke-
mal sahibi olanlar.
ekseriyet-i mutlaka:
kesin ço-
ğunluk.
faide:
fayda.
feda etmek:
gözden çıkarmak,
uğruna vermek.
felillâhilhamd:
Allah’a hamd ol-
sun, şükürler olsun.
fikir:
düşünce.
Frenkleşme:
inanç ve düşünce
yapısıyla Avrupalılaşmış, Fransız
gibi olmuş; Türklükten çıkmış.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hakikî:
gerçek.
hamiyet-i milliye:
millî gayeler
uğruna fedakârlıkta bulunma.
hücum:
saldırma.
ilkaat:
akıl çelme, zihne yanlış
şeyler ekleme.
istiaze etmek:
Allah’a sığınmak.
işgal etme:
bir yeri ele geçirme.
kâfir:
Allah’ı ve İslâmiyeti in-
kâr eden, dinsiz.
kudsî:
mukaddes, kutsal, te-
miz.
mahdut:
sınır, sınırlı, sayılı.
Maşaallah:
Allah korusun, Al-
lah dilemiş ve ne güzel yap-
mış.
menfaat:
fayda.
menfi milliyet:
ırkçılık.
meslek:
gidiş, tutulan yol.
mevki:
yer, makam.
mezhepsiz:
mezhepsiz, din-
siz.
milliyet:
bir milleti diğer mil-
letten ayıran hâllerin ve özel-
liklerin tamamı.
muvakkaten:
geçici olarak.
mübarek:
kutlu, hayırlı.
mühim:
önemli.
mülhit:
Allah’ı inkâr eden,
dinsiz, imansız.
münafi:
zıt, ters.
Müslüman:
İslâm dininden
olan.
nam:
ad.
nevi:
çeşit.
nuranî:
nurlu, ışık saçan.
propaganda:
bir inanç, dü-
şünce vb.’ni benimsetmek
amacını güden faaliyet.
şeytan:
iblis, sapkın, azgın
varlık.
tahrik etmek:
harekete ge-
çirmek.
telkin:
fikir aşılama, öğüt ver-
me.
terk etme:
bırakma, ayrılma.
tesis etmek:
kurmak.
teşrik-i mesai:
birlikte çalış-
ma, iş birliği.
uhuvvet:
kardeşlik.
ulema:
âlimler, bilginler.
unsur:
millet, ırk.
unsuriyet:
ırk, millet.
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
| 712 | Mektubat
1...,702,703,704,705,706,707,708,709,710,711 713,714,715,716,717,718,719,720,721,722,...1086
Powered by FlippingBook