Mektubat - page 718

suretinde, o nimeti sefahat yolunda değil, belki istikamet
yolunda sarf etmekle, o fânî gençliği ibadetle manen ib-
ka etmek ve o gençliğin istikametiyle dâr-ı saadette ebe-
dî bir gençlik kazanmakta mıdır? zerre miktar şuurun
varsa söyle!
El hâs ı l
: eğer türk milleti yalnız altıncı taife olan genç-
lerden ibaret olsa ve gençlikleri daimî kalsa ve dünyadan
başka yerleri bulunmasa, sizin türkçülük perdesi altında-
ki Frenkmeşrebâne harekâtınız, hamiyet-i milliyeden sa-
yılabilirdi. Benim gibi hayat-ı dünyeviyeye az ehemmiyet
veren ve unsuriyet fikrini Frengî illeti gibi bir maraz telâk-
ki eden ve gençleri nameşru keyif ve hevesattan men’e
çalışan ve başka memlekette dünyaya gelen bir adama,
“o kürd’dür, arkasına düşmeyiniz” diyebilirdiniz ve de-
meye bir hak kazanabilirdiniz. Fakat, madem ki türk na-
mı altında olan şu vatan evlâdı, sabıkan beyan edildiği gi-
bi, altı kısımdır. Beş kısma zarar vermek ve keyiflerini ka-
çırmak, yalnız bir tek kısma muvakkat ve dünyevî ve akı-
beti meş’um bir keyif vermek, belki sarhoş etmek, elbet-
te o türk milletine dostluk değil, düşmanlıktır.
evet, ben unsurca türk sayılmıyorum. Fakat türklerin
ehl-i takva taifesine ve musibetzedeler kısmına ve ihtiyar-
lar sınıfına ve çocuklar taifesine ve zayıflar ve fakirler
zümresine bütün kuvvetimle ve kemal-i iştiyakla müşfika-
ne ve uhuvvetkârâne çalışmışım ve çalışıyorum. Altıncı
taife olan gençleri dahi, hayat-ı dünyeviyesini zehirletti-
recek ve hayat-ı uhreviyesini mahvedecek ve bir saat
akıbet:
son.
beyan:
anlatma, izah etme, açık-
lama.
daimî:
sürekli, devamlı.
dâr-ı saadet:
mutluluk yeri olan.
dünyevî:
dünyaya ait, dünya ha-
yatıyla ilgili.
ebedî:
sürekli, sonsuz.
ehemmiyet:
önem.
ehl-i takva:
Allah’tan korkan,
emirlerine bağlı olan dindar kim-
seler.
elhâsıl:
netice itibarıyla, özetle.
evlât:
çocuklar.
fânî:
ölümlü, geçici.
fikir:
düşünce.
Frengî:
Avrupalılara ait.
Frenkmeşrebâne:
Batılıları taklit
edercesine ve onların alâkasına
özenerek.
hamiyet-i milliye:
millet için millî
gayeler uğruna fedakârlıkta bu-
lunma, çalışma, gayret etme.
harekât:
hareketler, davranışlar.
hayat-ı dünyeviye:
dünyaya ait
olan hayat.
hayat-ı uhreviye:
ahirete ait
olan hayat.
hevesat:
hevesler, istekler.
ibadet:
Allah’ın emrettiklerini ye-
rine getirme, yasaklardan kaçın-
ma.
ibaret:
meydana gelen, oluşan.
ibka etmek:
sürekli ve kalıcı hale
getirmek.
illet:
hastalık.
istikamet:
doğruluk, dürüstlük.
kemal-i iştiyak:
tam bir istek
ve arzu.
keyif:
zevk, eğlence.
kısım:
takım, grup.
mahv:
yok etme, harap et-
me.
manen:
ruhça, manaca, ma-
nevî yönden.
maraz:
hastalık.
memleket:
vatan.
men’e çalışmak:
mâni ol-
mak, engellemek.
meş’um:
kötü, uğursuz.
miktar:
ölçü, değer.
musibetzede:
musibet gör-
müş, belâya düşmüş.
muvakkat:
geçici.
müşfikane:
şefkatle, merha-
metle, acıyarak.
nam:
ad.
nameşru:
meşru olmayan, di-
nen uygun ve helâl olmayan.
perde altında:
görünürde ol-
mayan, gizliden gizliye.
sabıkan:
az önce geçtiği gibi.
sarf etmek:
harcamak, kul-
lanmak.
sefahat:
dinen helâl olmayan
zevk ve eğlenceye düşkün-
lük.
suret:
biçim, tarz.
şuur:
idrak, bilinç.
taife:
takım, kısım.
telâkki etme:
anlama, kabul
etme.
uhuvvetkârâne:
samimî
dostluk gösterene yakışır şe-
kilde, kardeşçesine.
unsur:
milliyet, uyruk, tâbi-
yet.
unsuriyet:
ırkçılık.
vatan:
yurt.
zaif:
zayıf, güçsüz.
zerre:
çok küçük parça.
zümre:
takım, grup.
Y
irmi
d
okuzuncu
m
ekTup
| 718 | Mektubat
1...,708,709,710,711,712,713,714,715,716,717 719,720,721,722,723,724,725,726,727,728,...1086
Powered by FlippingBook