Mektubat - page 879

Galib bin Bakıllânî, Cafer es-Serrâc, Ebu Talib bin Yusuf gibi âlimlerden hadis; Ebu Said Muharrimi, Ebu
Hattab gibi hukukçulardan fıkıh, Zekeriya-i Tebrizî gibi dilcilerden de dil ve edebiyat öğrenimi görür.
Kısa zamanda usul ve fürû ve mezhepler konusunda geniş bilgi sahibi olur ve Ebu’l-Hayr Muhammed
bin Müslim Debbas vasıtasıyla tasavvufa intisap eder. Bağdat’a gittiği zaman mensup olduğu Şafiî
mezhebini bırakarak mizacına daha uygun gelen Hanbeli mezhebine giren Abdülkadir-i Geylânî,
hayatının sonuna kadar her iki mezhebe göre fetva vermiş, ancak yaşadığı dönemde Hanbelilerin
imamı olmuş ve bundan dolayı kendisine “Muhyiddin” (dini ihya eden) ünvanı verilmiştir. Eserleri:
El-GunyeliTâlibîTariki’l-Hak,Fethu’r-Rabbânive’l-Feyzû’r-Rahmanî,Fütûhû’l-Gayb,Füyüzât-ı
RabbaniyeveEvrâdi’l-Kâdiriye,Mektûbat,Sırrû’l-EsrarveMazharü’lEnvar,Delâil,Sirâcü’l-Vehhâcfi
LeyletilMirac,Usûli’d-Din,Esmaü’l-Hüsnâ,Kitab-ıHamse-iGeylânî.
abDÜLMeCİD NuRSî:
Abdülmecid Ünlükul (Nursî) 1884-1967. Bediüzzaman’ın kardeşi, İşaratü’l-İ’caz
ve Mesnevi-i Nuriye’yi Arapçadan Türkçeye çeviren mütercim. Abdülmecid, 1884 yılında Bitlis’in Hizan
kazasının İsparit nahiyesine bağlı Nurs köyünde doğdu. İlk eğitimini burada aldı. Nurs köyünden sonra
Arvas’ta eğitimine devam etti. Buradan ayrıldıktan sonra (1900) Van’a gitti. Abdülmecid, Birinci Dünya
Savaşının başlaması üzerine Bediüzzaman’ın idaresinde savaşa katıldı. Abdülmecid, Rusların
hücumundan ve istilâsından kurtulan bazı akrabaları ile birlikte Van’dan ayrılarak Diyarbakır
üzerinden Şam’a gitti. Üç yıl burada kaldıktan sonra 1917 yılında Diyarbakır’a geri döndü. Abdülmecid
Diyarbakır’da bulunan askerî rüştiyede Arapça öğretmenliğini yaptı ve tekrar (1920) Van’a döndü.
Bediüzzaman’ın kendisine tevdi ettiği eserlerinden İşaratü’l-İ’caz ile Mesnevi-iNuriye’yi Arapçadan
Türkçeye tercüme etti. Bu eserlerden talebelerine dersler okuttu. Diğer taraftan hayatında çok büyük
iz bırakan evlât acısını burada tattı. Üniversitede okuyan ve gelmesini dört gözle beklediği oğlu
Fuad’ın vefat haberini aldı. Abdülmecid’i en çok sarsan olayların başında kuşkusuz, Bediüzzaman’ın
ebedî istirahatgâhında bile rahat bırakılmaması gelir. Vefatından birkaç ay geçtikten sonra, kendisine
zorla imzalattırılan bir yazıya dayanılarak Bediüzzaman’ın kabri açıldı ve naaşı bir gece Urfa’daki
mezarından alındı. Abdülmecid’in gözleri bağlı bir şekilde içinde bulunduğu bir uçakla taşınan naaş,
bilinmeyen bir yere götürülerek defnedildi. Bediüzzaman son buluşmalarında kardeşine, kendisinden
yedi yıl sonra öleceğini söylemişti. Nitekim de öyle oldu. 11 Haziran 1967 Cuma günü vefat etti.
abDÜLMuttaLİb:
Peygamberimizin dedesidir. Asıl adı Şeybe olan Abdülmuttalib Medine’de
doğdu. Babası Haşim, annesi Selma’dır. Henüz sekiz yaşında iken babası vefat etti. Bu hâdiseden sonra
annesi ile birlikte bir süre Medine’de kaldıysa da, amcası Muttalib tarafından Mekke’ye götürüldü.
Mekkeliler, onu Muttalib’in kölesi zannettiklerinden “Abdülmuttalib” (Muttalib’in kölesi) dediler. Bir
rivayete göre, Şeybe’yi Muttalib’in yanında görenler kim olduğunu sorduklarında, nazar değmesin
diye “kölemdir” dediği nakledilmektedir. Muttalib’in, kendi karısına da yeğenini kölesi olarak tanıttığı
rivayet edilmektedir. Bu tarihten sonra Şeybe adı yavaş yavaş unutularak Abdulmuttalib diye
anılmaya devam etti ve bu lâkapla meşhur oldu. Abdülmuttalib torunu ile ilgili başka müjdeli
hâdiselere de şahit oldu. Bir ara Kureyşlilerle birlikte Yemen’e gittikleri zaman, Seyf ibni Zîyezen
kafileyi yanına çağırarak onlara; “Hicaz’da bir çocuk dünyaya gelir. Onun iki omzu arasında hatem gibi
bir nişan var. İşte o çocuk umum insanlara imam olacak” dedi. Kafilenin huzurunda bunları
söyledikten sonra, gizlice Abdülmuttalib’in kulağına eğilerek, “O çocuğun ceddi de sensin” müjdesini
verdi. Bütün bunlardan sonra Abdülmuttalib daha da hassasiyet göstererek, kendisinden sonra da
torununa en iyi şekilde bakacak oğlunu tespit etti. Bu önemli vazifeyi, kendisinden sonra ifa etmek
üzere oğlu Ebu Talib’e havale etti. Abdülmuttalib, daha hayatta iken yapması gereken en önemli
görevi bu şekilde yerine getirdikten sonra, seksen iki yaşında Mekke’de vefat etti. Naaşı
Cennetü’l-Mualla’ya defnedildi. Vefatı, Mekke’de büyük bir üzüntüyle karşılandı. Uzun süre matem
tutan Mekkeliler dükkânlarını günlerce kapalı tuttular.
Mektubat | 879 |
ş
aHıS
B
ilgileri
1...,869,870,871,872,873,874,875,876,877,878 880,881,882,883,884,885,886,887,888,889,...1086
Powered by FlippingBook