Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 13 Ocak 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kariyer

Derdim dâvâm değilse dert kaliteli değildir

Her şeyin kalitesi olur da derdin kalitesi olmaz mı? Olur elbet. Dert ile musibeti karıştırmayalım. Musibet ayrı konu. Allah büyük musibetlerden korusun.

Bu yazımda ironik olmak veya kinaye yapmak istedim.

Derdin kalitesi üzerine kelâm edip kalem oynatalım.

Her şeyin kalitelisini ararız da derdin kalitelisini niye aramayalım? Arayan bulur.

Kaliteli dert; üzerinde düşünmeye, kafa yormaya, yorulmaya, zahmete, meşakkate değer olan dertler demektir. Çekilen zahmetin neticesi ne kadar zahmete değer ona bakmak lâzım.

Alacak verecek, çek-senet, borç, taksit, ev, eşya, giyeceklerde seçme zorluğu, boş zamanı nasıl geçireceğim dertleri kalitesi en düşük dertlerdendir. Aslında dünya zevkine ait her dert kalite ve standartların altında yer alır.

Derdin kalitelisi dâvânın büyüklüğü ve kalitesine bağlıdır. Bir insanın dâvâsı ve dâvâ kabul ettiği konular ne kadar insanı ilgilendirdiği ve hangi acil derdi içerdiği bakımından değer kazanır. İnsanların hayatını devam ettirmesi, açlık, yokluk, barınma gibi temel sorunlarını dert edinme konusu kaliteli dertlerdendir.

İnsanların sadece bu dünya hayatı ile sınırlı kalmayıp, ebedî hayatı ilgilendiren ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik, yani kutsî hizmetlere dair her mesele de kaliteli derttir.

İnsanların kendi dar dairesi dışında kademe kademe daireyi genişlettikçe inisiyatif alanı içinde sorumluluk üstlenmesi kaliteli dert edinmedir.

“İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” hadisinin kapsamına giren dertlerin sahibi olabilmek en büyük şereftir. Asıl kaliteli dert onlardır.

Minyeli Abdullah romanı ile ünlü olan değerli yazar Hekimoğlu İsmail bazı kitaplarının adını “Derdimi seviyorum” koymuştu. Özgün ve takdire şayan bir yaklaşım derdini sevmek.

Ancak dâvâsı olanlar derdini sevebilir.

Alev Alatlı Hanım bir TV programında “Aydınlarımızın niye etkinliği yok?” sorusuna “Aydınlarımızın dâvâsı yok” demişti.

Evet, aydınlarımız(!) değişime karşı tabuları savunmada askere selâm nasıl durulur talimi yapmaktan insanlığın ve bilimin sorunlarına eğilmeye fırsat bulamıyorlar. Dertleri yönetimle iyi geçinmek, etliye sütlüye karışmamak. “Aydın kişi, temsil ettiği ve düşüncenin yeryüzünde yegâne temsilcisi kendisi olsa dahi savunabilen kişidir” (Dr. Nadir Lâtif İslâm, Hürriyetin Alfabesi, Yeni Asya Yayınları 1977)

Dâvâ şuuru şevk ve motivasyon kaynağı

Derdimiz dâvâmız değilse dert daha büyüktür. Sıradan figüran olmak dünyanın imareti için sadece görüntü olmak gibi yaşamakla yaşamamak arasında farkı olmayan kalabalık demektir.

Yaşamanın göstergesi bir davanın derdi ile haşir neşir olmak. Sadece şöhret uğruna Afrika’nın bataklıklarında pahalı jeepleri ile yarış yapanlar kadar zahmete katlanmadıkça dâvâ sahibiyim demek, çok ucuz bir beyan olur.

“Bir insanın kıymeti hedef ittihaz ettiği şeylerin kıymeti nispetindedir”(Bediüzzaman Said Nursî, İşaretü'l İ’caz)

Gaye-yi hayal denilen, bugünkü terminoloji ile “Vizyon ve Misyon” olarak da ifade edilen kavramlar söylemleri süslemek değil eylemleri etkilemek olmalı.

Gerçekten dâvâsı olanların derdi kalitelidir. Tebrik etmek lâzım. Dünyevileşme midir veya başka sebepler mi kaliteli derdi olan insan kıtlığı var sanki. Muhammed İkbal’e atfedilen veya bir başka büyük insanlardan biri “Nice insanlar gördüm üstünde elbise yok, Nice elbiseler gördüm içinde insan yok” demiş. Marka elbise giyinenleri mi, içi marka olanları mı arayalım?

[email protected]

Dursun SİVRİ

13.01.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Başlıklar

  Aidiyet duygusu

  Bayramlık bir yıl/ömür

  İnsanlarımın estirdiği hava gibi

  Derdim dâvâm değilse dert kaliteli değildir

  YASEM AJANDASI


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004