Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 21 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Nimetullah AKAY

Bîtaraf olamayız



Yollar umumiyetle “iki” sayısıyla ifade edilmektedir. İyilik-kötülük, karanlık-aydınlık, iman-küfür, muhabbet-husûmet, doğruluk-yalan gibi... Örnekler çoğaltılabilir. Çoğu zaman iki ihtimalin dışında başka bir ihtimal bulunmamaktadır. Çünkü bunların arasındaki dere çok derindir. Onları bir arada bulundurmak mümkün değildir.

Evet yol ikidir. Yol ya bizleri Allah’a götürür veya da karanlıklar iklimine, anlamsızlıklar ülkesine götürür. İnanç nokta-i nazarından üçüncü bir ihtimal düşünmek mümkün olmuyor. Yani, bir insan iman ile küfür arasında tarafsız bir konumda olamaz.

Bir insan “Ben Allah’a ve Onun düşmanlarına aynı mesafede duruyorum” diyemez, dese de bu hüküm hiçbir şeyi ifade edemez. Çünkü bu kişi bu duruşuyla düşmanlar yanında yerini almıştır. İyilik işlememek, iyiliklerden yana olmamak, kötülüklerin yayılmasına yardım etmektir.

Cennet ile Cehennem arasında, tarafsız olanların gideceği bir yer bulunabilir mi? Allah insanlara, inanmakla inanmamak arasında ayrıca bir yol göstermemiştir. O zaman insanlar, iki tercihten birini seçmeleri gerekir. “Tarafsızlık taraf-ı muhalifi iltizamdır” hükmü gereğince, iman ile imansızlık arasında tarafsızlık, imansızlık hesabına geçer. Aynen bunun gibi iyilik ile kötülük arasındaki tarafsızlık da kötülük hesabına geçer.

Aydınlıkların olduğu yerde karanlıklar barınamaz. Aynı şekilde, bir söz biraz doğru, biraz da yalan olamaz. Çünkü doğru, yanında yalanı arkadaş olarak görmek istemez. Hadis-i Şerif hükmünce insanlar ya doğru söylemeli veya susmalıdırlar. Üçüncü bir ihtimal olan yalana hiç yer bırakılmamıştır.

Bunları, nerede olduğumuz konusunda bir nefis muhasebesine yol açmak için söylüyorum. Bulunduğumuz yeri, içinde yol aldığımız yolu, nefes aldığımız iklimi, istirahat ettiğimiz mekânı sorgulama ihtiyacı içinde olduğumuzu düşünüyorum.

Bizler ya Rabbimizi sevindiriyor, razı ediyoruz veya şeytanın yolunda gaflet içinde yürüyoruz. Bizler ya Allah dostlarını sevindiriyoruz ya da şeytanı zevkten dört köşe haline getiriyoruz. Dünya yaratılalıdan bu yana Kâinatın Yaratıcısına isyan etme cür’etinde bulunan şeytanlar insanları kendilerine çekmek için çaba sarf etmeye devam etmektedirler.

Hiçbir müfsid “Ben insanları fesada veriyorum” demez. Herkes yaptığının doğru olduğu iddiasındadır. O zaman ölçü insanların kendi ifadeleri olmayacaktır. İyilik ve kötülükleri birbirinden ayrıştıran bir mihenk taşı olmalıdır. Elimizde ölçü olarak kullanabileceğimiz kıstaslar olmalıdır.

Kâinatın yaratıcısı olan Rabbimiz, biz düşünen ve düşüncesiyle imtihana tabi tutulan insanlara elbette bir mihenk taşı, bir ölçü vermiştir. Bize cinsimizden bir rehberle, hakikatler manzumesi bir kitap göndermeden bizi imtihan etmezdi. Madem imtihana tabi tutuluyoruz, o halde ders çalışacağımız bir kitap ve kitaptan anlayamayacağımız hususlar konusunda bize yol gösterecek bir muallim gönderecekti.

İki ihtimalin doğru olanını bulmamıza yardımcı olacak Kur’ânımız ve Muallim-i Zîşan Muhammed Peygamberimiz (asm), yollarımızı aydınlatmaya her zaman hazırdırlar. Şaşmaz ve şaşırtmaz rehber, yanıltmaz hakikatler menbaı, insanlar için büyük bir şans. Dünyaları aydınlatan, hayatlara canlılık veren değerlerimize değer vermek ve karşısındaki düşmanlara da derslerini vermek için insan olmak gerekiyor.

Görevimiz, Hâlık-ı Kerim olan Rabbimizi razı etmek ve Onun düşmanlarını dost edinmemektir. Görevimiz, kendi kendimize sahip olmadığımızı kabul etmek ve bize verilen her şeyin emanet olduğunu görebilmektir. Emaneti, sahibinin izni dairesinde korumamız gerekir.

Bizleri emanete ihanet etmeye götürecek yollara yönelmemek ve yanlış yollara sürüklemek için çaba gösterenlerin düşman olduğunu anlamak için insan gibi yaşamaya azm etmek yeterlidir. Bir kere daha duruşumuzu kontrol etmemizde fayda vardır.

En çok nerelerdeyiz veya nerelere yakınız? İki tarafı da memnun etme, iki tarafı da küstürmeme gibi bir durumun, iman-küfür mücadelesinde yeri olmadığını tekrar hatırlamamız gerekir. Allah’ın rızasının olduğu yerde şeytanın sevinmeyeceğini, şeytanın sözünün geçtiği yerde de Allah’ın rızasının olmayacağını unutmamamız gerekir.

21.05.2007

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (15.05.2007) - Siyaset her şey değildir

  (14.05.2007) - Siyaset

  (08.05.2007) - Kafamızdaki bilgi kirliliği

  (07.05.2007) - Düşüncelerin ifade edilmesi

  (01.05.2007) - Bilmek ve yaşamak

  (30.04.2007) - Günahta devam niyetine musamaha olur mu?

  (24.04.2007) - Karanlıkların ötesi

  (23.04.2007) - Bugün yeni bir gün

  (17.04.2007) - Ayrı dünyalar

  (16.04.2007) - Hakimiyet kimin?

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004