"Gerçekten" haber verir 05 Temmuz 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Lahika

Âyet-i Kerime Meâli

Herkes, hayır olarak ne işlemiş, kötülük olarak ne işlemişse, kıyamet gününde hepsini önünde hazır bulur.

Âl-i İmran Sûresi: 30

05.07.2008


Kuvvet kanunda olmalı

Ey paşalar, zabitler! Cinayetlerime ceza ve şimdi suallerime de cevap isterim. İslâmiyet ise, insaniyet-i kübra ve şeriat ise, medeniyet-i fuzla (en faziletli medeniyet) olduğundan, âlem-i İslâmiyet, medîne-i fazıla-i Eflatuniye olmaya sezadır.

Birinci Sual: HAŞİYE Gazetelerin aldatmalarıyla meşrû bilerek buradaki görenek ve adete binaen cereyan-ı umûmîye kapılan safdillerin cezası nedir?

İkinci Sual: Bir insan yılan sûretine girse, yahut bir velî haydut kıyafetine girse, veyahut meşrûtiyet, istibdat şekline girse, ona taarruz edenlerin cezası nedir? Belki, hakîkaten onlar yılandırlar, haydutturlar ve istibdattırlar.

Üçüncü Sual: Acaba, müstebit, yalnız bir şahıs mı olur? Müteaddit şahıslar müstebit olmaz mı? Bence, kuvvet kanunda olmalı; yoksa, istibdat münkasım olmuş olur ve komitecilikle tam şiddetlenir.

Dördüncü Sual: Bir masumu îdam etmek mi, yoksa on caniyi affetmek mi daha zarardır?

Beşinci Sual: Maddî tazyikler, ehl-i meslek ve fikre galebe etmediği gibi, daha ziyade nifak ve tefrika vermez mi?

Altıncı Sual: Bir maden-i hayat-ı içtimaiyemiz olan ittihad-ı millet; ref-i imtiyazdan başka ne ile olur?

Yedinci Sual: Müsavatı ihlâl ve yalnız bazılara tahsis ve haklarında kanunu tamamıyla tatbik etmek, zahiren adalet iken, bir cihette acaba müsavatsızlıkla zulüm ve garaz olmaz mı? Hem de tebrie ve tahliye ile masumiyetleri tebeyyün eden ekser mahpusînin belki yüzde sekseni masum iken, acaba ekseriyet nokta-i nazarında bu hal hükümferma olsa, garaz ve fikr-i intikam olmaz mı? Dîvan-ı Harbe diyeceğim yok; ihbar edenler düşünsünler!

Sekizinci Sual: Bir fırka kendisine bir imtiyaz taksa, herkesin en hassas nokta-i asabiyesine daima dokundura dokundura zorla herkesi meşrûtiyete muhalif gibi gösterse ve herkes de onların kendilerine taktığı ism-i meşrûtiyet altında olan muannid istibdada ilişmiş ise, acaba kabahat kimdedir?

Dokuzuncu Sual: Acaba, bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibahe etse, sonra da zayiat vukù bulsa; kabahat kimdedir?

Onuncu Sual: Fikir ve söz hürriyeti verilse, sonra da muaheze olunsa; acaba, bîçare milleti ateşe atmak için bir plan olmaz mı? Böyle olmasa idi, başka bahaneyle mevki-i tatbike konulacağı hayale gelmez mi idi?

On Birinci Sual: Herkes meşrûtiyete yemin ediyor. Halbuki, ya müsemma-i meşrûtiyete kendi muhalif veya muhalefet edenlere karşı sükût etse, acaba kefaret-i yemin vermek lâzım gelmez mi? Ve millet yalancı olmaz mı? Ve masum olan efkâr-ı umûmiye; yalancı, bunak ve gayr-i mümeyyiz addolunmaz mı?

Elhâsıl: Şedid bir istibdat ve tahakküm, cehalet cihetiyle şimdi hükümfermadır; güya istibdat ve hafiyelik tenasüh etmiş. Ve maksat da Sultan Abdülhamid’den istirdad-ı hürriyet değilmiş, belki hafif ve az istibdadı şiddetli ve kesretli yapmakmış!

Yarım Sual: Nazik ve zayıf bir vücut ki, sivrisineklerin ve arıların ısırmasına tahammül edemediği için, gayet telâş ve zahmetle onları def’e çalışırken, biri çıksa dese ki: “Maksadı sivrisinekleri, arıları defetmek değil, belki büyük arslanı ikaz edip kendine musallat etmek ister.” Acaba, böyle demekle hangi ahmağı kandıracaktır?

Haşiye: Bu suâller kırk-elli masum mahpusun tahliyesine sebep oldu.

Tarihçe-i Hayat, s. 65-66

istibdat: Baskı, diktatörlük.

tahakküm: Hükmetme, zorbalık etme.

hükümferma: Hüküm süren.

istirdad-ı hürriyet: Hürriyeti geri isteme.

insaniyet-i kübra: En büyük insaniyet.

medîne-i fazıla-i Eflatuniye: Eflâtun’un felsefesinde târif ettiği, ancak hayalde mümkün olabilen fazîlet şehri.

münkasım: Kısımlara ayrılmış.

maden-i hayat-ı içtimaiye: Sosyal hayatın kaynağı.

ref-i imtiyaz: Ayrıcalığı, imtiyazı kaldırma.

05.07.2008


Şuhur-u selâse

Aziz milletimiz tarafından “üç aylar” olarak isimlendirilen Recep, Şaban ve Ramazan aylarını Üstad Hazretleri, “şuhur-u selâse” diye tesmiye ediyor. Zaten bu ifadeyi de, risâleleri tanıdıktan sonra ondan öğrendik. Ve çok orijinal, kulağa hoş gelen bir tâbir. Aslında üç ayların Arapçası bu “şuhur-u selâse” tâbiri.

Gerçekten, milletimiz tarafından çok değer verilen bir zaman dilimidir senenin dörtte birlik bu kısmı. Tâ çocukluğumdan beri bilirim o ayların mübarekliğini. Rahmetli anneannemin üç aylar orucu tutuşunu hatırlarım. Tabiî ayların faziletini bildiklerinden böyle yapıyorlardı. Hz. Peygamber (asm) buyuruyor ya; “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan da ümmetimin ayıdır” diye. İşte milletimiz de fazilet ve kıymetinden dolayı bu ayları dolu dolu, sevaplı geçirmek istiyor.

Gerek bu üç aylar olsun, gerekse üç ayların içindeki leyâli-i meşhûre (yine Üstadımızdan öğrendiğimiz tâbir), yani meşhur geceler, yine milletimizin “kandil geceleri” dediği bu mübarek vakitler; ya âyet-i kerime ya da hadis-i şeriflerde bahsedilmiştir. Meselâ, Kadir Gecesi ile ilgili başlı başına tek bir sûre nâzil olmuştur. Biz de, ecdadımıza lâyık olmaya çalışan evlâtlar olarak, aynen onlar gibi bu mübarek gün ve geceleri, dolu dolu geçirmeliyiz. Oruç tutup, namaz kılıp, Kur’ân okumalıyız.

Bu üç aylar ve mübarek gecelerle ilgili bir çok eserde bahisler var. Misâl olarak, Yeni Asya Neşriyat tarafından neşredilen, Kâzım Güleçyüz’ün kitabını tavsiye edebiliriz.

Bizim burada dikkat çekmek istediğimiz nokta, özellikle oruç başta olmak üzere, diğer ibadetlerdir. Peki iyi de, bu çok sıcak günlerde nasıl oruç tutacağız? Nefse ağır geliyor, nefis kaçıyor ya... İşte ona, Hz. Ali’nin (ra) söylediğine kulak vermesini hatırlatacağız.

Hz. Ali’ye (ra) sormuşlar: “En çok neyi seversin?” O da demiş ki: “Yazın uzun sıcak günlerinde oruç tutmayı.”

Vallâhi, hasılât mevsiminin kat kat sevabının olduğu günlerdeyiz. Nefse aldanarak bu sevaplardan mahrum kalmayalım. Malûmunuz, bu ay içerisinde bulunan mübarek gün ve gecelerde; bire on, yüz, binler, hatta Kadir Gecesinde seksen üç senelik bir ibadeti kazandıracak sevap vardır.

Hem, oruç tutanlarca sabittir ki, sâir zamanda açlık ve susuzluğa tahammül edilemezken, oruçlu kimseye Cenâb-ı Hak sabır veriyor, öyle fazla sıkıntı da çekilmiyor. Zaten bizler inşaallah, elemi gidip lezzeti kalan şeylere talip olduğumuzdan, bunlarda da aynı şeyleri düşüneceğiz.

Cenâb-ı Hak, hepimizi, emrine mutî olup nehyinden kaçınarak tam bir ibadet şuurunda olan kullarından eylesin.

Şuhur-u selâseniz mübarek olsun.

Osman ZENGİN

05.07.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Gezi Eki Pdf
© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır