"Gerçekten" haber verir 19 Temmuz 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

 

Demokrasi sağlıksız bir alışkanlık değildir

Murat Yetkin, Radikal’deki dünkü yazısında 2001 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst düzey komuta kademesinden gelen bir müdahaleyi ayrıntılarıyla anlattı. Daha önce köşesinde yazdığı, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’in anlatımıyla güncel hale gelen ‘Ecevit çekilsin’ baskısının detayları okununca, ülkemizdeki asker-siyaset ilişkisinin boyutları bütün çıplaklığıyla görülüyor.

Bülent Ecevit, askerlerin de sonradan çok beğenmeye başladığı saygın bir siyasetçi. Şeriatçı da değil, komünist de, bölücü de. ‘Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü’ konusunda laiklerin, devletçilerin en güveneceği isimlerden birisi.

Murat Yetkin 2001 yılında Ecevit’in görevinden ayrılması konusunda askerlerin baskı yaptıklarını, gün, yer göstererek, isim vererek gözler önüne seriyor.

Başbakan Bülent Ecevit’in yardımcısı Hüsamettin Özkan’a, “Sen onun yerine geç” diyorlar. Olay daha da ileri boyutlara ulaşıyor, Murat Yetkin ve Hüsamettin Özkan, Bülent Ecevit’e kendisi hakkındaki müdahale girişimleri aktarıyorlar.

Bülent Ecevit Başbakan ve emrindeki komutanlar onu görevden uzaklaştırmak

istiyorlar. Ecevit bunu öğreniyor ve bütün bu komployu sessizce izliyor. Elinden bir şey gelmiyor. Daha önce yaşadıklarına bakarak belki de bunu doğal karşılıyor.

***

Murat Yetkin’in anlattığı öykü somut bir öykü. Demokratik bir ülkede böyle bir şey olur mu? Olursa ve Başbakan bunu öğrenirse ne olur? Bütün bu komutanlar en hafifinden hemen emekliye sevk edilirler. Büyük bir olasılıkla da yargılanırlar.

Bizde bu durum normal karşılanıyor. Askerin siyasete bu kadar karışmasını siyasetçiler bile tepki göstermeden kabulleniyorlar.

Murat olayı aktardıktan sonra şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: “Ancak 2001 güzünde yaşananların belki bir hükümet darbesi şiddetinde olmasa da başbakanı çekilmeye zorlama şeklinde ortaya çıkan bir siyasete müdahale olduğunu söylemek mümkün.”

***

Ergenekon operasyonunu bazı çevrelerin ‘üzüntüyle’ izlemesi, işte böyle bir alışkanlığın ürünü. Askerin siyasete müdahale etmesini dünyanın en doğal şeyi olarak algılamaya alışmışız.

‘Türkiye çok özel bir ülke’ diye demokrasi dışı müdahaleleri savunmaya başladınız mı, nerede duracağınız belli olmaz. Bir gün kendinizi darbe girişiminin içinde bile bulabilirsiniz. Ya da darbecileri beklerken...

***

Ergenekon soruşturmasının derinleştirilmesi, darbecilerden, katillerden hesap sorulması yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır. Bu yeni döneme geçiş, siyaset-asker ilişkisinin de normalleşmesi için bir yol açacaktır. Askerin siyaset dışında kalmaya alışması için bir sivil uzlaşmaya ihtiyaç var.

Evet, insanın gençliğinden itibaren edindiği alışkanlıklarından vazgeçmesi kolay değil. Gençliğinde kazanamadığı bazı alışkanlıkları da (mesela demokrasi) sonradan kazanması kolay değil. Ama alışkanlıkların değiştirilmesi bazen şart olabiliyor. Demokrasiyi sigara gibi bir ‘sağlıksız alışkanlık’, siyasete müdahale etmeyi ise bir ‘iyi alışkanlık’ olarak görenler, alışkanlıklarını değiştirmek zorundalar.

Şimdi AKP’ye kızıp Ergenekoncuları savunmaya bahane arayanların 2001 yılında Ecevit’in de iktidardan indirilmek istendiği görmeleri gerekiyor. Ecevit şeriatçı mıydı?

2001 yılındaki müdahale, Ergenekon’la karşılaştırıldığında daha masum görünebilir. Ama unutmayalım ki, kendisinde bu gücü ve hakkı gören bazı askerler, başka koşullarda başka şeyler de yapabileceklerine inanmaya başlayabilirler.

Ergenekoncular da sonuç olarak ‘memleketi kurtarma’ inancı ya da gerekçesiyle yapmışlar bütün bunları...

Özü itibarıyla arada bir fark olduğunu sanmıyorum...

Ergekon davası, asker-siyaset ilişkisinde yeni bir sorgulama dönemine imkân verecektir...

Radikal, 18 Temmuz 2008

Oral Çalışlar

19.07.2008


 

Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik ama...

Türkiye’de siyasal yaşamın büyük bir tekrardan oluştuğunu görmemek imkansız.

Dünya değişiyor, global ekonomi ve siyasette öncelikli konular farklılaşıyor... Ama biz hala, 1920’lerin, 30’ların gündem maddeleri üzerinde çeşitlemeler yapıyoruz.

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan İsmet İnönü’nün “Defterler”ine takıldım dün yine.

Bu notlarda dönemin Başbakanı İsmet Paşa, gündemindeki sorunları bazen bir kelime, bazen bir cümle ile deftere yazmış.

1925 yılına ait bir sayfadaki notları bazı satır başları ile aktarayım.

Ne söylemek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

İşte 1925’te Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’nın güncesindeki bazı notlar.

- Dersim intizar vaziyetinde

- Van’a top iştial ettik. Eşkıyaya cibalde taarruz. Hınıs’a teveccüh ettiler. Burada da vaziyet şüpheli. Diyarbakır’da harekat 27’de başladı

- Teşkilat-Esasiye

- Islahat yapacağız

- Rauf Bey’in “Cumhuriyet tehlikede değil” sözüne cevap

- Asilerle hayli müsademeler oldu

- Dağlara çekildiler, takip ediyoruz

- Tedabir-i ıslahıye takip edeceğiz

- Propaganda

- Tedabiri muvafık görüyorum. Fakat bugünkü şey tabii halde zuhurunda fırkamızın da kabahati vardır diyor

- Mesela bazı mıntıkalarda medreseler kapatıldı, hafızlar men edildi. Şimdi bazı kimseler çıkar, “Din elden gidiyor” derseler elbette ihtilal olmaz mı? Ben medreseler açılsın demiyorum, fakat mektep açalım

- Hazır: Salahiyet Kanunu

- İki İstiklal mahkemesi

- Para

- Siyasi fırkaları mücadeleden tatil etme kararı

- Beyanname: Millete, orduya (iki ayrı adet)

- Tedbirler a) Siyaset-i dahiliye münakaşası memnu

a) Matbuatla, fırkai siyasiye ile

b) Her iki fırkanın iki sene müddetle tatili faaliyetine

c) Üç İstiklal Mahkemesi (İdam Salahiyetli)

- İrtica ve isyana karşı reisicumhura salahiyet. Şarkta büyük vilayetler ihdası

Hep o şarkı mı?

Evet... İsmet İnönü’nün 1925’te tuttuğu bazı notlar bunlar.

Bugün bir başka birisi not tutsa, konular farklı mı olurdu?

Gelelim 1927-28 notlarına:

- Naci Paşa: Hırsızlık

- Zaruret: Bir prensibin ifadesi

- İsraf: Kadınların israfı her şeyde var

- Torbalı kaymakamı hırsız

- Bayezit valisi hırsız

- Defterdar da hırsız

- Şekavet var

- Genç müddeiumumisi ile jandarma komutanı arasındaki hadise

- Bitlis askeri hastanesi pek fena

- Mersin valisi hırsız

Bu “Defterler”i herkesin okumasını öneriyorum.

Son olarak 1929 yılı Şubat’ından bir notu aktarayım.

- Gündüz akşama doğru evinde, yatak odasında Gazi ile dahili durumu görüştük. Aleyhimizde çalışma var: gizli; teşkilat belli değil. Orduyu korumak lazım. Çaresi “Takriri Sükun Kanunu”nu yenilememek. Kendisi bu kararda, yeni bir mücadelenin göze alınmasından tarafa. Hararetle tebrik ettim. Şaşkın bir halde memnun...

Güneydoğu’daki durum, yolsuzluk iddiaları, muhalefet ve basınla tatsız ilişkiler, partilerin kapatılması, gizli örgüt iddiaları ve ordunun özel konumu...

Ne dersiniz?

Çok mu değişmişiz?

Sabah, 18 Temmuz 2008

Mehmet Barlas

19.07.2008


 

Darbe araştırması

ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, DTP grubunun desteğiyle, “darbe” iddialarının TBMM tarafından araştırılmasını isteyen önergeyi başkanlığa sundu.

1960’tan bu yana askeri müdahale ve muhtıralarla demokrasinin her on yılda bir kesintiye uğratıldığı ülkemizde, böyle bir önergeye iktidar-muhalefet demeden Parlamento’nun tümüyle katılması beklenirdi. Türkiye aylardır “Ergenekon soruşturması” ve “Darbe günlükleri” ile çalkalanıyor olmasa, Uras’ın girişimi “Meclis’te darbe araştırmasının zamanı mı?” diye marjinal bulunabilirdi. İktidar ve ana muhalefet liderlerinin kendilerini “Ergenekon’un savcısı ve avukatı yerine koydukları”, toplumu derinden sarsan olayları basit polemiklerle gerçek yörüngesinden saptırmaya çalıştıkları bir ortamda “bağımsız” bir milletvekilinin çıkıp Meclis araştırması istemesi cesaret vericidir. CHP ve AKP’den tek bir milletvekili bile önergeyi imzalamamış! İktidar sözcüleri, konu “yargıya” intikal ettiği gerekçesiyle topu taca atıyorlar.

Ufuk Uras ise, TBMM’de darbelerle ilgili bir komisyon kurulması halinde, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılarak 12 Eylülcülere yargı yolu açılabileceği gibi, müdahalelere zemin hazırlayan Silahlı Kuvvetler İç Hizmetler Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinin değiştirilebileceği düşüncesinde:

“*Türkiye’de geçtiğimiz yıllardaki darbe hazırlığı iddialarının doğru olup olmadığının araştırılması için;

*Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün 7 Nisan 2007 tarihli Milliyet’in manşetinden yayımlanan demecinde “İddia edilen, ortaya atılan niyetleri, gayretleri biliyoruz. Basında çıkmadan önce biliyorduk. Bunlar, devlette bilmesi gereken yerlere bildirilmiştir. Bilmesi gerekenlerin bilgisi vardır. Zaten savcılar da gereğini yaparlar” ifadesindeki, “bilmesi gereken yerler”in neyi bildiklerinin ve “gereğini yapıp” yapmadıklarının araştırılması için;

*Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Anadolu Ajansı’na “Şimdi ne desem ateşe benzin dökmek olur. Böyle şeyler zamanı gelince açıklanır. Belki ben açıklarım, belki başkaları açıklar” ifadesindeki, “açıklanması gerekenler”in neler olduğunun araştırılması için;

*Emniyet tarafından hazırlandığı iddia edilen teknik rapordaki, darbe günlüklerinin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığının kesin bir biçimde kanıtlandığı savlarının doğru olup olmadığının araştırılması; kamuoyunda oluşan şüphe ve endişelerin dağıtılması, haklarında kuşku bulunan kişilerin durumlarının aydınlığa kavuşturulması için Anayasamızın 98, İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.“

Uras’ın 22 imzalı önergesi tutanaklara geçmekle kalmamalı, Meclis Araştırması açılmalı.

Milliyet, 18 Temmuz 2008

Derya Sazak

19.07.2008


 

Siyasî süngü savaşları…

Genar, siyasi gündem çalışmalarıyla tanınan deneyimli bir araştırma şirketi. Son olarak, 7 ile 17 Temmuz tarihleri arasında 14 il, 47 ilçede 2020 kişiyle yüz yüze görüşmeler yapmış. Sonuçlar, “2008 2. çeyrek Türkiye Toplum-Siyaset Araştırması” başlığıyla açıklandı.

Araştırmanın çeşitli alanlardaki bulgularını gazetenin sayfalarında okuyacaksınız…

Biz bunlar arasından özellikle bir tanesine, Ergenekon meselesinin kamuoyu tarafından nasıl algılandığına değinelim.

Araştırma raporunu birlikte okuyalım:

“Türk toplumunun yaklaşık % 61’i Ergenekon oluşumunun çıkar amaçlı suç örgütü olduğunu, %57’si ise darbe yapmak için bir araya gelmiş bir oluşum olduğunu düşünmektedir…”

“Ergenekon siyasi bir operasyondur” önermesine “hayır” diyenlerin oranı yüzde 65’tir…

“Rejimi koruma amaçlı kurulmuş bir oluşumdur” önermesine “hayır” diyenlerin oranı yüzde 74’tür…

“Vatansever bir oluşumdur” önermesine “hayır” diyenlerin oranı yüzde 77,3’tür…

Ergenekon soruşturmasının tercümesi, “siyasi temizlik” ise, soruşturma aynı zamanda “siyasi şeffaflaşma”ya yol veriyorsa ve verecekse, kamuoyunun bu konudaki kanısının son derece önemli ve belirleyici olduğu açıktır. Önümüzdeki dönemde siyaset bu kanı tarafından yönlendirilecek, siyasi dengeler bu kanı etrafında üreyecektir.

Bulgular sevindirici.

Türk toplumunun değişme arzusunu görmek insana umut veriyor.

Şöyle demiştik, dün:

“Ergenekon davası, iktidar kavgalarının ve arkasındaki asıl dinamiğe, başka bir deyişle sivilleşme ve demokratikleşmeye doğru hamle yapan bir Türkiye’ye gönderme yapmaktadır. Elbet yol uzundur… Elbet karşı hamleler gelecektir… Ancak dünyanın hiçbir yerinde hiçbir toplum böyle bir davaya karşı durmamıştır…”

Bizde de oluyor ve olacak…

Bununla birlikte Ergenekon davasına hem “yakın” hem “uzak” açıyla bakmak gerektiğini biliyoruz…

Uzak açı “değişime ilişkin çatışmalar”a ve “demokrasinin doğum sancıları”na işaret ediyor.

Bu açıdan ufuk berrak…

Yakın açı ise siyaset-devlet alanında yaşanan “siyasi süngü savaşları”nı gösteriyor.

Bu açıdan ise resim henüz fulu ve ortada “yanıtlanması gereken pek çok soru” var…

Örneğin: Yaşanmakta olan ordu içindeki ulusalcı ekibin tasfiyesinden mi ibarettir yoksa gelişmeler asker-sivil ilişkilerinin özünü etkileyecek bir şekilde mi evrilmektedir?

Bu bir sivilleşme dalgası mıdır yoksa geri dönüşlü kaba bir çatışma hali mi söz konusudur?

Ya da bunların hemen hepsi, biraz da kaotik bir biçimde bir arada mı yaşanmaktadır?

Kabul edilelim ki son dönemdeki gelişmeler, hukuki sürecin dışındaki adımlar, örneğin Hilmi Özkök’ün çıkışları, ordudaki Avrasyacı grubun tasfiyesi imajını güçlendirmiştir.

Bu imaja göre hesaba çekilen ordu ya da ordunun siyasi rolü değil, ordu içindeki “kaçak siyasi akımlar”dır; bu akımlar ordudan ayrıştırılarak dışarı püstürtülmektedir.

Bu imaj ordunun askeri ve siyasi meşruiyetini korumakta ve muhtemelen komuta kademesini oldukça rahatlatmaktadır.

Kurumlar arası gerginliğin kontrollu seyretmesi açısından bu gelişme bir tabiileşme unsuru sayılabilir. Ancak, tüm bunlara karşın Ergenekon soruşturmasının ordunun sistem içindeki siyasi ve kurumsal rolünü etkileyip etkilemeyeceği, Silahlı Kuvvetler’in devlet içindeki özerk alanına temas edip etmeyeceği temel soru olarak hâlâ ortadadır.

Ve bu durum önümüzdeki siyasi gelişme ve gerginliklerin ana unsurunu oluşturacaktır…

Vesayetçi rejim örselenecek midir yoksa tasfiye fikri üzerinden kendisini olup bitenden ayrıştıracak ve pekişecek midir?

Bu soruya ilk yanıtı kapatma davası verecek…

Yeni Şafak, 18 Temmuz 2008

Ali Bayramoğlu

19.07.2008

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün haberler

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır