"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seçilmiş olan ehiller...

Adil Özbakır
15 Mayıs 2018, Salı
Bediüzzaman Hazretleri İhlas Risalesi’nde bu hakikate şöylece işaret etmektedir:

“Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid’alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde gayet ağır ve büyük ve umumi ve kudsi bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’an’iye omzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş.”

Bu ifadelerden de anlaşıldığı üzere, Cenab-ı Hak dilediği kulunu, dilediği makam için seçer ve vazifelendirir. Mutlak adalet sahibi olan Allah (c.c) seçer mi? Kulları arasında ayırım yapmış ve adaletsizce davranmış olmaz mı?

Aslında seçilmiş olanların kimler olduğu ve bu seçmekte herhangi bir adaletsizlik olmadığı takip eden şu cümle ile daha da net anlaşılmakta, “Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz”  cümlesinden başlayarak okumak, seçilmiş olanlar kimler olduğunu, ihsan-ı İlahî olarak vazifenin kimlerin omuzlarına konmuş bulunduğunu anlayabilmek adına en doğru olanıdır aslında. Yani ihlası kazanmış olanlardır omuzlarına iman ve Kur’an hizmeti konmuş olanlar. Bâki olan Allah için işlemek vazife yapmak mânalarına gelen ihlasın, amelleri sonsuz ile çarpmak gibi nihayetsiz bir kuvveti olmasındandır ki seçilmiş olmanın şartlarındandır.

Risale-i Nur ihlasın bu nihayetsiz kıymetine şöylece işaret eder.

“Bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır.”

Evet, Cenab-ı Hak mutlak adalet sahibidir, kullarının birini diğerinden ayırıp adaletsizce davranmaz elbette. Geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı aynı anda gördüğünden, kimlerin verilen vazifeyi hakkıyla ifa edeceğini ve o ağır yükleri sabırla metanetle nihayetsiz bir fedakârlıkla taşıyacağını ve ihlası kazanacağını bilir seçer. Bir hak ediş vardır ve mutlak adaletin gereği olarak da vazife bir nimet olarak en çok hak edenlere verilir. İşte bu nedenle seçilmiş olabilmek için ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve Kainat Sahibi’nin (c.c) en sevgili kulu bulunan Efendimiz (a.s.m) bütün hayatıyla bu makama en layık Zat (a.s.m) ve Allah’ın (c.c) Mutlak Adalet sahibi olduğunu tüm insanlığa ispat etmiştir. Hak edişin en parlak delili Efendimiz (a.s.m)’dir.

Bu hak ediş ve en lâyık oluş Risale-i Nur’da şöyle beyan edilir:

“Risalete inkılâp eden Velâyet-i Ahmediye (asm) bütün velâyetlerin fevkindedir.” 

Evet en çok sevilen en yakın olan idi… Aynı zamanda, Cenab-ı Hakk’ın iradesiyle seçmiş olduklarının, ekseriyetin yapmaktan kaçındığı ve taşımaya güç yetiremediği vazifeleri lâyıkıyla yerine getirmiş olmaları da, sair insanlarca mutlak adalete yönelebilecek tüm itirazları kökünden keser, “Niye ben değil de o” demenin isyandan kaynaklı bir düşmanlık olduğunu ispat eder.

El hasıl; Cenab-ı Hakk’ın bir ihsanı olan vazifedar tayin edilmek ihlas ile bağlıdır. İhlas ise Kur’an’ın tüm hakikatlerini nihayetsiz bir fedakârlıkla muhafazaya çalışmak, Allah (c.c) için işlemek vazife yapmaktır.

Okunma Sayısı: 1490
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı