"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Münafıkların çoğalmasından kimler sorumlu?

Ahmet BATTAL
05 Ağustos 2017, Cumartesi
Hep yazıyoruz, yine yazalım: Beğenemediğimiz Batıda dinî veya siyasî anlamda münafık var mı? Yok denecek kadar az.

(Batıda özgürlükler, hatta fazla abartılmış ki bazı insanlar cinsel tercihler alanında yanlışa düşmüşler. Her neyse...)

Birilerinin her şeyiyle kötüleyip reddetmeye kalktığı Batıda insanların münafıklığa yönelmemesinin sebebi nedir (bilelim ki biz de öyle olalım)?

Cevap basit: Çünkü özgürlükler yeterli. Ve devletler münafık üretecek bir rejim takip etmiyor. İnsanlar da “...mış” gibi yapmaya ihtiyaç duymuyorlar. Ne iseler öyle görünüyorlar. Oldukları gibi görünüyorlar ve göründükleri gibi oluyorlar.

Meselâ, Batıda filanca cemaate/ tarikata/ derneğe üye olmak ya da falanca dine/ mezhebe bağlı olmak toplum ve devlet katlarında prim yapmıyor. Hangi ideolojiye/ siyasete ya da kültüre/ ırka mensup olduğunuzun seçmen için de devlet için de çoğu zaman bir önemi yok. Devlet ideolojik tercihinizi yasaklamıyor, ama bununla ilgilenmiyor da.

Batıda devlet için ve vatandaş için memurun işini doğru yapıp yapmadığı önemli. Tercihler genellikle liyakat esasına göre yapılıyor.

Bu yüzden Avrupa’daki dindarlar “ya git ve tekrar gelme veya kal ve artık gitme” şeklinde bir tercihle karşı karşıya bırakılsalar, çoğu, kendi Müslüman ülkelerine dönmeyi değil orada kalmayı tercih eder.

Bizde ise devlet vatandaşını (ve hatta yabancıyı) “...mış gibi” yapmaya zorluyor. Din/ mezhep/ cemaat dayatıyor.

Bizde devlet, vatandaşına sıkı ideolojiyi, yani “izmlerden bir izm”e tabiymiş “gibi yapmayı” ya da gevşek ideolojiyi yani partilerden bir partiye mensup “gibi görünmeyi” emrediyor.

Meselâ, şurada çok değil on beş yirmi sene önce devlet katlarında işi olan, yakasına neredeyse at nalı büyüklüğünde bir rozet takarak giderdi. Kemalist ya da Atatürkçü olmak prim yapıyordu. Şimdilerde ise işi düşenler parmağında tuğralı yüzük olmadan devlet dairesine girmemeye çalışıyor.

Öte yandan savaş çığlıkları ve “sürekli savaş halindeyiz” paranoyaları insanımızı “...mış” gibi yapmaya zorluyor. Bürokratlar ne kadar çok düşman üretebilirse o kadar “iyi adam” oluyor. Gazeteciler ne kadar çok “suçlu” jurnalleyebilirse uçaktaki masanın baş ucuna o kadar yakın oturabiliyor vs. vs...

Bunları bilen herkes de “...mış gibi” yaparak jurnalcilerin şerrinden kurtulmaya çalışıyor.

Dik duran pek az. Hiç diklenmemiş olup sadece dik durmakla yetinene bile “sen kim oluyorsun da ağamıza dikleniyorsun” diye efelenen Dik’lerden geçilmiyor.

Sohbet ortamında muhatabımız bizi “cemaat eksperi” sanarak soruyor: “Son zamanlarda iyice meşhur oldular. Haberlerde sürekli görünüyorlar. Bu ... Vakfı ne ayak?”

Aslında cevap sorunun içindeki ses tonunda: Ne ayak!

Yani demek istiyor ki “ne zaman kokacak bu ayak?”

Biz de hatıra ve gözlemle cevap veriyoruz:

İki bin on dörtten önceki sekiz on yıl içinde genç hukukçular Zekeriya Öz gibi bir hâkim-savcı olmak istiyorlarsa hükümetçe makbul sayılan vakıf üniversitelerine ve makbul cemaatin hâkimlik sınavına hazırlama evlerine gidiyorlardı.

Şimdi o üniversiteler kapatıldı ve “o cemaatin” hâkimliğe hazırlama evleri de suç delili(!) sayıldı.

Ama iki bin on dörtten bu yana başka cemaatler türedi, büyüdü ve yeni başka cemaatlerce Ankara’da çok sayıda hâkimliğe hazırlama evleri açıldı.

Kırmızı plakalı makam araçları üç-dört sene öncesine kadar bilhassa “makbul bir cemaat”in organizasyonlarına katılıyorlardı. Şimdilerde de başka bir iki makbul cemaatin kapısında duruyorlar.

Devlet kendisini fırsatçı cemaatlerden ve tarikatlardan kurtaramadı. Kurtarmaya da çalışmıyor. Zayıf vatandaş da çoğunlukla devleti kendi sınırına çekmeye gayret etmek yerine bu fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.

Düşman düşmanı, nifak nifakı besliyor.

Besleniyorlar yani. Aksırıp tıksırmaları yetmez, çatlasınlar!

Samimî milletin iki eli günü geldiğinde nasıl olsa o münafıkçıların yakalarında olacak...

Okunma Sayısı: 3541
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    5.8.2017 11:19:00

    Hakim zihniyetleri,bukalemun gibi renkten renge girenleri,uydum hazır olan imama Allah'u Ekber deyip,körü körüne tabi olanları,ideolojik baskıları, munafık üreten baskıcı tavırları anlatan mükemmel bir yazı...Kamil manada hürriyet,fikir ve düşünce serbestliği sağlanmadıkça bu hal böyle sürüp gidecektir. Bunun çaresi eğitimdir. Akılla, kalbi tam ışıklandıran bir eğitim sistemi...Cehaletin karanlık dehlizlerinden ilim ve irfanın geniş ve parlak sahrasına ancak eğitimle çıkılabilir.Evet cehalete karşı;M A R İ F E T...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı