"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Murakabenin gözünü kör etmeyelim!

Ahmet BATTAL
16 Mart 2017, Perşembe
Anayasa değişikliği ile devlette denge-denetim sürüyor mu, gelişiyor mu, kalkıyor mu? Bugün de konuya yasama kuvveti ve kuvvetler ayrılığı yönünden bakalım.

Yürürlükteki sistem şöyle: 

Millet bir seçimle doğrudan cumhurbaşkanını seçiyor. Devleti temsil edecek birinci adam için millî irade böylece tecelli ediyor. 

Aynı millet diğer bir günde de iktidar olmasını istediği partiyi, yani milletvekillerini ve dolayısıyla hükümeti seçiyor. Yasa yapacak ve hükümet oluşturacak olan iki kuvvet de millî iradenin tecellisiyle bu şekilde ortaya çıkıyor.

Birileri bu mevcut sisteme “vesayet rejimi” diyor. İkisi de seçimle gelen ve birbirini denetleyecek olan iki ayrı iradeden oluşan mevcut rejim neden “vesayet rejimi” olsun ki? Her neyse…

Getirilmek istenen sistem nasıl?

Yeni sistem yasama ile yürütmeyi güya yine ayırıyor, ama aslında tam olarak birleştiriyor. 

Öncelikle iki seçim aynı gün yapılacak. 

Ön seçim mecburiyeti yok. Dar bölge sistemi de yok. 

Milletvekili listelerini parti genel başkanları hazırlayacak. 

Cumhurbaşkanı seçilen parti genel başkanı partisinin listesini de yaptığı için meclis çoğunluğu cumhurbaşkanınca belirlenmiş olacak. 

Sonuç çok net: Yasama yürütmeye tabi olacak. 

Hâlbuki gerçek demokraside yasama daima üstündür. Yürütme ve yargı yasamaya tâbidir. Zira hukuk devleti, önce “kanun devleti”dir. Kanunlar hem yürütme organını ve hem de yargı organlarını bağlar. Meclis yapacağı kanunlarla ve anayasa ile hem bir yandan “adil olanı” tarif ederek yargıya yön ve talimat verir hem de diğer yandan bütçe kanunu başta olmak üzere kanunlarla yürütme organına yani hükümetin icraatına yön verir. 

Getirilecek sistemde ise tek seçimle seçilen tek adamın seçtiği tek iradeli yasama, tek adamın doğrudan ve dolaylı olarak seçtiği tekil yargıya ve o aynı tek adamın yönettiği yürütmeye hükmedecek. 

Bu tam bir paradoks. 

Özeti de şu: “Tek millî tek bir tekerleğin üzerinde duran tek direksiyonlu ve tek pedallı bir araç-devlet ve o devletin sırtında yetmiş iki millet!

Murakabe yok. Denetleme yok. Denge sistemleri yok. Pedal var, fren yok. 

Oysa olması gereken, hükümetin de yargının da Meclise ve millete istinad etmesi. Yoksa hükümetin Meclisi evirip çevirmesi ve kendisine oyuncak etmesi değil. 

Özetle murakabe (denetim) kuvvetler ayrılığının “olmazsa olmaz”ıdır. 

Denilebilir ki “mevcut sistem de çok iyi değil, hatta iyi bile değil!”. Doğru, ama gelecek olan sistem mevcuttan da kötü. Hatta çok kötü. Seçim sistemi demokratik hale getirilmedikçe iyi olması da mümkün değil. 

Bediüzzaman, Münâzarât’ta, devletin “tek adam”a istinad etmesinin, o adam “iyi” de olsa riskli olduğunu anlatırken, devlet denilen çadırın (üstyapının) ana direğini nuranî bir sütuna benzetiyor. 

Bu sütunun, kuvvetini Kur’ân’ın adaletinden alması gerektiğini tarif ediyor. 

Ve insanlardan oluşan şahs-ı maneviye benzettiği bu nuranî direğin devlet denilen aygıtı nasıl taşıyacağını ya da oluşturacağını şu cümle ile anlatıyor: 

“Evet, şu amûd-u nuranî, dinin himayetini (korumasını), şehametinin başına, murakabenin gözüne, hamiyetinin omzuna alacaktır.” (Münâzarât, s. 45) 

Yani dini ve dolayısıyla başta adalet olmak üzere dinin koruduklarını koruma ve geliştirme görevini ancak böyle bir devlet üstlenebilecektir. 

Bu bilgiye göre, devleti bir vücuda benzetirsek, vazgeçilmez üç organı var:

- Birincisi, devletin başı ve başında şehameti olmalı. Şehamet akla ve zekâya dayanan yiğitlik demek. 

Yani Kur’ân’ın tarif ettiği devletin bir ortak aklı ve ortak iradesi olacak. Bu unsur, kuvvetler ayrılığı sisteminde, millet adına irade ortaya koymakla görevli “yasama”yı ifade ediyor. (Bu günkü sistemde TBMM’nin bu “şehamet”e ne ölçüde sahip olduğu ayrı bir inceleme konusu!).

- İkincisi, devletin gözü ve gözünde murakabesi olmalı. Murakabe, bütün toplumsal ilişkilerin ve bilhassa devletin işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargı erki eliyle denetlenmesi demek. 

Devletin iş ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi ancak yürütmeden bağımsız bir idarî yargı teşkilâtı ile mümkün. Bu sebeple yargının yürütmeden bağımsızlığı meselesi demokrasinin en önemli meselesi.

- Üçüncüsü de devletin omuzu var ve omzunda hamiyeti var. Hamiyet burada icraî kuvvet demek. 

Yani devlet, icraatını da bir kuvvet sahibi organı ile yapacak. Bu unsur ise devletin yürütme kuvvetini ifade ediyor. 

Görüldüğü üzere “kuvvetler ayrılığı” iyi bir sistem. Ve bu sistemin gerçekten sistem olması için yürütme ve yargı, kendisini millete de dayasa kendi keyfine değil, yasama organı denilen ve millî iradenin en geniş biçimde ve çoğulcu yapıda bir heyette tecelli ettiği Meclisin ortak aklına uymalı. 

Yani yürütme ve yargı kuvveti Kanuna tabi olmalı. İşte size demokratik sistem. 

Yoksa, tek adamın iradesine tabi bir devlet, (o tek adam seçimle de gelse) piramidi yere tepesinden dikmeye çalışmak gibidir. Abestir. Yanlıştır. Hatalıdır. 

Okunma Sayısı: 1875
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Kaan

    16.03.2017 02:19:09

    Eyvallah Hocam. Çok güzel yazı.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı