"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Hakarette’ bereket var

12 Mayıs 2015, Salı
Tüm zorluklarına rağmen Rabbimin bu dünya hayatında benden beklediği bir hâldir hakaretimi (nefsimin hakîr oluşunu) bilmek, acz ve fakrımı ilân etmek…

Zordur hakarete tahammül etmek. Enaniyetin, nefsin, izzetin ayaklar altına alınmasına sessiz kalamaz insan. Savunmaya geçme ihtiyacı duyar hemen. Ama daha da zor olanı insanın kendi nefsine hakaret etmesi olsa gerek. Evet, kusursuz, eşsiz ve paha biçilmez gördüğü kendi nefsine. 

Evet zordur. Namaza başlarken, Rabbimin bu dünyada imtihan amaçlı verdiği her türlü makam şöhret, ünvandan sıyrılıp, gerçek kimliğimle yani Allah’a karşı köleliğimle huzura varmak. Elimi tekbir için kaldırdığımda tüm bu dünyevî bağları arkaya itip “Beni çağırdın Sultanım. İşte kölen huzurunda, emrine inkıyad ettim, hemen koştum geldim.” diyebilmek. Secdeye giderken bedenimi aşağıya indirip; enaniyetimi, benliğimi dimdik ayakta bırakmamak. Tüm varlığımla, samimiyetimle kendimi hakir görüp secdeye varmak.

Sübhanallah dediğimde, Rabbimi her türlü kusur ve noksandan tenzih ettiğimde, kendimi kusur, noksan, hatalardan mürekkep bir vücud görebilmek. Mazime baktığımda nazar-ı hayalime ilk isyanlarımı ve nisyanlarımı getirmek. Nefsimin her türlü zemme müstehak olduğunu itiraf edebilmek.

Evet zordur, nefse hakaret. Kusurunu itiraf etmek, istiğfar etmek. “Ama” ile başlayan cümleler kurup avukatlık yapmadan kabullenmek kusurunu. İsmet vasfını haiz olduğu halde günde yüz defa bağışlanma dileyen Sevgiliye (asm) ittibaen “Ben hatalıyım, ben kusurluyum, beni bağışla” diyebilmek.

Zordur. Üstadım gibi kendi üzerindeki ‘üzümleri’ sahiplenmeden “Ben üzüm çubuğuyum” diyebilmek. “Tüm dünya gelse inandıramaz ki, ben sahib-i kemalim” diyebilmek. Biri beni medhettiğinde “Allah’ım, sen biliyorsun ve ben de itiraf ediyorum ki ben bu medihlere lâyık değilim. Hem zaten bende kemalât namına ne varsa hepsi Senindir, hepsi Sendendir.” diyebilmek.

Evet zordur. Üveysü’l-Karani gibi, “Sen Rabsın, ben kulunum. Sen Halıksın, ben mahlûkunum. Sen Rezzaksın, ben merzukum. Sen Maliksin, ben memlukum. Sen Azizsin, ben zelilim. Sen Ganisin, ben fakirim. Sen Hayysın, ben ölüyüm. Sen Bakisin, ben faniyim. Sen Kerim, ben leimim. Sen Muhsinsin, ben asiyim. Sen Gafursun, ben günahkârım. Sen Azimsin, ben hakirim. Sen Kavisin, ben zaifim. Sen Mu’ti, ben dilenciyim. Sen Eminsin, ben korkağım. Sen Cevadsın, ben miskinim. Sen Mucibsin, ben duacıyım. Sen Şafisin, ben hastayım.” diyebilmek…

Evet zordur. “Yâ Resûlallah! Ne olaydı, Ashâb-ı Kehf’in köpeği gibi, senin Ashâbının arasında Cennete girseydim. Onun Cennete, benim Cehenneme gitmem nasıl revâ olur? O, Ashâb-ı Kehf’in köpeği; ben ise senin Ashâbının köpeği” diyen Mevlana Cami gibi nefsini aşağılayabilmek.

Çok zordur, “Yaptıkları kötülüklerle sevinen ve yapmadıkları hayırla övülmekten hoşlanan kimseleri, sakın azabdan kurtulurlar zannetme. Onlar için pek acı bir azab vardır. (Al-i İmrân Sûresi: 188.)” âyetinin tehdidini hatırlamak.

Tüm zorluklarına rağmen Rabbimin bu dünya hayatında benden beklediği bir hâldir hakaretimi bilmek, acz ve fakrımı ilan etmek. Üstadımın açtığı yolun dört şartından ikisidir: acz ve fakr. Kulluk saltanatında oturmanın, seccade sarayında ikametin de şartıdır bunlar. Büyük dediğimiz zatları büyük yapan sırdır bunlar. Allah’a karşı acz ve farklarını itiraf ettikçe, nefislerine hakaret ettikçe, küçüldükçe büyümüşlerdir onlar. İnsanlarca da büyük görülmüşlerdir. Nefislerine hakaret ettikçe bereketlenmiştir âlemleri. Allah katında insanlığın güneşleri, ayları, yıldızları mesabesinde olan peygamberler, evliyalar, âlimler acz ve fakrlarıyla iftihar etmişlerdir. Onlar, acz ve fakrlarını izhar ettikçe ömürleri bereketlenmiş, fenadan bekaya kalbolmuştur. 

Öyleyse ben de Rabbimin huzurunda nefsime hakareti bir vazife, bir şeref bilmeliyim. Kendi rızamla bunu yapıp kulluk sultanı olmalıyım, aziz ve şerefli bir misafir olmalıyım. Bu dünyada gönüllü olarak nefsime hakaret etmezsem, mahşer günü melaikenin güdümünde hakir ve zelil olarak huzura çıkartılacağımı bilip titremeliyim.

Okunma Sayısı: 1280
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı