"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İlle de eğitim!

Ayşenur AKAY
08 Ekim 2017, Pazar
Sınav sistemlerinin tekrar değişiklik arz etmesi meselesi dolayısıyla ülkede değişik mecralarda eğitim konusu tartışılmaya başlandı.

Kimi doğru sistemi bulmaya çalışırken, kimi de doğru eğitim modeli üzerinden çalışmalar yapıyor. Biliyoruz ki, ülkemizde en çok tartışılan konu eğitim. Ben de nâçizane bazı gözlemlerimi ve fikirlerimi paylaşmak istiyorum. 

Farklı bölümlerde okuyan bazı öğrenci arkadaşlarımla bu konu hakkında konuştuk. İnanır mısınız herkes kendi bölümünden feryat ederek şikâyet ediyor: 

“Okulumuzun eğitim kalitesi çok düşük. Hele ki ihraçlardan sonra iyi hocalarımızın çoğu gitti.” 

“Bölümümden umudumu kestiğim için, artık başka alanlara yönelip kendimi geliştirmeye çalışıyorum!” 

“Bölümümü çok seviyorum. Fakat bu alanda hizmet edebilmem için en az 4-5 sınava girmem gerekiyor.”

 “O kadar yıl okudum. Mezun olunca işsiz olacağım. Bütün emeklerim boşa gitti.” 

“Madem iş alanı oluşturmayacaklar. Neden bu kadar bölüm açıyorlar anlamıyorum.” 

“Okuyanların okumayanlardan daha fakir olduğu bir ülkede yaşıyoruz. “

Daha ne denir ki?

Birkaç örneğini verdiğim bu şikâyetlerin daha pek çoğunu etrafımızda işitiyoruz maalesef. Eğitimin temeli problemi kabuğunda değil aslında, özünde. Yani problem, demek eğitimde değil, eğitimin temellerinde... Kalkınmayı yol yaparak, eğitimi okul inşa ederek, sağlığı hastane açarak sağlamlaştıracağımızı düşündüğümüz için ilerleyemiyoruz. Evet, bunlara da ihtiyaç var, fakat öncelikle ıslah edilmesi gereken şeyler var. Bu ülkenin ahlâklı, eğitimli, kendini alanında yetiştirmiş, dürüst, adaletli, merhametli, iradesini kontrol eden, insanlığa faydalı; öğretmen, öğrenci, doktor, avukat, anne, baba vs. şahıslara ihtiyacı var. Bunu sadece devletin okulları yapamaz tabiî ki. Sivil toplum kuruluşlarının ve cemaatlerin de yardımcı ve destek olmasıyla olacak. Kışlaya, camiye, okula, hastaneye siyaset girmeyecek ki, tarafgirlik, kin ve haset ortadan yok olsun. 

Çocukları okuturken onları bir yarış atı haline getirmekten ziyade; onları vatana, millete, ailesine hayırlı bir evlât ve bilhassa Rabbine karşı itaatkâr bir kul olması için çaba göstermeliyiz. Anne, baba, kardeş, abi, abla, amca, öğretmen değil sadece; hepimiz bu noktada numune-i imtisal olmalıyız. Yüksek tahsil yapmak sadece para kazanmak için değil; en başta Allah’ın rızasını tahsil etmek için olmalıdır. Din ilimleriyle fen ilimlerini mezc edip bütün meslekleri kâinat kitabını okumaya alet edeceğiz. Rızkın Allah’tan geldiğini hatırımızdan hiç çıkarmayıp, hiç kimsenin minnetini almamayı öğreteceğiz. Rızık kapısı baba ya da devlet değil; Rezzak-ı Hakikî olduğunu sürekli hatırlayacağız, hatırlatacağız. Makam-mevki için ahiretimizi dünyaya satmayacağız. Maddî menfaatin kaybolması korkusundan kaçıp saklanmayacağız. Tek korkumuz Allah’a itaatsizlik korkusu olacak. Bütün himmetimizi nefsimize değil, milletimize sarf edeceğiz. Bakın, o zaman herbir fert küçük bir millet olacak. Kıymetin ve ehemmiyetin kemiyette değil, keyfiyette olduğunu idrak edeceğiz. Kendi vazifemizi yapıp, vazife-i İlâhiyeye karışmayacağız. Hakkın hatırını herkesin hatırından üstün tutacağız. Yaptığımız hizmetin karşılığını, ücretini yalnız Allah’tan bekleyeceğiz. Herbirimiz muhabbet fedaisi olacağız. Kavga ve gürültüyle, zorbalıkla değil, ikna ederek meselelerimizi halledeceğiz. Vazifemizin müsbet hareket olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Cihadın kılıçla değil, kalemle olduğunu göstereceğiz. Bu ülkede asayişin bekçileri biz olacağız. Uhuvvet, ihlâs, muhabbet, hürmet, merhamet, emniyet hislerini susayan gönüllere biz ekeceğiz. Başta kendi imanımız olmak üzere, milletimizin imanını kurtarmaya çalışacağız. Başa gelen musîbeti gülerek karşılayıp, Rabbimize teslim olup tevekkül edeceğiz. 

Evet, bu hakikatlerin hepsi ve daha fazlası Risale-i Nur’da geçiyor. Bunu okuyanlar, “Hey güzel kardeşim! Kısaca Risale-i Nur okuyup Kur’ân’ın talebesi olacağız, deseydin ya! Bu kadar uzatmaya ne gerek var” diyecek belki. Haklısınız. Fakat her ne kadar okuma yazma bilsek de; hâlâ Kur’ân’ı, Risale-i Nur’u, kâinat kitabını tam manasıyla okuyamıyoruz. Okuduklarımızı mânâ-yı ismi ile değil, mânâ-yı harfi ile okuduğumuz için hakikatleri göremiyoruz. Onun için kâinatı ve olayları mânâ-yı harfi ile okumalıyız.

Hiç bitmeyecek bir okuma bizimkisi. Zübeyir Ağabey’in okumak üzerindeki veciz sözlerini sürekli tekrar etmek gerekiyor belki de. Dem ve damarlara işleyinceye kadar okumak lâzım bu hakikatleri... 

Okumak; yine okumak, yine okumak! Birbirinizin elini sıkı tutmak, ittihat etmek, ittifak âleminde yaşamak...

 

Okunma Sayısı: 974
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Magdur

    8.10.2017 17:13:47

    Kaleminize yureginize saglik her bir cumlesi ders niteliginde bir yazi.kanayan yaramiz egitim sistemimiz diplomali issizler olarak bazen hayata kussekte yinede yilmadan calismaya devam

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı