"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Birlik ve beraberlik iftihar ettirdi

Aytekin COŞKUN
11 Şubat 2018, Pazar
Melburn’da akşam umumi ders vardı, kısa bir ders yapmak kısmet oldu. Çok hoş dakikalar geçirdik. Üç kuşağı aynı anda derste bulmak ve onlarla hasbihal etmek ayrı güzeldi. Ortaya konulan birlik ve beraberlik beni çok duygulandırdı ve iftihar ettirdi.

MELBOURNE'DE 2. GÜN

Sabah kalkar kalkmaz eyalet parlamento binasına gittik. Adem Somyürek, Victoria Labor, İşçi Partisi milletvekili. Bizi karşıladı ve birlikte mecliste kahvaltı yaptık. Türkiye’yi sordum, buradan nasıl görünüyor diye, biraz söyledikleri canımı sıktı ama böyle görünüyor dedi, üzüldüm sağlık ve eğitim konularında benden hayli bilgiler aldı ve TR’ye her daim kalbinin orada olduğunu ve elinden geleni yaptığını ifade etti. Biraz içim rahatladı, TR yalnızlaşıyor deyince hayli irkildim ama sonunda güzel şeylerle ifade edince keyfim yerine geldi. Yaklaşık 2 saat orada kaldık, Meclisi gezdirdi, ilk defa Meclis Başkanlığı koltuğuna burada oturmak nasip oldu, kısmet, nereden nereye? Meclis başkanlığı koltuğunun hemen arkasında bir koltuk daha var, kraliçeye ait. Senede bir kere gelirmiş, geldiğinde sadece onun oturması için ayrı bir kraliyet koltuğu var. Sakın dokunmayın diye de yazı asmışlar. E burası Australia ayrıca, parlamento binasında Aborijinlerin bayrağının asılı olmasına anlam veremedim. Ben yadırgarken Adem bey ise çok normal olarak niteledi ve hiç kimse rahatsızlık duymuyor, tam tersi buralar onlarındı diyorlar. Onları kırmamaya ve üzmemeye gayret gösteriyorlarmış. 

Ayrıca başbakanları Aborjinlerden özür dilemiş, ‘bu toprakların asıl sahipleri siz idiniz ama şimdi birlikte yaşamak zorundayız’ diye de ifade etmiş. Meclise giriş çıkışlar medeni ölçülerde, koruma, polis ya da aşırı güvenlik elemanı görmek mümkün değil. Elinizi sallayarak adeta giriyorsunuz, bakan sizi karşılıyor ve hiç kimse bunun farkında bile değil. Anladınız dimi? Meclisten ayrılıyoruz. Meclisin hemen karşısında Hotel Windsor’u gördüm. Çok meşhur bir otel, gotik tarzı dış süslemeleri ve birçok filmde kullanılması onu ilginç kılmış. Bir fotoda oradan alıyoruz.

FEDERATİON SQUERA

Meclis sonrası yürüyerek Citye doğru ilerliyoruz. Taksim Meydanı gibi tam merkezde, bir tarafta St Paul Katedrali, ticaret merkezi ve flinder Street station, (tren istasyonu) ile çevrelenmiş bir mekâna geldik. Bütün turistler burayı mutlaka ziyaret ediyor. Etrafında küçüklü büyüklü kafeler, alış veriş merkezleri var. Yarra nehrine buradan ulaşıyor ve nehir boyunca yürüyorsunuz. İnanılmaz bir gezi idi. Nehrin iki tarafında gökdelenler, kafeler, alış veriş merkezleri ve eğlence alanları var, tıpkı küçük Amerika gibi. O gün 16.000 adım atmışız Fatih Ağabeyle, inanılmaz bir turdu. Oradan ayrıldık ve vakfın diğer bir yerdeki ofisine gittik. 

Broadmeadows’ta Nur Vakfının bir şubesi var. Maşallah gym salonu, mescidi, cafesi ile büyük bir hizmet etme yarışındaki yerler, iftihar etmemek çok zor. Buradaki belediye vakfa çok yardımcı olmuş, hatta binanın yan tarafındaki alanı alıp, orayı vakfa gelenler için otopark olarak vermiş. Vakfın binasının arka yüzünü de Belediye Peygamberimizin (asm) “Sizin en hayırlınız, insanlara faydalı olandır” sözünün İngilizcesini bizzat gelip yazmışlar. Kısacası belediye her türlü imkân ve yardımı yapıyor. Oradan ayrılarak merkeze yani vakfın ana binasına geldik.

Akşam umumî ders vardı, ağabeyler benim kendimi tanıtmamı istediler. Ayrıca kısa bir ders de yapmak kısmet oldu. Duanın ehemmiyetine, tasavvufun Risale-i Nur içindeki yapısına, Üstadımızın zikrine, bize yapmamız için bıraktığı zikirlere, hizmet, hicret’i, gayret üçlüsünün olmazsa olmaz bir metod olduğunu, Rızayı İlahinin kazanılması ve ihlâs üçlemesi ile sohbetimizi tamamladık. Çok hoş dakikalar geçirdik. Üç kuşağı aynı anda derste bulmak ve onlarla hasbihal etmek ayrı güzeldi. Seneler ne kadar hızlı geçmiş siz düşünün. Bütün cemaatimizin birlik, beraberlik ve doğru ilişkileri beni çok duygulandırdı ve iftihar ettirdi. Rabbim bu hizmetlerini daha da artırsın, amin. Büyük bir hizmetin içindeler, Rabbim nazarlardan uzak eylesin. Haftanın 6 günü ders var Maşallah. 

Helâl dairesi keyfe kâfi ise buyurun gelin ve görün. Masatenisi, dama, bilardo oynayabilir, sohbet edebilir ve fıtratın ihtiyaç duyduğu sosyalleşmeyi burada birebir görebilirsiniz ve cuma sabahı kahvaltı rutin. Diğer günler akşam ikindi sonrası ise herkese açık çorba yâ da günün yemeği. Birçok Afrikalı Müslüman kardeşimiz bir çorba, bir kahve içerken Risale-i Nurlar’la tanışmış olması muhteşem bir yaklaşım. Fatihler, Refikler, Halil’ler, Ercanlar, Sıdkılar, Yasinler, Sadıklar, Abdiller, Hamdiler, Hüseyinler, Harunlar, Mustafa’lar, Bilginler ve daha birçok abimiz ve kardeşimiz adeta hizmette yarış halindeler. Birçok projeleri var ama yavaş yavaş hayata sokuyorlar.

ZOO PARK MELBURN

Ormanın içinde yürürken ara sıra hayvanları görüyorsunuz, o kadar güzel dizayn edilmiş ki sanki ormanda yürüyüşe çıktınız ve bir anda kükreyen aslanı, 150 kiloluk kaplumbağa, vahşi köpekleri, kanguruyu karşınızda buluveriyorsunuz. Biraz daha yürüdüğümüzde zürafa ile selam duruyor eşek familyasından çizgili zebraları fark ediyorsunuz. Lemarları, yaban domuzları ve daha birçok hayvanı karşınızda görmek mümkün. Gorilin sesi, orangutanın uyuşukluğu ile koalanın tembelliğini buradan görebilirsiniz. Koala lütfen uykusundan uyanıp size bir bakış atarsa süper bir anı yakalamış durumda olursunuz. Kısacası ormanın içinde kurgulanan hayvanat bahçesinde, ayrıca kafeler, dinlenme alanları, lavaboları, satış alanları ile harika bir yapı. 

Ebeveynlerin ellerinde çocukları hem anlatıyor hem de onları hayvanlarla tanıştırıyorlar, küçük yaşta birebir eğitim ve öğretim böyle oluyor. Güvenlik ise hat safhada, hayvanların etraflarında elektrikli teller var, bunlar ile koruma yapılmış. Kıtaya özgü çeşitli hayvanları burada görmek mümkün, özellikle Tapirs, Peccaries, Wombats, gibi hayvanları burada görebilirsiniz. Şehrin merkezinde özellikle at yarışlarının yapıldığı hipodromla komşu. Arap ve İngiliz zenginlerinin atlarını yarıştırdıkları dünyamın en çok tanınmış hipodromu ve at yarışı Melburunda imiş, öğrenmiş oldum.

KOALA

Avustralya’ya özgü otçul ve ağaçta yaşayan keseli ve memeli bir hayvan türü olup, 6 ay boyunca yavrusunu kesesinde taşıyor. Yaşama süresi: 13 ila 18 yıl, genellikle 60-85 cm boyunda, 4 ila 15 kg ağırlıklarında olup özellikle okaliptüs ağacının yaprağını yiyerek ve bütün gün ağaç üstünde saatlerce uyuyarak gününü geçiriyor. Hareket yeteneği olmasına rağmen çok yavaş ve ağırkanlı bir hayvan, özellikle günde 22 saat uyuduğu söyleniyor. Gebelik süresi genelde 30 gün. Avustralya’nın doğu ve güney kıyıları boyunca Queensland, Yeni Güney Galler, Victoria ve Güney Avustralya’da sıkça bulunuyor. İngilizlerin kıtaya ayak basmadıkları tarihlerde, Aborjinlerin hakim olduğu dönemde kıtada 10 milyon civarında olan sayıları şuan itibari ile 43.000 adet civarı olduğu söyleniyor.

KANGURU

İnanılmaz bir hayvan, tanıyınca daha çok ilginizi çekiyor. Memeli ve keseli guruptan, ama öyle özellikleri var ki ben bile okuyunca hayran kaldım ve Rabbimin yürüyen bir mu’cizesi olarak da anladım. 30 günlük gebelik sonrası daha gözleri açılmamış ve birçok organı belli olmayan 1 cm lik yavru rahimden çıkarak keseye doğru uzanan seferine başlar. Kese içinde var olan 4 adet memeden bir tanesine yapışır, emmeye başlar ve bu arada kese içinde 6 aylık serüvenine başlar. Anne yeniden hamile kalır bir 30 gün sonra ikinci ve böyle devam ederek 4. kez yavrular. Bir cm boya gelen yavru keseye doğru ilerler. En önemlisi 4 adet bulunan memelerden herkes ilk emdiğine sahip olur ve kese içindeki ortak hayat devam eder. 6 ay sonra ise yavru keseyi terk eder. Dikkat edin, o kocaman hayvan 1 cm iken rahimden ayrılması, sadece kendi memesini emmesi ve her bir memenin yavrunun aylık büyümesine göre farklı içerik de (yağ, protein, su, elektrolit, vitamin) süt vermesi. 2, 4 ve 6 aylık olanın sütleri aynı anneden, ama farklı tarzda süt içeriği ile gelmesi ap açık bir mu’cize olarak bana yansıdı. 

Bediüzzamanın tabiri ile, “Meselâ, iktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdadına umulmadık bir yerden, yani kan ve fışkı ortasından beyaz, safi, temiz bir süt göndermek olan cüzî fiil ise tevhid nazarıyla bakıldığı vakit, birden bütün yavruların pek çok harikulâde ve pek çok şefkatkârane olan küllî ve umumî iaşeleri ve validelerini onlara musahhar etmeleriyle rahmet-i Rahman’ın cemal-i lâyezalîsi kemal-i şaşaa ile görünür. Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa o cemal gizlenir ve o cüz’î iaşe dahi esbaba ve tesadüfe ve tabiata havale edilir, bütün bütün kıymetini, belki mahiyetini kaybeder.” (Şualar, s. 7)

CUMA NAMAZI, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GİBİ

Cuma namazı saat olarak ayarlanarak kılınıyor, herkesin katılabileceği bir saat ilân ediliyor ve o saatte namaz kılınıyor. 13.30’da kılındı, sebep, herkesin katılabilmesini sağlamak. Vakfın çok büyük bir mescidi adeta camisi var. Tüm yakın çevre de ya da bu bölgede oturanlar buraya akın ediyor. Adeta United National Cami. Pakistan, Malezya, Somali, Lübnan, Türk, Suriyeli, Endonezyalı tüm Müslüman kardeşlerimizle Cuma’yı kılıyoruz. Hutbemizin konusu mü’min olmanın vasıfları ne olmalı, kıymetli hocam namaz öncesi bana bu bilgiyi verince daha bir dikkatli hutbeyi dinledim. 

Özet olarak, önemli olanın iman derecemizi artırmak. İman sıdktır, iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder, ana fikri iman olan hutbemizi dinledik. Daha sonra İngilizce olarak ta hutbe tekrar edildi. Cuma sonrası yuvarlak masada sohbet ediyoruz. Herkes buralı olmuş, ama Türkiye’den kopmak mümkün değil, bir yanları Türkiye de. O yüzden siyaset, toplum, gelecek, hizmet, sağlık derken iyice bir koyu sohbete daldık. Ağabeyler ve ben herkesin bir sağlık sorununu hallettikten sonra sohbet iyice koyulaştı. Maşallah bütün ağabeyler ve kardeşler taş gibi hizmet etmek için çaba içindeler.

Port Philip bay dan gece City muhteşem görünüyor, son gecemiz olduğundan mutlaka görmek istedim. Fatih Abimizde kırmadılar sağ olsunlar, yarın dönüş inşallah. Son gün sabah kahvaltısı sonunda İstanbul’dan Bahri Güngördü’nün Ağabeyi olan İsmet Abinin restoranında bir kahve içmeye gittik. Çok hoş sohbet sonunda ayrıldık. Ama en azından Fatih Abi’yi onunla tanıştırdık, gelecekte inşallah başka kapılar bu sayede açılır. Oradan ayrıldıktan sonraki saatlerde Müslüman mezarlığına gittik. İlk gelen ağabeylerden ve Risale-i Nur’u Avustralya’ya getiren ve tanıştıran Hüseyin Allahverdi Ağabeyin mezarını ziyaret ettik ve Fatihamızı okuduk. Bugün gelinen noktada bu ağabeylerin büyük gayretleri olmuş, Rabbim onlardan razı olsun. İlk kez eserleri buralara getirmek onlara nasip olmuş, bu mezarlıkta ilk gelen Arnavutlar, Kıbrıslılar, Azeriler ve diğer Müslüman olan ve burada hayatını kaybedenler yatıyor. Çok çeşitli Müslimler var. Hepsi Rabbine buradan teslim olmuşlar. Fatih abi şunu bile söyledi, çocukları buraya yerleşen ailelerde anne baba vefat edince gidip gelmek zor olur diye naaşları buraya getiriyorlarmış. 

ADETA ELİNİZİ SALLAYARAK MECLİSE GİREBİLİYORSUNUZ

Avustralya başbakanı geçmişte yapılan hatalardan dolayı Aborjinlerden özür dilemiş, ‘bu toprakların asıl sahipleri siz idiniz, ama şimdi birlikte yaşamak zorundayız’ diye de ifade etmiş. Meclise giriş çıkışlar medeni ölçülerde, koruma, polis ya da aşırı güvenlik elemanı görmek mümkün değil. Elinizi sallayarak adeta giriyorsunuz, bakan sizi karşılıyor ve hiç kimse bunun farkında bile değil. Anladınız dimi? 

Okunma Sayısı: 1483
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Demokrat

    11.2.2018 12:43:12

    Allah razı olsun, bu yazılarla ufkumuzu açıyorsunuz...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı