"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı…

Cevher İLHAN
21 Kasım 2018, Çarşamba
15 Temmuz Hâdisesi sonrası OHAL KHK’leriyle dayatılan adâletsizlik ve hukuksuzlukla çifte standartlı uygulamalar, suçsuz insanların gözaltına atılıp, aylardır iddianâmesi yazılmayanların halen tutuklu kalması, adâlete güveni tümüyle yok edip toplumda derin travmalara sebebiyet veriyor.

Aslında kırılgan süreçte dayatılan haksızlıklarla sözkonusu davalarda dönen “milyon dolarlık borsa” dolapları bazı iktidar partisi vekilleri ve kalemşorlarınca da ikrar edilmişti. 

Hatırlanacağı üzere, AKP milletvekili Şamil Tayyar, açık açık “FETÖ borsası’ kuruldu, milyon doları veren serbest bırakılıyor. Tutuklu işadamları milyon dolarlar vererek ‘itirafçı’ adı altında tahliye ediliyor. Türkiye’nin birçok yerinde milyon dolarlar dönüyor” ihbarıyla Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) suç duyurusunda bulunmuştu.  

“PAZARLIKLA RÜŞVET ÇARKI…”

Mevzubahis davalarda mahkûmun “önem” derecesine ve parasına göre serbest kalma mâliyetinin belirlendiğini, kiminden 100 bin, kiminden bir milyon, kiminden on milyon TL istendiğini bildirip, “pazarlıkla rüşvet çarkının devreye sokulup paranın bölüşüldüğü”nü söylemişti. 

Keza iktidara yakın medyada uyarılar yapılmış, “Bank Asya’da parayı yöneteni çıkar, gariban öğretmeni karı-koca içeride tut. Damatları bırak, kermesçi teyzeleri topla!” şikâyeti bu çarpıklığın ifâdesiydi. (Dilek Güngör, Sabah 14.6.17)

Kısacası durum, Diyanet İşleri eski Başkanı’nın, “İnsanlar çıkarları, konumları, hesapları uğruna her türlü iftirayı atıyor, her yolu meşru görüyor. Artık ‘FETÖ’cülük’ bir ‘maymuncuk’ gibi, herkesin konumunu güçlendirmek için ötekine doğrulttuğu bir silâh olmuş” yakınmasıyla özetlenmişti. (Hürriyet, 29.5.17) 

Ancak bütün bunların araştırılıp gereğinin yapılması yerine, hükûmet ve iktidar partisi sözcülerince karambola getirildi. Ayyuka çıkan “görevi kötüye kullanma ve rüşvet suçlamaları”na dair bu fevkalâde vahim “suç duyuruları”na başta Adalet Bakanlığı ve HSK olmak üzere ilgili merciler sessiz kalırken, her defasında olup bitenler geçiştirildi. 

İşin özeti, hukukun siyasî mülâhazalara fedâ edilmesiyle tam bir adâletsizlik hükümfermâ.

En son İzmir’de “FETÖ borsası”na dair, bu davaları üstlenen “savcılara yakınlıkları”nı söyleyip yayan bazı işgüzârların, tutuklu bazı işadamlarının serbest bırakılmaları için “parasal ilişki kurdukları sanıklara soruşturmalarda avantaj sağladıkları”na ve soruşturmalar sürecinde servetlerindeki artışa dair haberler bunun son tezâhürü. (Gazeteler, 11.11.18)

Bu arada, “darbe girişimi”nde yer alıp hâlen yargılanan ve müebbet alan “darbeciler”in birinci derecede yakınları, “suçun şahsîliği var” gerekçesiyle, büyükelçi, rektör ve müsteşar olarak üst düzey görevlere atanırken, sahte ihbarlarla, gizli “istihbarat raporları”yla kamudan ve özel sektörden ihrâç edilen 100 binler, yargısız infazla tutuklanan on binlerle ikinci ve hatta derece tamamen ilgisiz yakınları hukukta hiçbir değeri olmayan “irtibat ve iltisak”la haksızlığa ve hukuksuzluğa uğratılıyor. Hukukun temel kurallarının başında gelen “suçun şahsîliği” hiçe sayılarak, eşler, kardeşler işlerinden atılıyor; babalar, anneler, kayınvalideler ve dedeler dahi suçlanıp tutuklanabiliyor. 

ÇARPICI TESBİT VE İKAZLAR…

Bundandır ki bu çifte standartlı vaziyetin vahameti için, iktidara yakın kimi insaflı yorumcular ciddî uyarılarda bulunuyorlar.

Türkiye’de “tutuklanma gerekçeleri” için son yıllarda hukuk literatürüne giren tuhaflıkları sayan Yıldıray Oğur’un “hukukta ilkesizlikler”e ilişkin, “Ya herkes için hukuku savunacağız ya da herkes için eşit bir şekilde hukuksuzluğu savunacağız. Fikir özgürlüğünde eşitliği içimize sindiremezsek, tutuklanmakta eşitliğe razı geleceğiz. İktidarlar değişir ama hukuk, demokrasi, özgürlük sorunları değişmez” değerlendirmesi kayda değer. (Karar, 10.10.18)

Yine bu süreç için “Türkiye’de yargı probleminin en çarpıcı örneklerle ortaya çıktığı bir dönem” analizini yapan Ahmet Taşgetiren’in “yargının özel misyonlar yükleyip adaletten başka arayışlara girmesi, iktidara yakın medyanın ‘iktidar böyle istiyor’ düşüncesiyle peşin yargılamalara başlaması” tehlikesini nazara vermesi çarpıcı. (a.g.g., 19.11.18)

Yine aynı gazeteden Mustafa Karaalioğlu’nun “delil olmadan dava açmama kuralı, tutuksuz yargılamanın önceliği, örgüt bağı olmadan insanları örgüte dahil etmeme usulü ya da tek başına sadece fikrini söylediği için soruşturmaya tabi tutulmama garantisi”ni sayarak, “ortada ciddi bir iddia bulunmadığı halde” yapılan “suçlamalar”a dikkat çekerek, “hukukla tatbikat arasında açılan makası kapatalım artık” çağrısı önemli. (19.11.18)

Türkiye kanayan yara haline gelen ve topluma kan kaybettiren bu vartadan artık çıkmalı. Yine demokrasi ve hukukla…  

Okunma Sayısı: 2833
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı