"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ölü kardeşinin etini yemek

Erdoğan AKDEMİR
05 Eylül 2017, Salı
“Gıybet, ehl-i adavet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez.” (Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat)

Gıybet: Hakkında konuşulan kişi kendisi ile ilgili konuşulanları duyduğunda kızıyorsa gıybet odur. Gıybet etme diyene “Ben olanları söylüyorum bu gıybet değildir dememelidir. Gıybet olanı söylemektir. Zaten olmayan bir şey söyleniyorsa, buna iftira denir.

“Faydasız sözler konuşmak ve gıybet etmek orucun sevabını  giderir. Gıybet, ibadetlerin sevabını yok eder. Gıybetten sakınmak vaciptir. Zahmet çekerek sıkıntılara katlanarak ibadet yapıp da bunun sevabını yok etmek  büyük bir akılsızlıktır. Ameller, Rabbimize arz olunur. Gıybeti ve faydasız sözleri Rabbimizin huzuruna göndermemiz edepten çok uzak bir davranıştır. (Abdullah Dehlevi,Mekatib-i Şerife  s.107, no:85)

Bir gün oruçlu iken yanında Hindistan sultanı çekiştirip gıybeti yapılınca Abdullah Dehlevi Hazretleri “Eyvah orucum bozuldu.” dedi. Yanındakiler “Ama efendim gıybet yapan siz değilsiniz” dediler. “Gıybeti yapan da, dinleyen de ortaktır.” hadis-i şerifi ile karşılık verdi. Bu zatın yanında, meclisinde lüzumsuz sözler sarf edilmezdi. Birisi gıybet etse ona mâni olur, ‘O söylediğin söze ben daha lâyığım!’ derdi. (Abdülgani bin Ebi Said, Hüvelgani Risalesi, s.152)

“Ey akıllı kimse! İster iyi, ister kötü olsun kimsenin arkasından konuşma. Çünkü hakkında konuştuğun kişi gerçekten kötü ise onu kendine düşman etmiş olursun. İyi ise kötü bir iş yapmış olursun. Biri sana gelip de ‘filan kötüdür’ dese iyi bil ki  o kendi kusurunu söylemiş olur. (Sadi Şirazi)

İbrahim Ethem (ks) Bir yemeğe dâvet edilmişti. Meclise gidip oturunca gıybet edilmeye başlandığını gördü ve: “Adetlerimize göre yemekten sonra yenilir, oysa siz et yemekle işe başladınız” dedi.

Bununla o meclisteki insanlar Hak Teâlâ’nın gıybet eden kimseler hakkındaki “İçinizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan nefret edersiniz değil mi?” (Hucurat Sûresi, 12) ayet-i kerimesini hatırlattı. (Kuşeyri Risalesi, s.219)

Yine bir başka yemek dâvetinde de yemeğe geç gelen birisi için “O ağırcanlı bir adamdır.” dendiğini duydu ve “Başıma bu da mı gelecekti. Nasıl oldu da insanların gıybet edildiği bir yere geldim!” diyerek apar topar orayı terk etti. Bu hadiseden sonra üç gün bir şey yiyemedi. (a.g.e., s.252)

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Bir adam Hz. Peygamber’in (asm) yanında oturdu. Peygamber Efendimiz (asm) ayağa kalktı, ama adam kalkmakta zorlandı. Orada bulunanlardan biri, ‘falanca ne kadar âciz biri, oturduğu yerden kalkamıyor’ dedi. Bunu işiten Peygamber Efendimiz (asm): ‘Kardeşinizin etini yediniz ve gıybet ettiniz’ diye onları uyardı.” (a.g.e.) 

Hasan-ı Basri Hazretleri akşam namazı kılmak için bir mescide girdi. Mescidde Habib-i Acemî namaz kıldırıyordu.

Hasan-ı Basrî, Arap olmadığı için kıraatte hata yapar endişesiyle Habib’in arkasında namaza durmadı.  O gece bir rüya gördü. Rüyasında kendisine şöyle seslenildi:

“Habib hakkında su-i zan ettin ve arkasında namaz kılmadın! Eğer kılmış olsaydın günahların bağışlanacaktı!”

Hasan-ı Basrî’nin yanında bir gün birini gıybet ettiler.

Hasan-ı Basrî de istemediği halde bu gıybeti dinlemek zorunda kaldı.

O gece rüyasında birisi elinde bir tabakla ona doğru yaklaştı. Tabakta pişmiş domuz eti vardı. Adam ondan alıp yemesini istedi. Hasan-ı Basrî:

“Domuz etidir; yiyemem!” dedi ise de, adam ısrarla:

“Yiyeceksin!” dedi.

Ve Hasan-ı Basrî’nin zorla ağzını açarak bir lokma et koydu.

Devamını Hasan-ı Basrî kendisi anlatıyor:

“Ağzımdaki eti tükürmekten korkuyor, yutmaktan da tiksiniyordum. Bu halde uyandım. Otuz gün, otuz gece yediğim her şeyde bu pis kokuyu hissettim.”

Hasan-ı Basrî kendini gıybet edenlere aldırmaz, bilâkis hediye gönderirdi. Bir gün kendisine:

“Falanca seni gıybet etti.” dediler.

Hasan-ı Basrî o kendisini gıybet eden adama bir tabak helva gönderdi ve dedi ki:

“Duydum ki, hasenatını bana hediye etmişsin. Ben de, karşılığında sana helva gönderiyorum. Hasenatına lâyık değil; ama lütfen kabul buyur!”

İNSANLARIN ARASINI  BOZMAK: NEMİME

İnsanların arasını bozmak için lâf getirip götürerek birbirine düşürmeye nemime -koğuculuk- bu işi yapan kimseye de “nemmam” denir.

Koğuculuk haramdır. En büyük günahlardan ve toplum-cemiyet için en büyük musîbetlerdendir. Kaçınılması lâzım gelen bir kusur olarak görülmemesi ve insanlar arasında yayılması daha büyük bir felâkettir. Koğucu kabirde azaba uğrar. Kıyamet gününde Allah’ın (cc) rahmetinden de uzak kalır. Cehenneme atılır.

Allah Resülü (asm) “Nemime, insanların arasını bozmak için birbirine lâf taşıyan kimsedir” buyurdu.

“Bir kimsenin her işittiğini söylemesi günah olarak  kendisine yeter.” (Hadis-i Şerif)

Muâz bin Cebel’in (ra) bizzat Peygamber Efendimizden (asm) rivayet ediyor:

“Hazret-i Muâz, Resûl-i Ekrem’e, (asm) ‘Hangi amel daha makbûldür?’ diye sordu. Resûl-i Ekrem (asm), dilini ağzından çıkarıp elini dilinin üzerine koyarak dilini göstermiş ve ‘Bunu koruman en makbûl bir ameldir’ buyurmuştur.”

Okunma Sayısı: 1749
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı