"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur’un Talebelerinin özellikleri - 3

M. Fahri UTKAN
14 Ekim 2016, Cuma
Risale-i Nur’un talebeleri arasındaki bağ-rabıta hem maddî hem manevî demiştik.

Bunların örneklerinden bir kaçını daha bu yazımla aktarmak istiyorum.

Bu örneğimizde bir olayın olmadan daha önceden hissedilmesi ve talebeler ve Üstad arasındaki münasebet belirtilmiş; “Hem Risale-i Nur Şakirtlerinden Bekir’e o musîbet gününden bir gün evvel biri demiş: “Üstadın seni çağırıyor.” Bir hiss-i kablelvuku ile ikinci gün üstadının başına gelen ve rahmet-i İlâhiye ile hafif geçen müthiş musîbeti, düşmanların plânları derecesinde büyük, ağır hissetmiş tarzında, ağlayarak gayet korkaklık ve heyecan ile koşup geldi. O helecan ve ağlamasına hiç sebeb-i zahirî yokken, yine heyecanını, ağlamasını teskin edemiyordu. Demek Risale-i Nur’a gelen musîbet, şakirtlerini kerametkârâne ikaz ediyordu.”1

Bunların sebebini Üstad bir mektupta şöyle izah ediyor; 

“Salisen: Mabeynimizde münasebet manevî, ruhî, hakikî olduğu için zaman ve mekân müdahale etmez.” 2 Aynı meseleyi talebeler de kaydetmektedir. Meselâ, “Galib der: “Hüsrev’le manevî bir irtibat hissediyorum.” 3

Başka bir mektupta Üstad Said Nursî, talebeler arasındaki ilişkiye zaman ve mekân farklılıklarının mani olamayacağını ve talebeler arasında manevî bağ bulunduğunu açıkça belirtiyor; “Ben, sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidematınızda günde müteaddit defalar görüyorum. Ve size olan iştiyakımı tatmin ediyorum. Siz de bu bîçare kardeşinizi risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakikatin sohbetine zaman, mekân mâni olmaz; manevî radyo hükmünde, biri şarkta, biri garpta, biri dünyada, biri berzahta olsa da rabıta-i Kur’âniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur.” 4

Yine talebeler arasındaki bu bağları bir mektubun başlığında şu şekilde ifade edilmiş; “Üç cesetli bir ruhun bir fıkrasıdır. (Yani Hafız Ali, Sabri, Sarıbıçak Ali.)”5 

Bundan anladığımız üç talebe ayrı ayrı cesetlerde oldukları yani üç ayrı kişi oldukları halde aynı ruhu-düşünceyi taşıdıkları belirtiliyor.

Bunun için de Risale-i Nur’un talebeleri hakkında şöyle denebilir; “Hak ve hakikatin, Kur’ân ve imanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi omuzlarında taşıyan zatlar, kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder, minnettar olur, şükreder. Sakın birbirinize tenkit kapısı açmayınız. Tenkit edilecek şeyler kardaşlarınızdan hariç dairelerde çok var. Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkki ediyorum; siz de Üstadınızın nazarıyla birbirinize bakmalısınız. Âdeta, her biriniz ötekinin faziletlerine naşir olunuz.”6

Özellikle son paragraftaki Üstad’ın tavsiyelerine uymamız gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Dipnotlar:

1- Lem’alar, 135. 2- Barla. Lâhikası, 450. 3- Barla. Lâhikası, 451. 4- Kastamonu Lâhikası, 1. Mektup. s: 18. 5- Barla. Lâhikası, 445. 222. No’lu mektup. 6- Barla Lâhikası, s: 209.

Okunma Sayısı: 894
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı