"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nurlar’ı anlayamamak; anlaşılmazlığına delil olmaz!

Mikail YAPRAK
24 Ocak 2019, Perşembe
Yaklaşık bin dörtyüz sene önce Ahirzaman Peygamberi’ne (asm) âyet âyet inen Kur’ân nurları, o gün bugündür Dünya’mızı aydınlatmaya devam ediyor.

Bu Nur’un cazibesine kapılıp etrafında pervane olanlar kadar; bu Nur’un “dafia”sıyla uzağa fırlayanlar, hırlayanlar ve kurtuluş ihtimalini sıfırlayanlar da olmuştur, olmaktadır ve olacaktır.

Kur’ân’ın ve Risâlet-i Muhammedîyenin (asm) bu ahirzamandaki bir tecellisi olan Risâle-i Nurlar’a gelince, yine aynı mânada bir câzibe-dâfia (çekme-itme) özelliklerine sahip olduğu açıkça görülüyor.

Yani meseleye sadece insanların onu anlayıp anlamaması açısından bakılırsa, sadece “insan” unsuru baz alınırsa, o zaman insana ait olan “anlamama” keyfiyeti, “anlaşılmama” şeklinde esere yüklenir.

Ben bu eseri anlamıyorum, öyleyse bu anlaşılmazdır” diyerek, esere haksızlık ve kendisine yazık eder.

Halbûki Risâle-i Nur’daki temsiller ve anlaşılmayı kolaylaştıran anlatım sayesinde, en derin hakikatleri, sade insanlar bile anlayabiliyor; kalp, dimağ, ruh ve duyguları tatmin oluyor. Üstelik bir de manevî lezzet alındığı için tekrar tekrar okunması bıktırmıyor. Halbukî (haşir ve kader meselesi gibi) bazı hakikatleri, büyük âlimler bile “anlaşılmaz ve anlatılamaz” deyip, değil geniş kitlelere, yüksek seviyedeki insanlara bile anlatamazken, Risâle-i Nur, bütün şüphe ve tereddütleri izale edecek şekilde anlatır. 

Usandırmama ve bıktırmama özelliği de Kur’ân’dan geliyor. 

Ve zaten Üstâd da, “Demek Risâle-i Nur’daki sühûlet-i beyan (kolay anlatım), inayet-i İlahîyedir, onun müellifinin hüneri değildir.” diyor.

Risâle-i Nur’da var olan “cazibe” ve “dafia” özellikleri de dikkate alınmalı. İnsanları kabul edip etmeme makamındadırlar. Bu öyle bir hidayet nurudur ki, dilediğinin kalp ve dimağına açılır, dilediğine açılmaz.

Zira, “Kur’ân kalplere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır. Tekrar etmekle daha me’lûf ve me’nûs (alışılan ve yakınlık duyulan) olduğundan lezzeti artar.

Risalelerin dilini daha “sade” bulmak isteyenler, gelsinler asıl sadeliği Üstad’ın hayatında bulsunlar. 

Her şeyi maddede arayanların hükümran olduğu; materyalist yorumlar ve seküler yaklaşımlarla zihinlerin allak bullak edildiği bir zamanda, ilim ve irfan sahasında hakikî “tevhid-i kıble”yi onda görsünler.

Risâlelerin te’lifi esnasında Kur’ân’dan başka yanında eser bulunmamış. 

Kur’ân, Kâinat Kitabı ve Risâle-i Nur..

Hülâsa denilebilir ki, Bediüzzaman’ın her cephesinde orijinallik, aslına uygunluk, sadelik, sâfiyet, iktisada riayet ve eşyanın hakikatına mazhariyet vardır.

Yeme, içme, barınma gibi zarurî ihtiyacında bile azamî iktisada riayet etmiştir. 

Eşref Edip de bunu şöyle dile getiriyor: “Kendisi bir çanak çorba, bir bardak su, bir lokma ekmekle tagaddi eder. Elbisesi pek basit ve fakiranedir.(...) Temizliğe fevkalâde îtina eder. Kâğıt parayı tutmaz ve üstünde taşımaz. Mâmelek namına Dünya’da hiçbir şeyi yok. Kendi için yaşamaz, cemiyet için yaşar.”

“Risâlelerin dilini anlamıyorum” diyenlerin asıl anlamadığı, Risâlelerdeki yüksek ilimlerdir ve asıl problemleri de, Bediüzzaman’ın açtığı yola sadâkatle girememektir. 

En iyisi biz de Üstad’ın, Eşref Edib’e dediğini diyelim: 

“Risâle-i Nuru anlamıyorlar, yahut anlamak istemiyorlar.”  Vesselâm!

Okunma Sayısı: 1085
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı