"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fitnat Güngör ve Bediüzzaman

Misbah ERATİLLA
16 Ekim 2016, Pazar
Rahmetli eşimin asker arkadaşı Terzi Mehmet, evimin kiralık olup olmadığını sorduğunda kiralık olduğunu söyledim ve evin aylık kirası için elli lirada anlaştık. Terzi Mehmet’e evi kim için kiraladığını sormadım. Evimi her yaz olduğu gibi bu yaz da Antalyalılar için kiraladığını sanmıştım.

Aradan bir hafta geçmişti ki kiralık olarak verdiğim evden Terzi Mehmet ile üstünde siyah uzun bir cübbe, başında sarık, boynunda beyaz bir atkısı olan yaşlı bir zatın da içinde bulunduğu bir grup adam çıktı. Gurup içindeki yaşlı zatı hayretler içinde izledim. Burada böyle giyinen birini ilk defa görüyordum. Gruptakiler önümden geçerken aralarında evimi kiraya verdiğim Terzi Mehmet de vardı. Heyecanla ve merakla Terzi Mehmet’e seslendim. Terzi Mehmet, bana dönüp daha sonra yanıma yaklaştı: “Buyurun yenge hanım” dedi. Elimle işaret ederek: “Bu giden yaşlı zat kim?” diye sordum. Terzi Mehmet, yumuşak ve kısık bir sesle: “Evini kiraya verdiğin Bediüzzaman Said Nursî’dir” dedi. Bu ismi daha önce duymuştum, ama onun nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Bir an içimde bir daralma, kafamda da sorular belirmeye başladı. Kafam, bakkal defteri gibi karmakarışıktı. Bir hafta önce gördüğüm bir rüya gözlerimin önünde canlanır gibi oldu.  Terzi Mehmet’e: “Sana bir şey anlatsam belki bana inanmayacaksın! Bir hafta önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda Peygamber Efendimiz’in (asm) kabrini ve Merkat-i Şerifini (yattığı yeri) Bediüzzaman Hazretleri’nin şimdi kaldığı odasında görmüştüm” dedim. 

Rüyayı Terzi Mehmet’e anlatırken yüreğime sıcak ve hüzünlü bir duygu doldu. Hz. Resulullah’ı (asm) hatırladığımda kalbimin en samimî kaynağından gözyaşlarımın aktığını hissetim. Ellerimi dizlerimin üstüne vurarak: “Aman Allah’ım! Ben kimi misafir etmişim de haberim yokmuş! dedim. Terzi Mehmet’e: “Bir hafta önce gördüğüm rüyanın tevili işte açık açık ortada.” dedim. Rüyanın tevili, donmuş beton gibi içime oturmuştu. Yerimden kımıldayamıyordum. Bediüzzaman Said Nursî ise bir grup adamla yürüdüğü sokakta artık görünmüyordu.  Terzi Mehmet’e Üstadın kiracım olmasının Allah’ın bana bir lütfu olduğunu söyledim. Terzi Mehmet: “Fitnat Yenge hiç şüphen olmasın, Üstad Said Nursî Peygamber Efendimiz’in (asm) vekilidir” dedikten sonra Üstad’a yetişmek için hızlı adımlarla yanımdan ayrılıp uzaklaştı.

Üstad Hazretleri, bir müddet Eskişehir’de Yıldız Palas Oteli’nde kaldıktan sonra Isparta Nur Talebeleri, Üstad’ı Isparta’ya dâvet ettiler. 1953’ün Mart ayında Üstad, Isparta’ya gelir ve bir otel odasında kalmaya başlar. Otel ise Bakırcılar Çarşısı’nın tam ortasındadır. Burada bakır kap imalatı yapıldığından gürültü eksik olmazdı. Aynı zamanda otel yeni olduğundan rutubetliydi. Bu durum Üstad Hazretleri’ni rahatsız ederek romatizma ağrılarını arttırmıştı. Üstad, Bakırcılar Çarşısı’nın gürültüsünden ve yeni yapılmış olan otelin rutubetinden rahatsız olduğu için Emirdağ’a gitmek istediğini söyler. Nur Talebeleri ise Üstad’ı Emirdağ’a göndermemek için kiralık bir ev aramaya başlarlar. Bediüzzaman’ın ismini duyan her ev sahibi, korkudan evini ona kiraya vermek istemez. Ümitler tükenirken Tenekeci Mehmet, bir gün çıkagelir ve: “Bizim mahalledeki Fitnat Hanım’ın evi boş” der. Terzi Mehmet ileri atılır: “Onun rahmetli eşi benim asker arkadaşımdır. Ben onunla konuşurum” der. Terzi Mehmet Nur Talebeleri adına bana gelerek evi kiralamışlardı. Ben de evi kim için kiraladıklarını sormamıştım. Bir gün sonra Nur Talebeleri toplanır evi temizleyip, tanzim ettikten sonra Üstad’ı eve dâvet ederler. Üstad da “erkânları kıramam” diyerek kiralanan eve yerleşmeyi kabul eder.

Üstad yedi sene kalacağı Kepeci (bey) mahallesi, yedi numaralı, iki katlı evin üst katını görünce: “Tamam tamam” der. Talebeler Üstadın bu tavrını evi beğendiğine yorarak sevinirler.

Rüştiye Mektebi’nden (ortaokul) mezun olmuştum.  Bir süre sonra Ahmet Efendi’yle evlendim.  Süleyman adını verdiğimiz bir oğlumuz dünyaya geldi. Daha yirmi yaşımdayken eşim Ahmet Efendi, vefat etti. Oğluma sıkı sıkıya sarılarak hayata tutunmaya çalıştım. Onun geleceği için hayatımı ona vakfettim. Oğluma yeri geldiğinde baba, yeri geldiğinde anne oldum. Onun mutsuz büyümemesi için bir daha evlenmedim.

Said Nursî’ye evimi kiraya verdikten sonra Isparta’da bütün gözler üzerime çevrilmişti. Şehirde herkes bu kadın ne zaman tutuklanacak diye dedikodu yapmaya başlamıştı. Yakın akrabalarım; “bu kadın evini nasıl, hangi akılla Bediüzzaman’a kiraya verir” diye benim adıma endişeleniyorlardı. Zaten o yıllarda korku, gizli bir elektrik akımı gibi bütün kalplere sirayet etmişti.

Oğlum Süleyman bir öğle arası evin kapısını kırarcasına yumruklayarak çaldı. Koşarak kapıyı açtığımda karşımda biricik oğlum Süleyman yırtıcı bir canavara dönüşmüş gibi duruyordu. Gülümseyerek: “Ne oldu oğlum? Bir şey mi var?” diye sordum. Oğlum Süleyman’ın ağzı alev saçarak bana: “Sen nasıl olur da evi Said Nursî’ye kiraya verirsin!” diye bağırmaya başladı. Süleyman, elini yumruk haline getirerek işaret parmağıyla Üstad’ın evini göstererek: “Hemen, şimdi onu bu evden çıkaracaksın!” dedi. “Bu Kürt’e evini niye kiraya verdin? Yoksa bu Kürt’le mi evleneceksin!” diyerek beni tahkir ediyordu. Hayatımın 24 yılını onun için heba ettiğim evlâdım bana ağza alınmayacak hakaretler savuruyordu. İğneyle kazdığım kuyum bir anda dolmuştu. Yıllardır büyüttüğüm ağacım kurumuştu. Oğlumun sevgisiyle doldurduğum gönül barajım patlamıştı. Artık kalbimin sarayında oturan oğlum Süleyman’ın güneşi sönmüştü. Kendimi toparlayarak, bir anneden çok onurunu koruyan bir kadın olarak: “Oğlum Süleyman! Beni iyi dinle. Bütün dünya toplanıp üstüme gelse Bediüzzamanı bu evden çıkarmam! Beni paramparça etsen de o bu eve kalacak!” dedim. O günden sonra oğlum Süleyman benden küsüp bir daha evime gelmedi. Nur Talebeleri, oğlum Süleyman’la aramda geçen olayı kısa zamanda öğrenmişti. Nur Talebeleri, bana gelerek: “Sen üzülme! Bundan sonra senin evlâdın biziz! ne olur üzülme” deyip bana yıllarca gerçek evlât gibi sahip çıktılar.

Risale-i Nurla tanıştıktan sonra içimdeki boşluk ve sıkıntıları, hanımlar arasında hizmete katılarak atlatmıştım. Bazı zamanlarda Üstad’ın yemeğini yapmak, çamaşırlarını yıkamak şerefine nail olmuştum.

1960 yılı 20 Mart günü kapım çalındı. Kapıyı açtığımda bir Nur Talebesi: “Üstad sizi çağırıyor.” dedi. Aceleyle hazırlanarak hemen üst kattaki Üstadın evine çıktım. Üstad karyoladaki yatakta gözleri kapalı, baygın bir halde uzanıyordu. Nur Talebeleri de başında üzgün bir şekilde bekliyorlardı. Gözlerini zor açarak: “Hemşirem! Allah’a ısmarladık. Bana duâ edin, rahatsızım” dedi. Beni helâlleşmek için çağırdığını anlamıştım. Yedi yıllık komşuluk hakkı için benimle vedalaşıyordu. Üstad, zor duyulan bir sesle: “Bu kaldığım ev, medresemdir. Bu medreseyi âlemi İslâm’ın medresesi hükmünde görüyorum” dedikten sonra iki Nur Talebesi koluna girerek onu yataktan kaldırdı. Bir daha dönmemek üzere bu evden, medresesinden ayrılıyordu. Urfa’ya doğru yolculuk için hazırlıklar yapılmıştı. Zaten ayrılık keskin bir bıçak gibi hep derine saplanırdı. Yüreğimdeki acı kendini gözyaşlarıyla ifade ediyordu. Gözyaşlarım canımdan parçalar koparırcasına başörtümün üstüne dökülüyordu. Sanki ruhum bedenimden ayrılıyor da acım habire artıyordu. Kalbim sıkıştı. Ayrılığın ölümden daha zor olduğunu acı çekerek öğreniyordum. Üstadın odasından ayrılırken Tahiri Abi’ye: “Üstad bu sefer yerini aramaya gidiyor. Halinden belli, ebedî mekânını aramak için buradan gidiyor” dedim.

Tahiri Abi, o gün evde nöbetçi kalacaktı ve Üstad’ı bir daha görmemek üzere yolcu ediyordu. Üstad, hasta haliyle: “Arabayı hazırlayın! Urfa’ya gidiyoruz.” dedi. Talebelerinin geç davrandıklarını görünce: “Kardeşim! Rüyamda pederim Hz. İbrahim’i (as) gördüm. Beni Urfa’ya çağırdı. Çabuk olun!” diyordu.

27 Mayıs darbesinden sonra oğlum Süleyman tarafından jurnal edilerek, Nurculuk propagandasından dolayı, Isparta Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildim. Risale-i Nur’un tarihinde, ilk defa mahkemeye çıkarılan hanım olma şerefini kazanmıştım. İki yıla yakın süren mahkemem 16.03.1962 tarihinde beraatımla sonuçlandı. 

Oğlum her zaman içimde bir yara olarak beni rahatsız etti. Oğluma karşı olan şefkatim bir zehir gibi bütün bedenime yayılarak beni yataklara düşürdü. Bir anne olarak oğlumu, bütün kötülüklerine rağmen seviyordum. Onun imana gelmesi için çok duâ ettim. Ama yıllarca görüşemedik. En son haberini aldığımda intihar etmişti. Bir anne olarak günlerce oğlumun günahları için ağladım ağladım… 

Okunma Sayısı: 2322
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • emin bozkus

    16.10.2016 07:54:21

    Maşallah kalemine sağlık Misbah Erata Hocam Allah razı olsun

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı