"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kalp emarı

05 Ağustos 2012, Pazar
Bir çift gözün bu yazıdan bir beklentisi olduğunu hissediyor gibiyim. Sevgili okur, küçükken doktor olma hayalim olmamıştı benim. Bu yüzden olmadığım da üzmedi beni. “Kalp Emarı”, bir doktorun tez yazısı değildir. Hüznün girdaplarının sahile vurmasından arta kalanlardır. Yüreklerde sevginin kırıntısını bulmak için bolca gözlem yapıp özlem içinde kaybolan kalemin satırlarıdır.

Bir kalemin son satırları yazar gibi, işte gele gele son ânın ötesinde buldum kendimi. Hayat bitti. Rüyasında kaybolduklarımızla uyanmışız şimdi. Yaşadık, yaşıyoruz, bir baktık alınmış canlarımız ve zifiri karanlıklar şeffaflaşmış aniden. Sorgular çetin, yüreğin sorgusunda ise mütevekkil bir gülümseme…
Bilirsiniz bazı insanlar vardır; şafak vaktiyle doğup akşam ezanında ölürler. Hayatın kısalığında; daracık zamanlar içerisine kaybolup giderler. Üzüntüler hâsıl olur insan olan mahlûkta.. Ve çoğu zaman bu durumlar, kısa ömürde büyük üzüntülere giriftar olan insanları düşündürür bana, lâl olduklarını… Zira hüznün insanları konuşamazlar; küçük üzüntülerin hep konuştuğunu, büyük üzüntülerin ise dilsiz olduğu hatıra gelir müşevveş zihnimde.
Yapraklar sararıp solar, kalpler kararıp solar.. Kalbin karartısıyla ziftleşir kalpler, yürekler soğur. Soğuk kalpten de sıcak söz çıkmaz! Sıcak söz, kalbin hemhemeleriyle yüreğin ocağında kaynar.
Yüreğin sorgulamasını gerçekleştirirken insanların nankörlüklerinden his elde edince, fenalığın esirliğini yaşadım. İçimizdeki envâ-i çeşit duygulardan, beklentilerden, problemlerden, O’na layık olmayı becerebildik mi? Sorguladım; benliklerin konuşmasını, inatlaşmaların artmasını, duâsız ellerin sızlamasını… Cidden dünyayı içine alan ağlıyor, çocukların doğduğu gibi. Bişr-i Hafî der ya: “Eğer halkın seni bilmelerini arzu ediyorsan, bil ki, dünya sevgisinin başı işte bu arzudur.” 
Gaye-i hayat bilinmezse, on paralık etmez insanlar görür gözler. Şöhret peşinde sürünen, kanaatten habersiz hırslı gözler görür gözleriniz. Bir alkış uğruna on takla atıp, dağınık kimliğiyle var olanlar! Aslında ‘ben’ devrede ise alkışlar mağlûp eder insanı, kör eder gözleri. Zalimce duygular arasında yaşayıp giderler, hiç ölmeyecekmiş, ölmeyeceklermiş gibi. Bu kadar kısalık içerisinde “ben”liklerin kocaman olması ne fayda getirmiştir? Dünyalık menfaatleri elde eden kişilere şahid oldum, gözlerinin bir anda nasıl da parladığına... Ne büyük hüsranlıktır bu! Hem dünya bile gözümüzün gördüğü gibi büyük değildir. Bu kadar küçüklükler, acizlikler içerisinde büyüklük taslamak! Der ya Veysel Karani: “Yükseklik aradım, tevazuda buldum. Beylik aradım hayırseverlikte buldum. Şeref aradım, kanaatte buldum. Rahat aradım zühdde buldum.”
Bu ve benzeri duyguların başında nefsin ve şeytanın konuşması geliyor. Bir ömür insana yetmiyor, şeytan ile neden paylaşılsın? Hesaplaşmalarımla, aklım almıyor. Hastayız biz, hasta...
İnsanlar, hasta olunca bazı zamanlarda doktorlar tarafından emar çekilir. Emar’a ihtiyaç duyulur. Emar hastalıkların teşhisine vesile olur çünkü. İçi dışa yansıtan, adeta içi dışı bir âlettir emar. Sıkıntıları, problemleri gösterir. Bütün uzuvlarınızı gösterir bu emar denen âlet, bütün sıkıntıları sıralar bir bir.  Ya manevî kalbin; sıkıntıları, hüzünleri, karartısı? İşte o zaman manevî bir kalp emarı çektirmeye ihtiyacımızın olduğu lâzım geliyor.
***
Şehrin çirkinliklerini gece örter, kalbin çirkinliklerini deri... “Kendine aşk denen her mısranın savaşını bizzat kalbimde yaşadım” diyen yazara hak vermeye başladım. Bazen gönüllerdekileri söylemeye kalkınca dile dolanır, ıztırap olur biliyorum.
Ama bazen üzüntü kaplıyor yüreğimi, sevdiklerimi düşünüyorum, bazı muhabbetlerin şu kısacık dünyaya sığ(a)mayacağını… Sonra “Fa’âlü’l-limâ yûrid” * zihnimde zikrolunuyor buraya sığmayan muhabbetlerin devamı için... Ve kalbimin, muhabbet ve muhabbetin kâinattaki var oluşunu sevmekten hiç yorulmadığını ne olursa olsun görüyorum.
Dünya, öbür âlemin ekim yeridir. Elde edilenler bâkî hayata fayda getirmeyecekse, elde edinilmesi bile hayırlı değildir! Çünkü biz, kimse olmadan yalnız ölecek, tek başına dirilecek, hesap günü tek başına hesaba çekileceklerdeniz. Onun içindir ki, kalplerimize çok dikkat etmenin zamanı gelmedi mi ve artık onları yenilemenin? Kalbî sevmenin ahengi bozulursa ahlâk da kokuşur. Sevgili okur; kalpler çabuk paslanıyor. Nefisler dizginleşmeli. Çünkü nefsin kötü isteklerine mani olunmazsa, o azgınlık bizi bir gün korkunç bir kuyuya atar.
Son satırları yazarken, nokta koymak içimden geldi, her yazının son bir noktası vardır. Kalbi tek noktada toplanan bir noktayım ben.
Ben kalemzen, her dâim kalbe remzen, kalbinizin gerçek sahibine emaneten…
Yazdım işte! Şimdi kurudu ellerim!
Nokta.

Dipnot:
* Dilediğini işleyen, dilediği işi yapan Allah!

Okunma Sayısı: 727
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • meltem turnalı

    18.05.2013 00:00:00

    noktalarınızın devamını beklerim...çok muhteşem bir yazı olmuş... teşekkür ederim kaleminize kuvvet

  • umut

    07.08.2012 00:00:00

    Allah razı olsun.. sağolun

(*)

260.

gün

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı